Orada Bir Mimarlık Var Uzakta…

“Mimarinin günlük hayatta kaliteyi artırma ajandası vardır ve çağdaş mimarinin ana amacı budur; aynı zamanda her iyi mimari insanları içtenlikle karşılamalı, herkese açık ve sıcak bir ev hissi verebilmelidir”

Tabanlıoğlu Mimarlık ve Mimarlar+Han Tümertekin ofislerinin farklı coğrafyalar, farklı kimlikler ve aidiyetler içinde tasarladıkları yapılarından çıkarılan soyutlamaları farklı bir mekân içinde yeniden sorgulayan “ÖTE/DE/Kİ MİMARLIK” sergisinin küratörü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman ve sergi danışmanı Luca Molinari ile sohbet ettik…

ERHAN ACAR

Akbank Sanat, mimarlık dünyasının önemli temsilcilerinden Tabanlıoğlu Architects ve Mimarlar+Han Tümertekin ofislerinin çalışmalarını, “ÖTE/DE/Kİ MİMARLIK” sergisi ile sanatseverlerle buluşturuyor. Sergi, mimari yaratım süreçlerini yeniden ele almak, “bir bakış açısı”nın değil yeni bir “bakış”ın peşine düşmek üzere tasarlanmış. Farklı coğrafyalarda farklı amaçlara hizmet eden bu kamusal yapılar perspektifinde ziyaretçileri “Her mekân öte/de/ki midir? Yoksa her mekân burada, şimdi ve mevcut olanı içerir mi?” sorularına yanıtlar aramaya davet ediyor.

Tabanlıoğlu Mimarlık ortağı Melkan Gürsel’in sergiye dair “…Yerine ve zamanına bağlı olarak, ‘iyi’nin içeriği göreceli olarak değişse de yaşamın akışını kolaylaştırmak, mutluluk katmak mimar için ana odak olmalıdır” yorumu ile Luca Molinari’nin söyleşimizde kurduğu “Mimarinin günlük hayatta kaliteyi artırma ajandası vardır ve çağdaş mimarinin ana amacı budur; aynı zamanda her iyi mimari insanları içtenlikle karşılamalı, herkese açık ve sıcak bir ev hissi verebilmelidir” ifadesi “oradaki” ve “buradaki” mimari yanıtların örtüşmesi ve birbirini tamamlaması anlamında serginin ideolojik sütunlarından birine nitelikli bir örnek oluşturuyor.

Han Tümertekin’in “Daha önce gerek akademik çalışmalarda gerekse bazı projelerde birlikte çalıştığımız Tabanlıoğlu ile ilk kez bu kadar somut ve yoğun bir işbirliği yapma fırsatı bulduk. Tarafların birbirine katkıda bulunduğu, akışkan bir sergi ortaya çıktı” diye tariflediği ÖTE/DE/Kİ MİMARLIK, 05 Ocak 2019 tarihine kadar Akbank Sanat’ta ziyaretçilerini bekliyor.

Serginin hedefi nedir? Söz konusu olan yeni bir soru mu, yoksa modern gizemlere taze ve yeni cevaplar mı arıyoruz?

HASAN BÜLENT KAHRAMAN: Sergiyle mimarlığa yeni bir bakış getirmek istiyoruz. Türkiye’de çok tekrarlandığı üzere bir ‘bakış açısı’ değil. O açı zaten sergiye katılan mimarların yapılarında ve tarihlerinde mevcut. Biz de ona, birikime yeniden bakılsın, o birikimden yola çıkılarak mimarlık üstünde yeniden düşünülsün istedik. Buna mimari yaratım süreci üstünde düşünmek de diyebiliriz. İnsanlar mimari yapıt diye bitmiş, pırıl pırıl bir cam, çelik, alüminyum, seramik yığını görüyor. Ama tasarım nedir, mimar kimdir, boş bir araziye bir yapı oturtmak ne anlama gelir, bu soruları irdeleyen yok. İşte onları izleyiciye sunmak istedik. Bir başka yaklaşımım daha var, belirteyim: Mimarlık bugün tasarımın en ileri aşaması. Mimarlık deyince zaten duvarlar ve tavan değil aklımıza gelen. On binlerce metrekare içinde elektrik, ses, ışık da birer tasarım elemanı. Üstüne üstlük bugün mimarlığın mekân algısına, mekânı dönüştürme yeti ve kapasitesine bakınca ben onu güncel sanattan uzak bir yerde düşünmüyorum. Farkları var demek bile saçma, elbette var. Ama farklar mimarlığın mekâna müdahale ederken, onun modülasyonunu gerçekleştirirken getirdiği işlev-tasarım dengesiyle birlikte düşünülmeli. O bakımdan sergiyi kurgularken bilhassa bu iki boyut üstünde durdum. Üçüncüsü mimarlığın kendi ontolojisine yerleşik olan ideolojik boyut. Mimarlık kadar kendi ontik yapısı içinde ideolojik olan ikinci bir alan yok. Yaptığınız yapı on binlerce yıl ayakta kalıyor mu, hatta bazen yok edildikten sonra anımsanıyor mu, o yapı bütün karakteriyle bir görsellik üretiyor mu? İşte o zaman ideolojik bir noktadasınız demektir. Bu durumda yaratım, tasarım ve gönderim bu sergi bağlamında ele alınabilir.

