Bugünün Işığında “Geçmiş”

Prof. Dr. Şengül Öymen Gür (1)

Doğan Kuban Hocamız “Çağ kapanmadan tarih yazılmaz” derdi. Bu nedenle XXI. yüzyıl mimarlığını kavramak ve aktarmak zorlu bir iştir. Onu ancak bir önceki dönem olan modernleşme dönemiyle karşılaştırmalı olarak irdeleyerek kavramak olanaklıdır. Tam da bu nedenle modern mimarinin paradigmalarını ve kavramlarını yeniden serimlemek ve anımsamak gerekir.

“Toplumun değişen taleplerini iyi anlamak, yerleşik değerler ve biçimler ile bireysel söz arasındaki titreşimleri anlayışla kurmak, zamanda referans noktalarına sabırsız metamorfozlar ve postülalar atamamaya özen göstermek, toplumun ve çeşitli kesimlerinin inançlarında ve duyarlılıklarında yaşanan içsel dönüşümleri anlamaya çalışmak önemlidir. Nedensellikleri açıklarken sezgisel yollara başvurmak, niyetler karşısındaki engelleri önden kestirmek, dışarıdan gelen uyarıları ve esinleri iyi kavramak ve nerede hayata geçirilebileceği konusunda eğitimli tahminlerde bulunmak gerekir. Kısacası sonuçta, algılama, soyutlama ve yorum, mimarın sentez yeteneği ile büyük ölçüde ilgili bir konudur (2).”

Modern dönem, insan gereksinmesinin, devletin ve sivil toplum kuruluşlarının talebiyle örtüştüğü akıl çağıdır; temel şiarı bilimsellik ve rasyonalitedir. Diğer amaçları ya bundan türer ya da buna eşlik eder. Tam da bu nedenle modern mimari dönem, disiplinin uzun tarihinde mimarın en otonom olabildiği ilk ve son dönemdir. Bu bağlamda “rasyonalizm” (standartlaşma, modüler eşgüdüm, ölçü ve standartlar), “minimalizm”, “pürizm”, “asketizm”, “elementerizm”, “fonksiyonalizm”, “strüktürel potansiyeller” gibi kavramları anımsamakta yarar vardır. Elementarizm, rasyonalizm, minimalizm ve pürizm gibi üsluplar modern mimarinin gerçekleşmesinde önemli olmuş biçimlendirme araçlarıdır. Diğer yandan Frank Lloyd Wright 20. yüzyılda modern mimarinin en ünlü kişilerinden birisi olmuş ve “organik mimari” kavramını mimarlık literatürüne özenle işlemiştir; “organik mimari” terimi onunla özdeşleştirilir. Avrupa’da Alvar Aalto kültürel birikime dayalı heterotopya (çok-biçimlilik) kavramını işlevsellik açılımından biri olarak benimsemiş ve üstün başarıyla uygulamıştır.

Modern kentsel planlama ve tasarım ise 19. yüzyıl endüstri kentlerinin olumsuzluğuyla başa çıkmaya uğraşıyordu: Su, ışık, hava, mahremiyet bunların başında gelmekle birlikte, bütün yeni işçi bölgelerinin eski Orta Çağ kentlerine eklemleniyor olması da cabasıydı. 1934 yılında Atina Tüzüğü’nde yer verilen CIAM kongresinin tutanakları kentlerin geleceği hakkında muazzam bir söylemdir (3). Bu tutanaklarda alınan prensip kararları dünyanın çeşitli yerlerinde hala aciliyetini korumaktadır. Modern mimarinin fonksiyonalizm (işlevsellik) savını anlamak için bu tutanaklara bakılabilir. Modern mimarinin strüktürel potansiyellerini nasıl keşfedip geliştirdiği ise apayrı bir öyküdür. Bu bağlamda Frank Lloyd Wright’ın Froebel Blokları ve Le Corbusier’nin Maison Dom-Ino ile ifade ettiği strüktür anlayışını, zemin kat ve cephenin özgür tasarımı gibi tasarım kavramlarını, çatı bahçeleri, bant pencereler, pilotisler gibi artikülasyonlarını saymak olanaklıdır.

Modern mimariyi dönüştüren en önemli burkulma kapitalizmin post-kapitalist evreye girmesidir. Neoliberal politikalar ve küreselleşme ile tanımlanan post-kapitalizmin amacı hız, tekelleşme ve doğal olarak kardır. Egemenlik yöntemi ise güç merkezinden çeper ülkelere örtük politikalarla yumuşak yollardan ulaşmaktır. Postmodernitenin postmodern mimarlık ve sanatlarla karıştırılmaması gerektiği Habermas (1980) tarafından savunulmuş olsa da mimari ve hatta sanatsal uygulamalar uluslararası ve ulusal politikalardan çok da ayrı düşünülemez (4).

Uluslararası politikaların başında küreselleşme, sonra ahlak sorunsalı gelir. Küreselleşme; kültürel, ekonomik ve toplumsal stratejiler çerçevesinde yeni bir yapı ortaya koymuş; iletişim ve ulaşım ağlarının gelişmesiyle birlikte dünyaya yayılarak toplumsal alanları çok boyutlu yapısı ve evrensel dinamikleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmıştır. Sermaye lehine geliştirilen çeşitli düzenlemeler yoluyla, farklı coğrafyalarda mevcut toplumsal düzenin işleyişinde ve yaşamı ilgilendiren her alanında radikal dönüşümler gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmektedir. Mimari büyük oranda bu yeni anlayışa ayak uydurmuş, başvurduğu asal kavramlarda yeniden düzenlemeler yaparak yeni durumu büyük ölçüde benimsemiştir. Halk için yapılan ve yaptırılan binaların yerini kurumsal ve bencil (mimarın kendini alkışladığı) şirket mimarlığı almıştır. Artık dünya kentleri, özellikle büyük kentler, takımadalar (archipelago) şeklinde gelişmektedir. Bu “yeni-üretkenlik” karşımıza çeşitli mimari cambazlıklarla çıkarken teknolojik bir dürtü ile hareket etmekte, kurumsal yerleşkelerin bir çoğu karşımıza zarf mimarlığı şeklinde çıkmaktadır. Buna karşılık kültür merkezleri, müzeler, sergi salonları, eğlence-dinlence yerlerinde Zaha Hadid öncülüğünde başlayan parametrisizm yeğlenmektedir (5).

