Gazze’ye Karşı Beyrut Gerçeği
Suha Özkan Hon. F AIA
Geçen ay, Gazze üzerine genellikle yayın ortamında dolaşan, ABD kaynaklı olduğu bildirilen, Akdeniz kıyısında kumsal boyunca düşlenen “gayrimenkul geliştirme projeleri”ni paylaştık. Önerilerin kime ya da hangi kuruluşa ait olduğu belirli değildi. Geçen kısa zaman içinde Donald Trump’ın damadı Jared Kushner hiçbir kentsel yaşam bağlamı ile uyuşmayan izlediğiniz önerileri Davos’ta sundu. Biz hep “Kent insandır” kavramının egemen olduğu ortamda eğitildik. Herhangi bir kentsel yaşamın yararı insanların varlığına ve onların o ortamdaki mutluluğuna bağımlı olmayacaksa, insanlık açısından ne değeri olabilirdi ki?
Gazze’de yaşanan kasıtlı bir nüfus eksiltilmesi (depopulation) için kişi başına orayı terk etmek için 140 bin Dolar, aile başına da 400 bin Dolar verildiği Batılı ciddi gazetelerde yer alan bildirimler arasında. Kısacası oraya yüzyıllardır ait olan, oranın gerçek sahipleri “Yeni Gazze”de var olamayacaklar. Daha acı ne olabilir? Oysa o alana her ne yapılacaksa öncelikle arazi ve arsa sahiplerinden hiç değilse hayatta kalanların, yararlanıp yaşamlarını sürdürebilmeleri düşünülemez miydi?
Washington Post gazetesinin bildirimine göre Gazze’nin yönetim merkezi olacak “Yeni Rafah”ta 500 bin nüfus 100 bin konut biriminde yaşayacak, 200’den çok okul, 75 sağlık birimi, 180 cami ve kültürel kuruluş olacak. Oranın yerli halkı oradan kovalanırken bu yeni nüfus nereden gelecek?
Lübnan, saygın bir demokrasi ile yönetilen farklı inançların, etnik grupların, tarihsel kökenlerin bir arada yaşadığı laik bir ülkeydi. Şimdi de öyle. Ne yazık ki Lübnan bu çoğulcu birlikteliğine karşıt olan güçlerin ateşlemesi ile 1973-1992 yılları arasında çok acıklı bir iç savaş ve yıkım yaşadı. Ülke barışa kavuştuğunda yönetim için bir politikacı seçileceğine başarılı işler gerçekleştirmiş yatırım, kentsel gelişim ve maliye uzmanı bir kişi, Rafiq al-Hariri (1944 – 2005) seçildi. Hariri savaş sonrası yeniden yapılanma döneminde bugün Gazze’ye önerilenlerin tam tersini yaptı. Bu başarısını hayatı ile ödemiş olsa da Beyrut modeli artık üniversitelerde kentsel planlama, tasarım ve kavramları konusunda incelenen önemli bir uygulama olarak yerini aldı. Elbette hiçbir çözüm ya da uygulama kusursuz değildir; ama tümüyle insana özgü ve onlarla yıpranmış, yok olma aşamasına gelmiş, yeni bir var oluştur. Kenti kendi içsel erkelerini yapılandırmayla yeniden kurmak önemliydi. İnsanların bu oluşum içinde yer almaları ancak kalan en geçerli değerleri olan mülkiyet bağlamında olabilirdi.

İç savaş sırasında Beyrut.

Beyrut’ta Osmanlı mirası.