LUCA MOLINARI: İzleyicileri basit ve anlık bir görseller ve nesneler dünyası aracılığıyla, mimarinin karmaşıklığına ve çağdaş mekân hayalinin içine çekmek istedik. Modern dünyada bir gizem yok; geleceğimizi hayal etmek için mimariden alternatif yaklaşımlar talep eden arzular ve tutumlar var.

Neden bu iki proje? İşe ilk başladığınızda masada kaç proje vardı?

HBK: Masada Tabanlıoğlu ve Tümertekin vardı. İkisi de benim çok uzun zamandır izlediğim, çalıştığım isimler. Onların üretimini zihnimdeki soruları karşılayacak nitelikte gördüğüm için öneriyi doğrudan onlara götürdüm. Kabul ettiler. Etmeselerdi başka bir mimara gitmezdim. Küratör de kendi tercihleriyle ve öznelliğiyle, kendi donanımı ve arayışıyla hareket eden insandır. Sergi, mimarlar ve kendi yaklaşımımı bir bütün olarak görüyorum. İki projenin seçilmesi daha özgül bir süreç. Başka iki proje de olabilirdi. Ama ben özellikle dışarıda gerçekleştirilmiş iki yapı olsun istedim ki, kafamda hazırladığım öte/de/ki mimarlık kavramını somutlaştırayım. Ötedeki mimarlık ve öteki mimarlık. Bu iki yapıyı görsün izleyiciler. Cevaplarını kendileri verebilecektir.

LM: Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman’ın belirttiği gibi seçim basitti. Türkiye mimarlığının önde gelen iki ofisi Mimarlık+Han Tümertekin ve Tabanlıoğlu Mimarlık’ın tasarladığı ve yurt dışında gerçekleştirdiği iki kamusal bina üzerine yoğunlaşmaya karar verdik. Her ikisi de birer modern anıt gibiler ve farklı çevreler ile diyalog kurmak gibi ortak bir misyona sahipler.

Firmaların mimari tutum ve yaklaşımları seçim sürecinizde rol oynadı mı?

HBK: İki mimarlık ofisi de bunca yıldır yapı üretiyor. Tartışıyor. Tümertekin daha soyutlamacı, mimarlığın daha alt ve skolastik sorunsallarını sorgulamacı bir perspektifle kuşatıyor. Tabanlıoğlu daha barok denebilecek açılımları, daha masif ve çok güçlü elemanlarla dönüştürüp ortaya çok incelikli yapılar çıkarıyor. Bu iki mimar için söylenebilecek çok şey var ama birisinde daha incelmiş bir mekân çizgisi izlenirken diğerinde daha dışa vurumcu mekân anlayışı yine çok rafine bir hatta sonuçlanıyor. İşte bunlar bu iki mimarı taşıdı bana.

LM: Her türden küratöryel çalışma, sergiye “konu olanla” kurulan diyalogla başlar. Bu sergi özelinde de, doğru malzemeleri seçmek ve serginin karakterini tanımlamak için her iki ofisle inşa ettiğimiz ilişki, oldukça yoğun ve çok yararlıydı.

Yerel nüfustan bir geri bildirime sahip miydiniz? Halk görüşü değerlendirme sürecinin dışında mıydı?

LM: Malesef mekânları ziyaret edemedik ama yerel bağlamı dinleyebilmek ve anlayabilmek için mimarlar ve üretimleri ile çokça yüzleştik. Sergilediğimiz video ve görsellerin de çevre ve insanlar ile olan diyaloğu çok iyi anlattığını düşünüyorum.

“Bura” ve “ora”nın çerçevelerinin bu çağda biraz üst üste çakışır durumda olduklarını düşünüyorum. Bu sadece kültür, akımlar veya nefretin geçişkenliğiyle değil, aynı zamanda fiziksel sınırların da “istenmeyen kalabalıkları” engellemedeki başarısızlığı ile de ilgili. Manifestonun nihai sorusu özelinde “bura” ve “ora”nın tanımı nedir?