Modern mimarinin sahiplendiği toplumda, etik ve ahlakla ilgili aksiyom ve edimler unutulmuştur. Toplumsal ütopyalar, modası geçmiş kavramlar olmuştur. Neoliberalizm mimarlık mesleğini modern birlik-bütünlük fikrinden “metodolojik alan” anlayışına kaydırmıştır. Diğer yandan halkın mimarlarının veya doğrudan kendisinin elinden çıkan miniskül mimari (6) düşey kentleşmenin hemen çevresinde geniş alanlara yayılmıştır. Çok zaman aldığı ve masraflı olduğu gerekçesiyle artık katılımlı tasarım yöntemleri de uygulanmamaktadır. Mimari göstergenin bütünlüğü bozulmuş, keyfileşmiş, gösteren ve gösterilen arasındaki ilişkinin çözümlenmesi bir tür gerilime dönüşmüştür.

Anlam kökünden koparılmıştır. Anlam çözümlenmesi bugün dilbilim, göstergebilim, anlambilim, yorumbilim gibi alt başlıklara yayılmıştır. Mimarlıkta bu disiplinler; endekslerin, ikonların, simgelerin dolayısıyla şekillerin ve biçimlerin plan, kesit, cephe ve kütle düzeyinde irdelenmesinde kullanılır ve yorumlanırdı. Postmodernizm birçok yüzer-gezer format türetmiştir (7). Diğer yandan, bir grup yakın dönemli mimari, mimarlık kuramının bir alt açılımı olan “fenomenoloji” (olgubirikimsel öğrenme) diye bilinen, bir felsefi sorgulama yöntemine dayanır. Fenomenolojik yaklaşımların geç modern söylemdeki konum, yer, peyzaj ve inşa gibi sorgulamaların gelişmiş sonuçları olduğu savunulur. Dekonstrüksiyon (yapıbozum) ise modern mimariyi sorgulama biçimlerinden biridir; Eisenman, modern varsayılan her şeyle gerçeklik ve anlamsal farklılaşım üzerinden yüzleşir. Bu şiarı benimseyen Peter Eisenman tasarımlarının fevkalade sonuçlar verdiği yadsınamaz (8). Galiçya Kültür Merkezi (2011), örneği hariç (9).

Mimarlık tarihinin “modern” tipolojileri artık çok belli başlı mimarlar tarafından, örneğin Richard Meier, Claude Vasconi gibi, çarpıcı kompozisyonlar şeklinde dikkat çekici bir biçimde halen kullanılmakta, zarafetleri hayranlık uyandırmaktadır. Diğer yandan unutmayalım ki son yıllarda Pritzker ödülleri yere özgü sade, yerel malzemelerle tasarlanan modern tasarımlara verilmektedir. Buna da “bağlamcılık” diyoruz (10).

Yer/Bölgecilik/Bağlamcılık

New York’ta 1916’da başlatılan zonlama anlayışı kentsel peyzajı bozduğu için çok eleştirilmişti. Araba ve yol ağırlıklı tasarımlar komşulukları ve yaya yollarını, Bronx’ta olduğu gibi, darmadağın etmişti. Sonunda öyle bir noktaya gelindi ki, bu başıboş duruma karşın ironik bir biçimde, New York’un “güzel” olduğu bile yazıldı (11)! Tek ev, tek araba fikri ve kent eteklerindeki lüks yerleşmeler tüm dünyada megapolitan yayılmayı beraberinde getirdi. Bu durum dünyanın tüm büyük kentlerinde yaşandı ve halen yaşanmaktadır. Burada da ciddi sorunlar vardır (12). 1960’lardan sonra kentlerin belli başlı yerlerinde tek tek veya kümeler halinde boy gösteren ofisler, rezidanslar, alışveriş merkezleri gibi yapılar küresel kentlerde kentsel peyzaj anlayışını tamamen yok etti. Bunu öngören Theodor W. Adorno bütünlük söylemine karşı yerellik söylemini önermiş ve “küçük öyküler”in bir çözüm olabileceğini ileri sürmüştü (13).

Bağlamcılık böyle başlayan bir öyküdür. Mevcut koşullara uyum, kendi yağıyla kavrulma, ideal tipler ve mevcut bağlam arasında diyalektik olarak tarif edilebilecek olan bağlamcılık, Gestalt kuramındaki muallak değerliliğin olumlu karşılanmasına ve anlamın çoğalmasına izin verdi. Bağlamcılık her türlü aynılaştırıcı etkilere karşı özgün mekanları savunan bir duruş oldu. Dekupaj, brikolaj ve kolaj yoluyla çoklu referanslar ormanına bir bütünlük verme çabası olarak gündeme geldi. Okuma ve anlam kuramlarına, kentsel imgelere, küçük ölçekli konut bölgelerine, güçlü sınır fikri barındıran takımadalar (archipelago) fikrine ve geleneksel kodlarla başvuruldu. Bu anlamıyla bağlamcılık Frampton’un bölgecilik fikrinden, daha sonraları Eggener ile birlik olup savundukları “eleştirel bölgecilik” fikrinden bile çok farklıdır. Bağlamcılık siyasal değil; mimaridir. Yer kavramını barındırır.

Yer, öncelikle ve özellikle bir insan/doğa tartışmasıdır. Heidegger’in “İnsanın doğayla ilişkisi insan deneyimlerini zenginleştirmek açısından elzemdir” görüşünü Gregotti, Raimund, Abraham, Andō gibi isimler gönülden benimsediler: Yerin önemli ögeleri farklılıkların barındırıldığı noktalardır. Sınırlar ve eşikler bu noktada çok önem kazanırlar. Gregotti, “Bir yere bir taş koymak, değişimlerin başladığı ana işaret eder” der (14). Tadao Andō yer konusunun önemini “Mimarlık, insan ve doğanın yüzleştiği yerdir” diyerek vurgular (15). C. Norberg-Schulz yer bağlamında “genius loci”, yerin tamamen kendine özgü karakteri fikrini işlemiştir (16). Bu noktada belirtmek gerekir ki bölgesel ve kırsal mimariler, evrenselleştirici güçlerin karşısında olurlar. Geç modernler fenomenolojik yerin nostaljik ve modası geçmiş bir olgu olduğunu söyleseler de yerin açık ve özgürleşimci bir kavram olarak yeniden keşfi, modern-sonrası önemli bir grup mimar ve eleştirmen tarafından gündeme taşınmıştır. Diğer yandan, katılımlı tasarım maliyeti artırıyor gerekçesiyle artık uygulamadan kalktıysa da; halkın, kullanıcının görüşleri artık alınamıyorsa da; en azından yerin talebini kavramak ve yorumlamak için kaygısal ve görsel yollar hala açık.