Beyrut’ta Osmanlı mirası.
Yeniden varoluşu bir gayrimenkul geliştirme projesi olarak ele alan Hariri, plan, proje ve uygulamayı “Solidere” olarak adlandırılan anonim şirket aracılığıyla ve özel çıkarılmış yasal yetkilerle yönetecekti. Beyrut gibi çok değerli coğrafi ortamda projenin gerçekleşmesi için olabilecek iki katkı grubu vardı. Birinci grup, iç savaş boyunca hırpalanmış kentsel ortamda sağ kalabilmiş emlak sahipleri olmalıydı ki yenilenmiş Beyrut’ta kentsel yaşam sahiplenilsin ve canlı bir yeni yaşam gelsin. Kaynak olacak ikinci grup ise çeşitli nedenlerle Lübnan’dan ayrılmış başka ülkelerde iş kurmuş olan varlıklı kişilerdi.
Solidere A ve B olmak üzere iki hisse türü oluşturdu. Yitirdikleri varlıklarla katılanlar hem yitik emlaklarını yeniden devreye sokup yaşamlarını sürdürecekler hem de oraya canlılığı getiren kentliler olacaklardı. Savaş sonrası bir ortamda bu kolay değildi. Dolayısıyla kişisel bildirim ve tanıklık temel alındı. Ama sahipliliğin belirlenmesi, yatırımı engellemeyecek bir tutumla yargıya bırakıldı. Kısacası bir kişi, “Benim burada bakkalım ya da berberim vb. vardı, yıkıldı,” diye bildirdiğinde komşu tanıkların desteği ile, yeni projede o ortam sağlanıyor, kullanıyor, yaşamını sürdürüyor. Ama tapulu sahipliliğe, doğası gereği uzun bir zaman gerektiren yargı karar veriyordu. Kısacası en yakın zamanda gerçekleşen ortamda ve geleneksel olarak var olduğu ortamda işini sürdürüyor ve yeniden kent yaşamını oluşturuyordu. Ama son sözü yargı aracılığı ile “adalet” söylüyordu. Eğer Gazze ile kıyaslarsak, orada o ortamın tarihsel ve yasal sahipleri dışarı sürülüyor. Yerine kimlerin (!) geleceği ise bilinmiyor.
Ülkelerini seven ve onun geleceğine inanan varlıklı kişilerden oluşan ikinci grup ise güvendikleri Beyrut gayrimenkul yatırımına katılarak ülkenin yeniden yapılanmasına destek olurken, varlıklarını da mali olarak değerlendiriyorlardı. Kısacası ülkeyi terk etmiş ve başka ülkelerde başarılı olmuş kişilerin sevgisi ve güveni parasal yatırım kaynağı oluyordu. Yeniden yapılandırma konusunda, Gazze’deki gibi hayal ürünü ittirme düşsel öneriler yerine Beyrut’ta kentin tarihi ortamının yeniden kazanılması için onarımlara kaynak sağlanıp öncelik verildi. Burada hastane ve garnizon türü 1900’lerde inşa edilmiş yapılar yeniden yaşama kavuştu. Savaş sonrası ortaya çıkan Roma Dönemi kent kalıntıları ve eserler, Beyrut tarihinin yeniden yazılması gereğini doğurdu. Bu alan tümüyle korunarak kent ortasında “müze” gibi sunuldu.

Mimar Rafael Muneo’nun Beyrut Kent Merkezi Çarşı (Souk) Yarışması’nı kazanan önerisi.

Mimar Rafael Muneo, Beyrut Kent Merkezi Çarşısı (Souk).

Mimar Rafael Muneo, Beyrut Kent Merkezi Çarşısı (Souk).

Mimar Rafael Muneo, Beyrut Kent Merkezi Çarşısı (Souk) ve yakın tarihi çevre.

Beyrut Yıldız Meydanı (Place d’Etoile).

Beyrut Yıldız Meydanı (Place d’Etoile).

Beyrut Kent Merkezi’nde ortaya çıkarılan Roma uygarlığı mirası.
Yeni yapılar için başta var olan çevreye uyuma önem verildi. Bağlamsal mimarlık öncüsü Rafael Muneo, Beyrut Kent Merkezi Çarşısı (Souk) Yarışması’nı kazanarak öncülük etti. Beyrut büyük ölçüde kendi ortamına kavuştu. Bitirirken Rafiq Hariri’yi rahmetle; dostlarım Lübnan kültür işleri öncüsü, Saida’da Aga Khan Mimarlık Ödülü’nü kazanan Bahia Hariri ile uzun yıllar Solidere’in mimarlık ve planlama yöneticisi olan Osama Kabbani’yi takdir ve sevgiyle anmak isterim.