HBK: Bura buradır. Nereye bura derseniz odur. Belki fazla Nietzscheci bir yaklaşım ama böyle. Heidegger de ormandan çıkış yolu arayan yine ormanın içinde aramaktadır o yolu diyordu. Demek ki, burası o kadar sorunlu bir kavram değil. Çünkü son kertede bağışlayıcı, merhametli (rahimden gelen bir sözcüktür bu) daha içeren, uzlaşmacı bir kavram. Ötekini ve orayı konuşmak gerek. Daima uzak, dikenli, çapaklı, batan, yırtan, dışlayan bir yanı var. Pek de öyle çakışmazlar. Tersine çakışmaları üstüne kurulu bir dünya. Ama ben buradaki mimarlığı oraya taşıyarak, buradaki birikimi oraya götürerek, orayı polifonik hale getirerek, oradakini buradakiyle bütünleştirerek kültürel bir temas kurulduğunu gördüm. Sonunda Tabanlıoğlu Dakar’da bir bina yapıyor. Tümertekin de Strasbourg’da Türk misyon binasını inşa ediyor. Yerellik vardır, coğrafya gerçektir ve kültür coğrafyaya daima galiptir.

LM: “Bura” benim için mekânın tarihiyle, sosyal ve ekolojik çevresine gösterilen ilgi ve duyulan saygı anlamına geliyor. Zaman artık sömürge mimarisinin herhangi bir biçiminin zamanı değil. Bir mimar, yurt dışından da geliyor olsa, mekâna bahsettiğim biçimde sessiz bir saygı gösterebiliyorsa, o zaman projesi hem bağlama hem de sakinlerine kaliteyi sunabilir. Mimarinin günlük hayatta kaliteyi artırma ajandası vardır ve çağdaş mimarinin ana amacı budur; aynı zamanda her iyi mimari insanları içtenlikle karşılamalı, herkese açık ve sıcak bir ev hissi verebilmeli.

Manifesto, biz izleyicilere çok katmanlı ve zengin bir soyut yapı sunuyor. Metnin sorduğu nihai sorunun dışında, izleyiciler hangi soruları sormalı?

HBK: “Ben kimim?” diye sorsun izleyiciler. Hayattaki tek gerçek budur. Bu merkezden başlayınca çapları oluşturursunuz. o zaman mesela mimarlık nedir, neden vardır, mekân ne demektir dersiniz. Etrafınızdaki mekân-benlik ilişkisine dönüp bakarsınız. Yeryüzündeki varlığınızı başka planlarda realize edersiniz. Duyumsamak ve sorgulamak hayatın özüdür ama zordur. İnsanlar da biraz zoru sevsinler. Bugünkü hayat her şeyin insanlara komprime olarak verildiği bir dünya. Sonunda ‘tablet’ sadece ilaç değildir. Üstüne kültürün ve uygarlığın nakşedildiği alandır. İşte mimarlık da budur. Coğrafyayı mekâna dönüştürmek meselesidir. Ucuzlaşmayalım: İbn Haldun büyük, çok büyük bir düşünürdür. Ama coğrafya kaderdir derken mekân kaderdir diyordu. Mimarlık kader ötesidir. Çünkü fiziği kullanan bir metafiziktir mimarlık.

LM: Gözlemcinin etrafımıza inşa edilmiş çevrenin karmaşıklığının içine girmek ve bu karmaşıklığı anlamak için sorular sorması gerektiğini düşünüyorum. Bu, mimarlık üzerine düzenlenen her serginin net bir görevi. Aynı zamanda, iyi bir sergi, mimariye bakış açımızı, yaşadığımız dünyaya dair perspektifleri daha şeffaf ve eleştirel şekilde açıklayarak geliştirmelidir. Ofisimin küratörlüğünü yaptığı tüm sergilerde; baştan çıkarma, merak duygusu ile deneysel ve bilimsel kalitenin, kamuya açık bir sergi için doğru karışımı oluşturacak bir dengede olmasını kurgulamaya çalışıyoruz.

Bu kadar soyut kavramın birbiri içine eklemlendiği bir metni bir sergi olarak görselleştirmek eğlenceli fakat ciddi bir meydan okuma gibi gözüküyor. Tasarım süreci nasıldı? Bizi nasıl bir görsel deneyim bekliyor?

HBK: Çok zevkliydi. Ortaya çok güzel bir iş çıktı. Luca Molinari ile çok uyumlu çalıştık. Mimarlarla da öyle. Kelimenin her manasında bir takım çalışması oldu. Ortaya benim istemediğim kadar temiz, güzel ve zevkli bir iş çıktı. Her şeye rağmen ben; daha da kaotik, karmaşık, zor, daha dekonstrüktif bir iş isterdim. Onu başka bir çalışmada gerçekleştireceğim.

LM: Burada düzenlenen bir önceki sergide (İstanbul Tasarım Bienali) kullanılan malzemeleri bir çeşit geri dönüşüm uygulaması olarak kullanmaya karar verdik. Sergi kurulumu bile çağdaş mimarinin tutumu ile ilgili bir şeyler anlatıyor. Ziyaretçilere herhangi bir kültürel sınırlama olmadan çağdaş mimarinin dünyasına girme şansını sunmak adına, gösterimi sade ve temiz unsurlar, görseller kullanarak düzenledik. Buna paralel olarak projelerin güzelliğinin baştan çıkarıcılığı ve içinde yaşadığımız alanların kalitesinin hissedilebileceği keyifli bir alan yaratmaya çalıştık.