Tam da bu nedenle bağlamsal mimarinin yerel örnekleri modern sonrasında karşımıza çıkan güçlü yaklaşımlardan biri oluyor. Bu bağlamcı mimarinin özel bir durumu sayılabilen mimariye vernaküler/yerel mimari diyoruz (17). Vernaküler/yerel mimari halkın içinden çıkan, usta-çırak ilişkisine dayalı deneme, yanılma, düzeltme yöntemleriyle yetişen kişiler tarafından oluşturulan mimarlıktır. Vernaküler, coğrafyaların kendilerine has kültürel yapısını ve o bölgede daha önceden denenmiş, yoğun kullanım olanağı bulmuş malzemelerle gerçekleştirilmiş yapı sanatını anlatır. Bir başka deyişle, kendine özgü olmasıyla başka çevrelerden ayırt edilebilen bir mimari çözümdür. Yerel halkın öylesine alıştığı bir çözümdür ki; bu tarzın iç göçlerle çeşitli coğrafyalara, yerleşmelere taşındığı durumlar mevcuttur. Diğer yandan malzeme özelliklerini sağlamak, orada kullanılan tektoniği öğrenmek zordur. Fakat bu zorlukları Afrikalı aşıyor ve Pritzker ödülleri alıyor… Bu halkın tam anlayamadığım bir özelliği var: Kendine ait olmayana, medyatik olana özenmiyor!

Olası tasarım seçenekleri böylece özetlendikten sonra artık inceleme konusu olan coğrafyanın şekillenmesinde etkili olmuş mimari tarzlar, formlar ve formatlar üzerinde konuşabiliriz.

Türkiye Mimarlığının Şekillenmesi 
Herhangi bir dönemde bir ülkenin mimarisinden genel olarak söz edilecekse şu noktanın kabul edilmesi gerekir: Ülkemizin merkez mimarlığının ürettiği uyarıcı örnekler, yerleşim düzenleri, mimari biçimler, plan örgütlenmeleri, formatlar ve malzeme çeşitliliği yerele ışık tutar ve öncülük ederler. Ancak böylece bir ülke mimarlığı doğar ve benimsenir. Ve ancak o zaman bir ülke mimarlığından genel olarak söz edilebilir. Böyle etkileyici, öğretici “trendsetter” örnekler var mıdır derseniz; vardır. Bunlar yarışma yoluyla elde edilmiş, yerel mimarlığa ders veren ürünlerdir (18). Bu konularda taşraya katkı veren mimar, ülke geneline damgasını vurur (19). O yüzden bu tür binaların yıkımları içimizi yakar!

Ülkenin dünya ekonomisine eklemlendiği 1950-1960 yılları arasındaki dönemde; genel anlamda pek çok değişiklikler yaşanmıştır. NATO’ya katılımın gerçekleştiği bu dönemde milli mimarlık düşüncesi terkedilmiş, bu düşünceyle birlikte dışa açılım sağlanmış; serbest ticaretle birlikte teknik anlamda hem malzemenin hem de bilginin içalımı kolaylaşmıştır (20).
Türk mimarlar (rasyonel, işlevsel) bu düşünceleri o dönem koşulları çerçevesinde izlemeye çalışmış; daha kişisel yorumlar, yeni malzemeler, teknik olanaklar ve yeni biçim dilleri aranmıştır. Zenginleşen malzemelerin ve teknik bilgilerin ülke geneline uyarlanması hedeflenmiş; bu anlamda eski ve yeni malzemelerin (çelik, betonarme) yapı şartnamelerinin çıkarılması, mali hesapları, yapı malzeme araç ve gereçleri standartlaştırılması gibi mimarlık ve uygulamaları yasa ve yönetmeliklere oturtulmaya çalışılmıştır (21). Aynı anlayışın eğitim alanında da kabul edildiği görülmektedir. Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakülteleri’nin açılması ve yabancı mimarların eğitime katılımlarının sınırlandırılması eğitim alanındaki diğer iki önemli gelişmedir. Dönemin bir diğer farklılığı da 1952 yılında yürürlüğe giren mimarlık ve şehircilik proje yarışmalarının düzene oturtulması, 1954 yılında meslek locaları örgütlenmesi ile birlikte Mimarlar Odası’nın kurulmasıdır (22).

Bu dönemin mimarları ve yapıları henüz basılmamış bir çalışmamda özetlenmiştir. Bunlar arasında Orhan Bolak, Gazanfer Beken, Orhan Bozkurt, Kemal Ahmet Aru gibi hocalarım vardır. Doğan Tekeli, Sami Sisa, Muhlis Türkmen, Utarit İzgi, Vedat Dalokay, Turgut Cansever, Nevzat Erol, Abdurrahman Hancı, Vedat Özhan, Tuğrul Devres, Enver Tokay gibi, daha adını sayamadığım birçok değerli isim vardır. 1960–1970 arası dönemin başında siyasal ve sosyal alandaki gelişmeler, Türk mimarlarını toplumsal sorunlara eğilmeye itmiştir. Cumhuriyet’in ilanından itibaren kalkındırılmaya çalışılan ülkede; “Mimarlığın köye inmedikçe ulusal mimarlık davasının çözümlenemeyeceği” ve Orta Anadolu köylerinde aile tarım işletmesi binalarının inşası gibi konular gündeme gelmeye başlamıştır (23).

Günümüz mimarlığının temellerinin atıldığı, pek çok üniversite yapısının başladığı ya da tamamlandığı, diğer yandan toplu konut ve sanayi yapılarının inşası her şeye karşın bu dönemde hızlanmıştır. Ancak bu hızlı sanayileşme ve kentleşme beraberinde birtakım sorunlar getirmiştir. Gecekondu sorunu ve tarihi çevre kirlenmesi de bu dönem başlamış ve bugün seçim propagandası olan genel aflarla vahim-cinaî boyutlara ulaşmıştır (24). Bu zorlu koşullarda da olsa 1960-70 yılları arasında özellikle üniversite binalarının yapımı sürdürülmüştür; KTÜ Fizik Bölümü, Kimya Bölümü ve Mimarlık Bölümü, Nihat Güner/Mustafa Polatoğlu, yarışma projeleridir (1963); Makine Fakültesi, Elektrik Fakültesi, Rektörlük Binası ve Oditoryum Doğan Tekeli/Sami Sisa/Reyhan Koçhisarlıoğlu yarışma projeleridir (1968). KTÜ Jeodezi Bölümü, Jeoloji Bölümü, Orman Fakültesi Laboratuvarı Uçkun Atay/Atilla Atay yarışma projeleridir (1968). Bu binalar sadece kusursuz mekan örgütlenmeleri ile öne çıkmazlar, üniversite bina tasarımını öğreten örneklerdir. Hele Doğan Tekeli ekibinin tam ortadan tek çelik kirişle geçtiği koca oditoryum unutulur gibi değildir.

