Yale Mimarlık Okulu Profesörlerinden Mimarlıkta Yapay Zeka Kullanım Alanları

Yale Mimarlık Okulu’ndan Phil Bernstein ve Vincent Guerrero, yapay zekanın mimarlık pratiğinde hızla yaygınlaşan kullanım alanlarını değerlendirirken, önümüzdeki yıllarda tasarım süreçlerini dönüştürecek dört temel gelişim alanını ele alıyor.

Yale Mimarlık Okulu’ndan Phil Bernstein ve Vincent Guerrero, mimarlık mesleğinde yapay zekanın bugünkü kullanım alanlarını ve yakın gelecekte nasıl evrileceğini ele alan kapsamlı bir değerlendirme yayımladı. Yazı, yapay zekanın yalnızca görsel üretim aracı olmaktan çıkarak bilgi yönetimi, tasarım analizi, yazılım geliştirme ve proje süreçlerinin yönetiminde giderek daha etkin rol üstlendiğini ortaya koyuyor.

Yazarlar, mimarlıkta yapay zekanın geleceğini anlamak için 1966 yılında MIT’li mimarlık tarihçisi Stanford Anderson’ın ortaya koyduğu “problem çözme” ve “problem üzerine düşünme” ayrımına gönderme yapıyor. Anderson’a göre mimari tasarım, belirli kurallarla çözülen doğrusal bir süreç değil; tasarımcıların proje boyunca problemi sürekli yeniden değerlendirdiği dinamik bir araştırma süreci. Makaleye göre günümüzde yapay zeka da bu tartışmayı yeni bir boyuta taşıyor.

Bugün mimarlık ofislerinde kullanılan yapay zeka araçları oldukça geniş bir yelpazeye yayılıyor. Büyük dil modelleri ve sohbet botları, iki boyutlu görsel üretim araçları, video ve üç boyutlu içerik üreten sistemler, farklı süreçleri tek platformda bir araya getiren iş akışı yazılımları ile görevleri yarı otonom biçimde yerine getirebilen yapay zeka ajanları, ofislerin günlük üretim süreçlerine giderek daha fazla dahil oluyor.

Yazıda, küçük ölçekli ofislerin çoğunlukla ChatGPT ve benzeri genel kullanıma açık araçlarla deneyler yaptığı; büyük mimarlık ofislerinin ise kendi proje verilerini kullanarak kuruma özel yapay zeka platformları geliştirdiği belirtiliyor. Yazarlara göre büyük veri arşivine ve yazılım ekiplerine sahip ofisler, bu süreçte önemli bir rekabet avantajı elde ediyor. Makale, günümüzde mimarlık pratiğinde öne çıkan dört temel kullanım alanını tanımlıyor.

İlk olarak yapay zeka, iki boyutlu eskiz ve görselleri daha kapsamlı görsel anlatılara dönüştürmek için kullanılıyor. Görsel üretim araçları artık yalnızca konsept oluşturmakla kalmıyor; tasarımcıların mevcut renderlar üzerinde malzeme, ışık, renk ve biçim değişikliklerini saniyeler içinde denemesine olanak sağlıyor. Video üretim araçları sayesinde bu görseller hareketli anlatılara dönüşürken, yeni nesil “world model” teknolojileri tek bir görüntüden dolaşılabilir üç boyutlu sanal ortamlar oluşturabiliyor. İkinci önemli kullanım alanını bilgi yönetimi oluşturuyor. Büyük dil modelleri, yazışmaların hazırlanmasından teknik dokümanların özetlenmesine, yönetmeliklerin taranmasından kurum içi bilgi bankalarının oluşturulmasına kadar pek çok süreçte kullanılmaya başlanmış durumda. Büyük ofislerde sohbet botları; proje arşivleri, teklif dosyaları, internet aramaları ve kurum içi veri tabanlarını tek platformda bir araya getiren sistemlerin temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Üçüncü başlıkta ise yapay zeka destekli analiz araçları öne çıkıyor. Bazı mimarlık ve mühendislik ofisleri, tasarım alternatiflerini performans kriterlerine göre değerlendiren ya da farklı çözümler üreten analitik sistemler geliştiriyor. Yapısal sistem seçiminden bileşen optimizasyonuna kadar uzanan bu süreçlerde sayısal analizler ile görsel üretim araçları birlikte çalışıyor ve tasarım kararlarını destekleyen yeni iş akışları oluşturuyor.

Dördüncü gelişim alanı ise doğal dille yazılım geliştirme olarak tanımlanıyor. Büyük dil modelleri sayesinde mimarlar yalnızca hazır yazılımları kullanmakla kalmıyor, kendi ihtiyaçlarına yönelik uygulamaları da geliştirebiliyor. Kodlama bilgisi sınırlı kullanıcıların doğal dil komutlarıyla uygulama üretebilmesini sağlayan “vibe coding” yaklaşımı, küçük ölçekli ofislerin bile kendi dijital araçlarını oluşturabilmesine imkan tanıyor.

Yazarlar, tüm bu gelişmelere karşın veri yönetiminin hala sektörün en önemli sorunlarından biri olduğunu vurguluyor. Farklı yazılımların ürettiği uyumsuz veri yapıları, yapay zekanın etkin biçimde eğitilmesini zorlaştırıyor. Bu nedenle gelecekte sektör genelinde ortak veri standartlarının oluşturulmasının kritik önem taşıdığı belirtiliyor.

Makalenin son bölümünde ise önümüzdeki birkaç yıla ilişkin öngörüler paylaşılıyor. Yapay zekanın giderek daha gelişmiş sanal ortamlar oluşturabileceği, bina bilgi modellerinin doğal dil kullanılarak yönetilebileceği ve otonom yapay zeka ajanlarının proje koordinasyonu gibi karmaşık süreçlerde aktif rol üstlenebileceği ifade ediliyor.

Bununla birlikte yazarlar, mimarlığın özünde insanın karar verme sürecinin bulunduğunu hatırlatıyor. Yapay zekanın pek çok görevi üstlenebileceği kabul edilse de, tasarım sürecindeki sezgisel düşünme, malzeme seçimi ve mimari kararların anlamını belirleyen insani yaklaşımın yerini alıp alamayacağı sorusunun halen açık kaldığını vurguluyor. Makale, yapay zekanın mimarlıkta yeni olanaklar sunduğunu kabul etmekle birlikte, bu teknolojilerin mimarın yaratıcı düşüncesini destekleyen araçlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Not
1. Bu haber, “Riba Journal” web sitesinde yayınlanan “How are architects using AI and where will it develop next?” başlıklı haberden çevrilerek elde edilmiştir. (URL: https://www.bdonline.co.uk/ ) (Son Erişim Tarihi: 26.06.2026).

2. Kapak görseli Phil Bernstein ve Vincent Guerrero tarafından üretilmiştir.