Zaha Hadid Architects’in Yeni Adı ZHA Olarak Açıklandı

Patrik Schumacher liderliğindeki Zaha Hadid Architects, Zaha Hadid Vakfı ile yürütülen hukuki sürecin ardından kurumsal kimliğini ZHA olarak değiştirdi; yaklaşık on yıldır kurucusunun adını taşıyan ofisin yeniden markalaşması, mimarlık pratiğinde miras, telif ve kurumsal kimlik ilişkisine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıyor.

Londra merkezli mimarlık ofisi Zaha Hadid Architects, artık faaliyetlerini ZHA adı altında sürdürüyor. Ofisin yöneticisi Patrik Schumacher tarafından duyurulan değişiklik, son yıllarda Zaha Hadid Vakfı ile ofis arasında devam eden hukuki anlaşmazlığın ardından geldi. Süreç, Zaha Hadid’in hayattayken 2013 yılında imzaladığı marka lisans anlaşmasına dayanıyor. Söz konusu anlaşma, ofisin “Zaha Hadid” adını kullanabilmesini sağlıyor ve bunun karşılığında belirli bir telif ödemesi yapılmasını öngörüyordu. Zaha Hadid’in 2016’daki ölümünün ardından marka hakları, mimarın arşivini ve kültürel mirasını yöneten Zaha Hadid Vakfı’na devredildi.

2026 yılının başında Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesi, ofisin bu anlaşmayı yeniden müzakere edebileceğine veya makul bildirim süresiyle sonlandırabileceğine hükmetti. Karar, Zaha Hadid Architects’in kurucu mimarın adını kullanmaya devam etmek zorunda olmadığı yönündeki yorumları güçlendirdi.
Haziran ayında yapılan açıklamayla birlikte ofis, kurumsal kimliğini resmen ZHA olarak değiştirdi. Schumacher, bu değişikliği bir kopuştan ziyade markanın doğal evrimi olarak tanımlarken, ofisin Zaha Hadid’in tasarım mirasına bağlı kalmayı sürdüreceğini belirtti.

İsim değişikliği yalnızca bir yeniden markalaşma kararı olarak değil, aynı zamanda günümüzün büyük ölçekli mimarlık ofislerinin kurucu figürlerle ilişkisi üzerine daha geniş bir tartışmanın parçası olarak değerlendiriliyor. Dünyanın farklı bölgelerinde yüzlerce çalışanı ve çok sayıda devam eden projesi bulunan büyük mimarlık şirketleri, zamanla bireysel tasarımcı kimliğinden bağımsız kurumsal yapılara dönüşüyor. ZHA örneği, mimarlık pratiğinde kurumsal süreklilik ile kurucu mirasının nasıl dengeleneceğine ilişkin soruları yeniden gündeme taşıyor.