Resim 1. Mimarlık Bölümü, Nihat Güner & Mustafa Polatoğlu, yarışma projeleridir (1963).

Resim 1. Mimarlık Bölümü, Nihat Güner & Mustafa Polatoğlu, yarışma projeleridir (1963).

Resim 2. KTÜ Jeodezi Bölümü, Jeoloji Bölümü, Orman Fakültesi Laboratuvarı Uçkun Atay/Atilla Atay yarışma projeleridir (1968).

Resim 2. KTÜ Jeodezi Bölümü, Jeoloji Bölümü, Orman Fakültesi Laboratuvarı Uçkun Atay/Atilla Atay yarışma projeleridir (1968).

Resim 3. KTÜ Jeodezi Bölümü, Jeoloji Bölümü, Orman Fakültesi Laboratuvarı Uçkun Atay/Atilla Atay yarışma projeleridir (1968).

Resim 3. KTÜ Jeodezi Bölümü, Jeoloji Bölümü, Orman Fakültesi Laboratuvarı Uçkun Atay/Atilla Atay yarışma projeleridir (1968).

Resim 5. Makina Fakültesi, Elektrik Fakültesi, Rektörlük Binası ve Oditoryum Doğan Tekeli/Sami Sisa/Reyhan Koçhisarlıoğlu, yarışma projeleridir (1968).

Resim 5. Makina Fakültesi, Elektrik Fakültesi, Rektörlük Binası ve Oditoryum Doğan Tekeli/Sami Sisa/Reyhan Koçhisarlıoğlu, yarışma projeleridir (1968).

Resim 4. Makina Fakültesi, Elektrik Fakültesi, Rektörlük Binası ve Oditoryum Doğan Tekeli/Sami Sisa/Reyhan Koçhisarlıoğlu, yarışma projeleridir (1968).

Resim 4. Makina Fakültesi, Elektrik Fakültesi, Rektörlük Binası ve Oditoryum Doğan Tekeli/Sami Sisa/Reyhan Koçhisarlıoğlu, yarışma projeleridir (1968).

Resim 6. Atatürk Kültür Merkezi, Oditoryum.

Resim 6. Atatürk Kültür Merkezi, Oditoryum.

Aynı yıllarda diğer örnekler eşzamanlı gibi görünmekte ve fakat ideolojileri açısından çeşitlilik göstermektedir. Örneğin, M. J. Saugey & Yüksel Okan, Büyük Ankara Oteli, 1960; Emin Onat & Sedad Hakkı Eldem, Hukukçular Apartmanı, 1960–66; Behruz Çinici & Altuğ Çinici, ODTÜ Kampüsü, Ankara, 1961; Doğan Tekeli & Sami Sisa, Stad Oteli, Ankara, 1962; Yılmaz Sanlı & Yılmaz Tuncer & Vedat Özsan, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 1962–67; Orhan Şahinler, Ticaret Odası, İstanbul, 1963; Sedad Hakkı Eldem, Zeyrek SSK Kompleksi, İstanbul, 1963; Ertur Yener, Anadolu Kulübü, Ankara, 1963-1968; SİSAG Projelendirme Grubu, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 1964; Şevki Vanlı & Ersen Gömleksizoğlu, Öğrenci Yurdu, Tandoğan, Ankara, 1965, Merkez Bankası, Bursa, 1966-1967; Turgut Cansever & Ertur Yener, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1967; Yalçın Tezcan & Esen Bolak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ankara, 1967; Utarit İzgi & Esat Süher & Asım Mutlu, Ziraat Bankası, Harbiye-İstanbul, 1967; Aydın Boysan, Arçelik Fabrikası, Çayırova, İstanbul, 1967; Mukbil Gökdoğan & A. Sabri Oran & W. Tiedje, Yapı ve Kredi Bankası, Ankara, 1968; Cengiz Bektaş & Vedat Özsan & Oral Vural, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü, Ankara, 1968; Günay Çilingiroğlu & Muhlis Tunca, Reklam Binası, İstanbul, 1969; Hayati Tabanlıoğlu, Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul, 1969, sayılabilir. Haluk Baysal ve Melih Birsel’in tüm Rasyonalist mimarlık örnekleri sayılabilir (25). Sabih Kayan gibi önemli mimarlar üzerine yapılan kapsamlı çalışmalar gözden kaçmamalıdır (26).

Ekonomide bunalım yıllarının yaşandığı ve Kıbrıs Harekatı’nın da yer aldığı 1970-1980 dönemi ülke için her açıdan çalkantılı olmuştur. Bu dönemde mimarimiz kendini yavaş yavaş bireysel arayışlara bırakmıştır. Örneğin akan düz çatılara yeniden eğim verilerek onarılmış, enerji tasarrufu nedeniyle pencereler küçültülmüş, günün ekonomisi ucuz malzemelerin seçimini gerektirmiştir. Bir önceki dönemin ciddiyeti bu dönemde giderek artan ilgiyle yerini postmodernizme bırakmıştır. Mimarların yaptıkları ilk uygulamalar bu anlamda daha çok bireysel arayışlar niteliğinde olmuş, sonrasında daha ölçülü örnekler ortaya konulmaya başlanmıştır.

Örnekler arasında tatil köyleri, toplu konutlar ve hatta üniversite yerleşkeleri bulunur. Tuhaftır ki devlet eliyle yapılan örneklerde karma ve uyumsuz ögelerin oluşturduğu tuhaf tarzlar son yirmi beş yıldır sürdürülmektedir. Bu dönemler, yukarıda belirtilen eğilimlerin yanı sıra gökdelen inşasının da başlangıç dönemleri olarak tanımlanabilir. Geleneksel motiflerin kullanılması; restorasyon ve yenileme işlerinin başlaması da yine bu döneme rastlar (27). Genel anlamda çalkantılı ve karmaşık bir sürecin başlangıcı olan bu yılları anlatan bir gruplama da; “yerli modernizm, modernin vernaküleri, müteahhit modernizmi” gibi tanımlanmıştır (28). Bu değerlendirme olumlu örneklerin yanı sıra tüm gelişim ve değişime ayak uydurmaya çalışan niteliksiz pek çok uygulanmanın da varlığını açıkça ortaya koymaktadır.

