RIBA Başkanlık Seçimi Mimarlık Mesleğinin Sorunlarını Çözebilir mi?
Tarih, yaklaşan RIBA başkanlık seçiminin Birleşik Krallık’taki mimarların karşı karşıya olduğu yapısal sorunları çözmede önemli bir fark yaratmasının pek olası olmadığını gösteriyor; mimarlık tarihçisi Neal Shasore, RIBA başkanlık makamına yüklenen beklentilerin gerçekçi olmadığını savunuyor.
RIBA’nın iki yılda bir gerçekleştirilen başkanlık seçimi yeniden gündemde. Bu süreçte adaylar, mimarların “enstitülerini geri kazanması”, “hükümet üzerinde daha fazla etki kurması”, “tasarımın değerini görünür kılması”, “akademiyi uygulamayla yakınlaştırması”, “yaşam boyu öğrenmeyi benimsemesi” ve “düşük ücretler ile gelir eşitsizliğiyle mücadele etmesi” yönünde çağrılar yapıyor.
Mimarlık tarihçisi, London School of Architecture’ın eski genel müdürü Shasore’a göre ise bu vaatler, iki yıllık görev süresine sahip tek bir başkanın, mesleği onlarca yıldır hatta bir asırdan uzun süredir etkileyen yapısal sorunları çözebileceği varsayımına dayanıyor. Yazara göre bu yaklaşım, RIBA başkanlığı makamına gerçekte sahip olmadığı ölçüde geniş yetkiler atfediyor.
Shasore’a göre, bugün mimarlık mesleğinde tekrar tekrar gündeme gelen pek çok sorunun kökeni yeni değil. Yaklaşık yüz yıl önce meslek, mimarların yasal statüsünün tanımlanması ve mesleğin korunması amacıyla çıkarılacak kayıt yasası etrafındaki tartışmalarla meşguldü. Bu süreçte temel anlaşmazlık, önce meslek örgütlerinin birleşmesinin mi sağlanacağı, yoksa önce yasal kayıt sisteminin oluşturulup daha sonra birleşmeye mi gidileceği sorusu etrafında şekilleniyordu.
Dönemin bir diğer önemli sorunu ise bugün de tanıdık gelen çalışma koşullarıydı. Meslekteki arz fazlası nedeniyle ücretli çalışan mimarlar, sayıca çoğunluğu oluşturmalarına rağmen en düşük ücretleri alan ve en az söz sahibi olan kesim olarak görülüyordu. Dönemin yayınlarında düzensiz istihdam, düşük ücretler ve mesleğe giriş sisteminin yetersizliği öne çıkan sorunlar arasında gösteriliyordu.
Bu tartışmalar, kayıt sistemini birleşmeden önce hayata geçirmek isteyen RIBA Defence League’in(RIBA Savunma Birliği) konsey seçimlerinde etkili olması ve birleşme sürecini hazırlamak üzere oluşturulan uzman komiteyi görevden almasıyla yeni bir boyut kazandı. Buna karşılık 1922 yılında kurulan RIBA Emergency Committee (RIBA Acil Durum Komitesi), meslek örgütlerinin önce birleşmesini savunan kanadı temsil etti. Sonuçta parlamentoyu ikna eden yaklaşım bu oldu ve komitenin önde gelen isimleri, 1931 tarihli Architects’ Registration Act’in (Mimarların Kayıt Yasası) kabul edilmesinde önemli rol oynadı. Söz konusu yasa, “Registered Architect” (Kayıtlı Mimar) unvanını yasal koruma altına aldı.
Shasore, RIBA’nın başlangıçta yasal kayıt kurumunun doğrudan kendisi olmayı hedeflediğini de hatırlatıyor. Ancak İşçi Partili milletvekilleri, özel statüye sahip bir meslek kuruluşuna kamusal yetki verilmesine karşı çıktı. Buna rağmen RIBA, savaş sonrası döneme kadar üyelerinin Architects Registration Council’de (ARCUK, bugünkü ARB’nin öncülü) çoğunluğu oluşturmasını sağlamaya çalıştı. Hatta ARCUK’un ilk yıllarda RIBA’nın merkezi olan 66 Portland Place’te faaliyet göstermesi de iki kurum arasındaki yakın ilişkiyi gösteriyordu.
Yazar, tüm bu tarihsel örneklerin yalnızca ilginç anekdotlar olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor. Ona göre bugün mimarlık mesleğinde tekrar eden pek çok sorun, kötü tasarlanmış kurumsal yapıların doğal sonucu. Bu tarihsel arka plan anlaşılmadan, mevcut sistemi anlamlı biçimde dönüştürmek de mümkün görünmüyor.
Shasore, bu nedenle mevcut yapısıyla RIBA başkanlık seçimlerinin meslek açısından kayda değer bir değişim yaratmasını beklemenin gerçekçi olmadığını düşünüyor. Son yıllarda V&A ile ortaklığın sona erdirilmesi, Mimarlık Müzesi girişimi, ARB’nin eğitim reformuna karşı yürütülen mücadele ya da Repeal, Reserve, Regulate kampanyası gibi önemli kararların hiçbirinin başkanlık seçimlerinde üyelerin oyuna sunulmadığını hatırlatıyor.
Yazara göre etkisi sınırlı bir seçim üzerinden doğrudan demokrasi beklentisi oluşturmak, günümüzde her sorunun seçim yoluyla çözülebileceğine yönelik kültürel eğilimin bir yansıması. Eğer amaç üyelerin doğrudan belirlediği güçlü bir liderlik modeli oluşturmaksa, iki yıllık görev süresine sahip sembolik bir başkanlık makamı bunun için uygun bir araç değil. Gerçek demokratik hesap verebilirlik ise kararların alındığı ve politikaların üretildiği mekanizmaların denetlenmesiyle sağlanabilir.
Bu nedenle Shasore, mevcut adayların niyetlerini olumlu bulsa da seçim kampanyaları etrafında oluşan iyimserliği paylaşmadığını belirtiyor. Yazara göre daha fazla hesap verebilirlik, daha güçlü bir strateji ve daha tutarlı politikalar talep etmek gerekli; ancak bunların tek başına RIBA başkanının yetki alanında olduğunu düşünmek yanıltıcı bir beklenti yaratıyor.
- Bu haber dezeen web sitesinde yayınlanan “There’s no point hoping that this RIBA presidential election can make much difference” başlıklı haberden çevrilerek elde edilmiştir. (URL: https://www.dezeen.com/2026/06/25/neal-shasore-riba-presidential-election-opinion/) (Son Erişim Tarihi: 26.06.2026)