Dönemin başarılı örnekleri arasında aşağıdaki mimarlar ve yapıları sayılmaktadır (29): Sedad Hakkı Eldem, Akbank Genel Müdürlüğü, İstanbul, 1970; Aydın Boysan, Kartosan Fabrikası, İzmit, 1970; Kaya Tecimen & Ali Kemal Taner, Odakule, İstanbul, 1970–75; K. Ahmet Aru & Yıldırım Sağlıkova & Yalçın Sağlıkova & Emre Aru, Diyarbakır Dicle Üniversitesi Kampüsü, 1971; Cengiz Bektaş, Ankara Türk Dil Kurumu, 1972–1978; Ersen Gürsel & Nihat Güner & Öcal Ertüzün & Mehmet Çubuk, Bodrum/Datça Tatil Sitesi Marmaris, 1972-1980; Sedad Hakkı Eldem, Atatürk Kitaplığı, İstanbul, 1973; Mehmet Konuralp & Salih Sağlamer, Boğaziçi Köprüsü Yapıları, 1973-1979; Aydın Boysan, Alüminyum Sanayi Fabrikası, İzmit, 1973; Hamdi Şensoy, Toplu Konut ve Sosyal Tesis, Güzelce Köyü, Çatalca, İstanbul, 1974-1978; Filiz Erkal & Coşkun Erkal, Merkez Bankası, Konya, 1975-1976; Altuğ Çinici & Behruz Çinici, İran Kültür Merkezi İlkokulu, Ankara, 1975-1976; Doğan Tekeli & Sami Sisa, Lassa Fabrikası, İzmit, 1975–1977; Ayhan Böke & Yılmaz Sargın, İş Bankası Genel Müdürlüğü, Ankara, 1977; Sedad Hakkı Eldem, Ilıcak Yalısı, İstanbul, 1978-1980.

1980-1990 Arası Dönem Mimarlığı 

Her on yılda bir önemli değişimlerin yaşandığı ülkede bu dönemin en belirleyici özelliği 12 Eylül Askeri Darbesi ve onu izleyen ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerdir. Bu dönemde doğal olarak OYAK Siteleri, Kara-Hava-Deniz-Jandarma Komutanlık Binaları ve orduevleri yapılmıştır (30). Ulusal yarışmalar aracılığıyla pek çok bakanlık binasının yapımı da bu döneme rastlamaktadır.

Bu dönemde merkezi yetkilerin yerel yönetimlerle paylaşılması ve teşvik politikaları Anadolu kentleri için önemli bir fırsat olmuş ve tüm kentler inşaat faaliyetlerinde büyük değişiklikler hayata geçirmişlerdir. Bu amaçla; belediye binaları, terminaller gibi hizmet yapıları, açık ve yeşil alan düzenlemeleri ve tarihi dokularını koruma gibi çalışmalar önem kazanmıştır. Yine bu yıllarda izlenen serbest ekonomi politikası ile gündelik hayata yansıyan tüketim kültürünün etkileri mimarlık alanına da yansımış, cumhuriyet ideolojisindeki “çağdaşlaşma” ilkesi “çağ atlama” olarak benimsenmiş; küreselleşme ile birlikte farklı uygarlıkların motifleri ele alınmış ve bu tarz söyleşilerde postmodernizm adını almıştır. Devlet teşvikiyle kurumlar ve özel girişimciler tüketim kültürünün kullandığı çarşılar, marketler, fast-foodlar, alışveriş merkezleri, iş merkezleri, tatil köyleri gibi yapıları değişik biçimlerde ele almış; her şey tüketilmeye ve sıradanlaşmaya başlamıştır.

Diğer yandan postmodernizm, görsel zenginlik sağlama amacıyla devşirme, alıntılama, ekleme, soyutlama, yorumlama teknikleriyle geçmiş çağ ve üsluplardan form ve formatlar düzeyinde sınırsız bir serbestlik zemini olarak açıklanabilir. Dönemin öne çıkan mimarları ve yapıları saptayabildiğim kadarıyla aşağıdaki gibidir:
Affan Yatman & Nesrin Yatman, Kızılay Sosyal ve Rant Tesisi, Ankara, 1980; Tamer Başbuğ & Hasan Özbay & Baran İdil, Dışişleri Bakanlığı, Ankara, 1981; Coşkun Erkal & Filiz Erkal, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara,1981–88; Orhan Akyürek & İnal Uşaklı & Ünal Demiraslan & Demir Gökmen, Milli Kütüphane, Ankara, 1982; Sezar Aygen & Oktay Vural, Gama Güriş İş Merkezi, Ankara,1983; Turgut Cansever, Sualtı Arkeoloji Enstitüsü (INA), Bodrum, Muğla, 1983; Turgut Cansever & Emine Öğün & Mehmet Öğün & Feyza Cansever, Demir Tatil Köyü, Bodrum, Muğla, 1983; Doğan Tekeli & Sami Sisa, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, 1983–1991; Hayati Tabanlıoğlu, Atatürk Havalimanı (Eski Dış Hatlar Terminali), İstanbul, 1984; Tuncay Çavdar, R.C. Pamfilya Tatil Köyü, Side, Antalya, 1984–1986; Merih Karaslan & Nuran Unsal, Altındağ Belediye Sarayı, Ankara, 1986; Merih Karaaslan, Sungur Çarşısı, Niğde, 1986; Erkut Şahinbaş & İlhan Kural, Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Ankara,1986; Ragıp Buluç, Atakule, Ankara,1986–1989; Şevki Vanlı & Gülnur Güvenç, Gölbaşı Dinlenme Tesisleri, Ankara, 1987; Ersen Gürsel, Bodrum Manastır Oteli, 1987; Merih Karaslan & Nuran Unsal, Peritower Oteli, Nevşehir, 1989-1996; Oral Vural, Şekerbank Genel Müdürlüğü, Ankara, 1989-1992; Sezar Aygen & Oktay Vural, Eski Emlak Bank, Petrol Ofisi Hizmet Binası, Ankara, 1984; Merih Karaaslan & Nuran Karaaslan & Mürşid Günday Sürücüler Sitesi (Terasevler), Oran Yolu-Ankara, 1989; Ragıp Buluç & Ziya Tanalı & Ercan Yener, Abdi İpekçi Spor Sarayı, İstanbul, 1989.

Bunlar arasında Nevşehir’in Nar kasabasında yer alan Peri Tower Oteli, dokunun genel biçimi, mağara girişlerini andıran girişleri ve aydınlatma oyuklarıyla hiçbir yabancı mimardan esin taşımayan, taklidi olanaksız olan bir yer ve Türkiye postmodernizminin başyapıtıdır. Diğer yandan, Sürücüler Sitesi tam bir Wrightvari çalışma olup ünlü mimarın hiç el atmadığı bir konudur. Görseydi çok beğenirdi!

Özenle sakladığım bir TMMOB Mimarlar Odası ajandasında (1991) yer verilen öğretim üyeleri ve mimarlar arasında; Abdullah Kuran, Abidin Mortaş, Ahmet Menderes, Alpay Aşkun, Aydın Boysan, Bedii Görkem, Celalettin Uzer, Cemil Gerçek, Doğan Hasol, Doğan Kuban, Dündar Elbruz, Emin Onat, Ersen Gömleksizoğlu, Evner Ergun, Gündüz Özdeş, Harbi Hotan, İsmet Barutçu, Kemal Ahmet Aru, H. Kemali Söylemezoğlu, Leman Tomsu, Maruf Önal, Mualla Eyüboğlu Anhegger, Muhlis Türkmen, Nejat Ersin, Niyazi Duranay, Orhan Alsaç, Ö. Özgür Akarsu, Sedat Gürel, Selçuk Milar, Somer Ural, Tuğrul Akçura, Tulu Baytın, Vedat İşbilir, Vedat Dalokay ve nice aydınlık isim sayılmaktadır (31).

1990-2000 Arası Dönem Mimarlığı 
Ülkenin finansal krizler ve uluslararası sermayeye teslimiyetinin yaşandığı bu dönem geçmiş dönemlere göre gelişmelerin durakladığı ve sınırlandığı yıllar olarak kabul edilebilir. Yaşanan ekonomik çöküntü tüm gelişmeleri yakından etkilemiştir. Diğer yandan küreselleşmenin daha da hızlandığı, kültürlerin iç içe kabul gördüğü bu dönemde mimari açıdan bir önceki dönem anlayışının devam ettiği görülmektedir. Ancak geçmişe göre çoğunlukla form ağırlıklı postmodern anlayış yerini, geçmiş kültürlerin yeniden kavramsal ya da kuramsal anlam boyutunda gündeme getirildiği bir döneme bırakmıştır. Özellikle konut ve turizm mimarlığında dile getirilen bu tutum dönemin ikinci yarısına doğru aşırılıklarını yitirmiş yerini yine batı kaynaklı geç modernizm ve minimalizm gibi anlayışlara bırakmıştır. Buna her mimarın kendine özgü yaklaşımları farklı bir boyut katmıştır. Özgün sayılabilecek ender de olsa ortaya konmuştur. Bu karmaşık dönemin yapıları arasında aşağıdakiler sayılabilir:

Mehmet Konuralp, Sabah Gazetesi Medya Plaza Tesisleri, İstanbul, 1990; Tuncay Çavdar, Club Mega Saray Tatil Köyü, Belek, Antalya, 1990–91, Von Gerkan Merg ve Ortakları, Shereton Oteli ve Karum İş Merkezi, Ankara, 1991, Nezih Eldem, Harbiye Askeri Müzesi, İstanbul, 1991; Gündüz Özdeş, Tübitak Başkanlık Binası, Ankara, 1993; Nevzat Sayın, Shell Genel Müdürlüğü, Altunizade, İstanbul, 1993; Behruz Çinici, Platin Sitesi, Ulus, İstanbul, 1994; Birol Gültekin & Aytekin Gültekin, Antalya Mimarlar Odası Şubesi, 1994–1998; Kadri Atabaş & Ufuk Ertem & İdris Kırman, Toyota Plaza, Ankara, 1995; Doğan Tekeli & Sami Sisa, Gebze Organize Sanayi Yönetim Binası, 1995–1996; Tatsuya Yamamoto & Gökhan Aktan Altuğ, Ser Plaza, İstanbul, 1995–1998; Doruk Pamir, Dikmen Vadisi Kompleksi, Ankara, 1996; Levent Aksüt & Yaşar Marulyalı, Cam Piramit, Antalya, 1997; Merih Karaaslan & İlker Aksu, İzmir Otobüs Terminali, 1998; Han Tümertekin, Çatalhöyük Sergi Evi, Konya, 1998; Umut İnan, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Kompleksi, Ankara, 1998; Doğan Tekeli & Sami Sisa, Gebze Organize Sanayi Yönetim Binası, Kocaeli, 1998; Erdoğan Elmas & Zafer Gülçür, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi, 1994-1998; Selim Velioğlu, Fenerbahçe Orduevi Dinlenme Tesisleri, İstanbul, 1999; Nevzat Sayın & E. Uluutku, Irmak Lisesi, 1999; Doğan Tekeli & Sami Sisa, İş Kuleleri, Levent, İstanbul, 2000; Erkut Şahinbaş & İzzet Fikirlier, Sabiha Gökçen Havaalanı, İstanbul, 2000; Doğan Tekeli & Sami Sisa, İş Kuleleri, Levent, İstanbul, 2000; Hasan Özbay & Tamer Başbuğ, Fatih Hükümet Konağı, İstanbul, 2000; Murat Tabanlıoğlu, Hannover Expo-2000 Türkiye Pavyonu; Ziya Tanalı, Madde Bağımlıları Teşhis, Tedavi, Araştırma Merkezi ve Hastanesi, Dikmen, Ankara, 1998-2002.

Elime geçen konsept projeler yayınlarında ise 2000’li yıllarda (2011-2014) birçok değerli mimarımızın konu edinilmiş olduğunu saptadım ki daha atlanmış niceleri olabilir:

Ahmet Alataş, Arif Suyabatmaz, Hakan Demirel & Suyabatmaz Demirel, Bahadır Kul, Can Çinici, Emir Uras & Durmuş Dilekçi, Erkut Şahinbaş, M. İzzet Fikirlier, Gökhan Aksoy, Hakan Helvacıoğlu, Semra Uygur, Özcan Uygur ve Ortaklıkları, Tanju Verda Akan, Yeşim Hatırlı, Nami Hatırlı ve Ortaklıkları, Zafer Karoğlu.

Yine 2000’li yıllarda öne çıkan mimarlarımız, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Cumartesi Buluşmaları kapsamında davet edilmiş, yapıtlarını tanıtmıştır. Bu çalışmalar uzun süre devam ettikten sonra Doğan Hasol tarafından bir kitapta derlenmiştir (32).

Sonu Yok! 

Bir düşünce sistemi kurmaya ve binalar üretmeye yarayan mimarlık kuramlarının temelinde ideoloji oluşturmaya olanak veren bir dizi fikir vardır. Bu ideoloji, genel kuramla tutarlı olan her projede görülebilir. Bunun karşıtı olarak, tanımlı bir paradigma üzerine kurulu mimarlık, benzersizlik ile ortaya çıkar ve özel bir durumun tekliğini aydınlatır (33).

2000’ler sonrası yaşanan mimari çeşitliliği mekan örgütlenmesinde yarar, estetik ve anlam düzlemlerinde analiz ettim ve bu arada yakın dönemli mimarlarımıza da değindim. Bir başkası bu döneme dair başka şeyler söyleyebilirdi çünkü yukarıda değindiğim karmaşa gerçekti. Ama ben Gellrich’e sığındım ve onun ölçütlerine bağlı bir seçim yaptım (34): “Harf (yazı) eylemi öğretir, alegori neye inanacağını, ahlak ne yapman gerektiğini, anagoji ise neye ulaşmaya çalışman gerektiğini öğretir (35).” Ben akademik ahlakımın yol göstericiliğinde mekanı örgütlemede etkili ve öğretici olan yakın dönemli paradigmaları seçtim (36).

Sanırım “yeri oymanın” en başarılı örneği ülkemizdedir. 1997 yılında Gökhan Avcıoğlu, Oğuz Cankan, Aslı Şener İçinsel ve Seçil Vancı’dan oluşan ekip, yoğun kullanılan tarihi Kadıköy rıhtımına sınır, dar bir alanda Kadıköy Parkı Tesisleri’nin bir parçası olarak kamusal tuvalet tasarladılar. “Yere öykünmek ve parçası olmak” konusunda Şevki Vanlı’nın Erkeksu Çiftliğini beğenirim (1990). “Çevresine sarılmak” konusunda Cengiz Bektaş’ın Akdeniz Üniversitesi Olbia Sosyal Tesislerinin (1999) başarılı bir örnek olduğunu düşünürüm. Tasarımda değerlendirilen fenomenolojik değerler açısından Nevzat Sayın, Emre Arolat ve Natali Tombak’ın Santral İstanbul (2004-2007) çalışmasını kayda değer bulurum.

Sancaklar Camii’ne bayıldım. Hiçbir yerde yazmadım ne kadar deist olduğunu ama fenomenolojide bir değer olduğunu yazdım (37). Vedat Dalokay’ın “varlık/yokluk” gibi Derridavari bir ikilemin heykelini yaptığı Şah Faysal Camii’si nasıl farklı bir boyutta bir devrimse, bu da başka bir devrim… Mekanın motilitesi ve zamansallığı konusunda Emine ve Mehmet Öğün’ün Amanruya Resort Oteli ender bir örnektir. Sadece Turgut Cansever’in Demir Tatil Evleri, Bodrum (1992) ile karşılaştırılabilir. Kurumsal yerleşmelerde Ahmet Alataş Mimarlık’ın Ipera 25, İstanbul çalışması zarf mimarlığının bence dünyadaki en güzel örneklerinden biri, mekan örgütlenmesinin çok başarılı olduğu diğer bir örnek ise İyzipark, Üsküdar (2015-18).

Resim 7. Ipera 25, İstanbul, 2012, Ahmet Alataş.

Resim 7. Ipera 25, İstanbul, 2012, Ahmet Alataş.

Resim 8. İyzipark, Üsküdar (2015-18), Ahmet Alataş.

Resim 8. İyzipark, Üsküdar (2015-18), Ahmet Alataş.

Diğer başarılı senaryolar arasında Mehmet Kütükçüoğlu ve Ertuğ Uçar’ın Beşiktaş Deniz Müzesini (2005-2013) atlamamak gerekir. Özgür Bingöl ve İlke Barka’nın Lapseki Hükümet Konağı’nın yere oturuşundaki beceriyi atlamamak gerekir. Lüleburgaz Yıldızları Kadın Akademisi fikri zaten kendi içinde alkışı hak ediyor. Orhan Ersan, Ferhat Hacıalibeyoğlu ve Deniz Dokgöz’ün “şık modernizm”i gerçekten de şık olmuş. Burada, Didem Durakbaşa ve Ömer Selçuk Baz’ın Bursa Merkez Bankası binasını da saymak gerekir.

Resim 9. Lüleburgaz Yıldızları Kadın Akademisi, 2016, Orhan Ersan, Ferhat Hacıalibeyoğlu ve Deniz Dokgöz.

Resim 9. Lüleburgaz Yıldızları Kadın Akademisi, 2016, Orhan Ersan, Ferhat Hacıalibeyoğlu ve Deniz Dokgöz.

Kentsel halının en güzel çözümü için Hadid’e referanstan önce Sevinç ve Şandor Hadi’nin Milli Reasürans Genel Müdürlük (1985-87) binasını görmek gerekir. Namekandan mekan yaratan Erhan Çoban, Ahmet Yertutan, Susan Esigen ve Süleyman Bayrak tarafından tasarlanan Esenboğa Havalimanı İç Hatlar Terminali uçuş öncesi beni öyle hoş oyalar ki tüm fobilerim yok olur. Mehmet Konuralp’in Karadeniz’e biçim ve format öğreten Sagra Tesisleri’ni atlamamak gerekir. “Cephe bağlantıları, köprüler” konusunda ciddi bir dikotomiye (mekankal öndelik/arkadalık) zekice yaklaşan bir örgütlenmeyi IBTECH, Gebze, Kocaeli’ndeki binasında (2007-2009) yaşama geçiren Cem Sorguç, Çağrı Küçükay ve Barış Kıldış çözümünün altını çizmek gerekir… Daha neler sayardım da, yerim dar.

Notlar

  1. Beykent Öğretim Üyesi, CICA üyesi.
  2. Gür, Ş. Ö., Modern ve Sonrası Tarih Boyunca Mekan Örgütlenmesinin Evrimi, YEM Yayın, İstanbul, Aralık 31, 2023.
  3. Sert and CIAM: (http://architecture-history.org/schools/CIAM.html)
  4. Habermas, Jurgen (1994) [1980], “Modernlik: Tamamlanmamış Bir Proje” (Modernity: An Incomplete Project), içinde
  5. Necmi Zekâ (der.), Gülengül Naliş (çev.), Postmodernizm, İstanbul: Kıyı, ss. 31-44.
  6. Patrik Schumacher ortaklığında çalışmalarını sürdürmüş, Venedik sergisinden anladığım kadarıyla konuya uygun teknik gruplardan çokça destek almıştır.
  7. Bu terim Prof. Dr. Necdet Teymur’a aittir.
  8. Gür, Ş. Ö. ve Erbay, M. (2011). “Globalization of Architectural Forms: Trifurcation, Shigeru Kuwahara, Japan, 2008”, Liaoning Science and Technology Publishing House, No.29 Shiyiwei Road Heping District, Shenyang, Liaoning Province, China 110003.
  9. Gür, Ş. Ö. (2019). Bir Otonomi Denemesi: Diyagramlar ve Feints, YAPI/455, ss.22-25.
  10. Gür, Ş. Ö. (2017). Bilbao Etkisi, YAPI/433, ss.66-71.
  11. Gür, Ş. Ö. (1996). Mekan Örgütlenmesi, Trabzon; Gür Yayıncılık.
  12. Koolhas, R. (1997). Delirious New York: A Retroactive Manifesto for Manhattan, New York: Monacelli. Kanımca bunda bir doğruluk payı da vardır. Çünkü New York artık bir anlamda geleneksel bir kenttir!
  13. Gür, Ş.Ö.(2020). Kıssadan Hisse: Konutlandırma Çöplüğü, YAPI 459, Eylül 2020, ss. 17-19.
  14. Adorno, Theodor W. (1977) [1962], “Commitment”, içinde Aesthetics and Politics, Theodor Adorno, Walter Benjamin, Ernst Bloch, Bertolt Brecht, Georg Lukacs. Londra: Verso, ss. 177-195.
  15. Gregotti, V. (1966), Territory of Architecture (Il territorio dell’ architettura), Milan: Feltrinelli
    Ando, T. (1991), Japan Architect 1991-1 Tadao Ando Special Issue, Ishido Taheki (der.), Tokyo: Shinkenchiku.
    Norberg-Schulz, C. (1980), Genius Loci, Towards a Phenomenology of Architecture, New York: Rizzoli.
  16. Vernaküler, kelime anlamı ve köken olarak çeşitlilik göstermektedir: İngilizce’de bir bölgenin yapı tarzı ve kültürü anlamına gelir; Fransızca’da endemik anlamını kazanır: Standartlaşmalara uymayan, taşralı, halk kavramına bağlanabilmektedir. Daha çok kırsal yöreyi tanımlar biçimde kullanılmasına rağmen, yöreye özgülük kavramına kasaba hatta kent evleri de girebilir.
  17. Bu dönemin davetli mimarlarını son yirmi yılın davetli mimarlarıyla karıştırmamak gerekir! Bkz. Gür, Ş.Ö. ve Erbay, M.
  18. Adalet Binaları Tasarımı, TMMOB, Mimarlık Vakfı Yayınları, Aktar Mimarlık Basım, Ağustos, 2017. ISBN: 978-605-85821-5-8, s. 60/Tablo.6.
  19. Bunları bir kitap hazırlığım içinde ele aldığım için burada atlıyorum.
  20. Batur, A. Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 5, İletişim Yayınları, (1983) 1380-1424. Eklemek gerekir ki, bu durum son 25 yılda üretimimizi durdurmuş ve bir felakete yol açmıştır.
  21. Alsaç, a.g.y
  22. Alsaç, a.g.y
  23. Alsaç, a.g.y
  24. 24 Gür, Ş.Ö. “The Ethical Dimension of Architectural Quality”, Definitions of Architectural Quality-Special Contributions, Book on the 2nd Congress of CICA (2023), 2025.
  25. Haluk Baysal-Melih Birsel Rasyonalizmi, der. N. Müge & Ali Cengizkan, TMMOB Anma Programı Dizisi, Ankara, 2017.
  26. Nuray Bayraktar, ed. Ankara’da İz Bırakan Mimarlar, Vekam Yayınları Ankara’da İz Bırakan Mimarlar Dizisi IV: Sabih Kayan; (https://ku-people.s3.eu-west-1.amazonaws.com/cdn/files/VEKAM/Ankara’da+Iz+Birakan+Mimarlar+I+-+Nuray+Bayraktar.pdf)
  27. Çağlar, N., Uludağ, Z. ve Dinç, P., 1980 Sonrası Türkiye’sinde İdeolojik, Toplumsal, Mimari Yapı Etkileşiminin Ankara Kenti Bağlamında İrdelenmesi, İdeoloji, Erk ve Mimarlık Sempozyumu, 1996, İzmir, Bildiriler Kitabı , 50-57.
  28. Balamir, A. Mimarlık ve Kimlik Temrinleri-II: Türkiye’de Modern Yap Kültürünün Bir Profili, Mimarlık, 314 (2003) 24
  29. İnceoğlu, M. ve İnceoğlu, N. 2004; (http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=49959 10.03.2010); Anonim, Türk Mimarlar 2000, 1999.
  30. Çağlar, N. Uludağ, Z. ve Dinç, P, 1980.
  31. Bu ajanda kapsamında tanıtılan ve birçoğu aramızdan ayrılmış olan bu entelektüellerin yaşam ve yapıtlarının bir kitapçıkta toplanıp ilgili akademisyenlerin ulaşımına sunulması gerekir.
  32. Doğan Hasol, Cumartesi Buluşmaları, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Nisan 2017.
  33. H. Steven, Çağdaş Dünya Mimarları Dizisi, Çev: A. Şener, Boyut Yayın Grubu, İstanbul, 2000.
  34. Gellrich, Jesse M. The Idea of the Book in the Middle Ages: Language, Theory, Mythology, and Fiction. Ithaca: Cornell University Press, 1985.
  35. Gellrich, The Idea of the Book, s. 73: Harf (letter)=metnin düz, kelime anlamı; Alegori (allegory)=sembolik ya da inançla ilgili anlamı; Ahlak (moral)=ahlaki/davranışsal öğreti; Anagoji (anagoge)=ruhsal/yüce/hedeflenen anlam (genellikle Tanrı’ya ulaşma, cennet, kurtuluş gibi) anlatır.
  36. Gür, Ş. Ö. Modern ve Sonrası Tarih Boyunca Mekan Örgütlenmesinin Evrimi, YEM Yayın, İstanbul, Aralık 31, 2023.
  37. Gür, Ş. Ö. Erkartal, P. Ö. Öztürk, S. D. (2025). A Critical Vocabulary for Future Architectural Criticism Based on the Peripheral Unfocused Vision of Sancaklar Mosque, Megaron vl.20, pp.133-146, June 2025.