BIG ve Snøhetta’da Yaşanan Toplu İşten Çıkarmalar Küresel Mimarlık Ortamı İçin Ne İfade Ediyor?
Londra’da BIG çalışanlarının toplu işten çıkarmalara karşı protestosu ve New York’ta Snøhetta hakkında açılan sendika soruşturması, küresel mimarlık ofislerinde büyüyen yapısal bir sorunu ortaya koyuyor: Proje bazlı, kar odaklı ve kırılgan iş modelleri, mesleğin kurumsal hafızasını ve profesyonel itibarını tehdit ediyor.
Dünyanın en tanınmış mimarlık ofislerinden Bjarke Ingels Group (BIG) ve Snøhetta, son haftalarda çalışan hakları ve toplu işten çıkarmalar nedeniyle gündeme geldi. Londra’da BIG çalışanları, ofisin duyurduğu geniş çaplı işten çıkarmalara karşı protesto düzenlerken; ABD’de ise Snøhetta’nın New York ofisi hakkında sendikal faaliyetlere müdahale ettiği iddiasıyla resmi soruşturma süreci başlatıldı.
BIG’in Londra ofisinde gerçekleşen protestolar, firmanın büyük ölçekli bir uluslararası projenin iptal edilmesini gerekçe göstererek çok sayıda çalışanı işten çıkarma planına karşı düzenlendi. Çalışanlar, sürecin yeterince şeffaf yürütülmediğini ve özellikle genç mimarların işten çıkarılmasının hedeflendiğini öne sürüyor. Eylemler, mimarlık sektöründe nadir görülen ölçekte bir örgütlü tepki olarak dikkat çekti. Protestoların arkasında, Unite sendikasına bağlı “Mimarlık Çalışanları Bölümü” (Section of Architectural Workers – SAW) bulunuyor. Çalışanlar, yalnızca işten çıkarmalara değil, karar alma süreçlerine dahil edilmemelerine ve sendikal temsil taleplerinin dikkate alınmamasına da itiraz ediyor.
Benzer bir tartışma Snøhetta’nın ABD ofisinde yaşanıyor. Ulusal İşçi İlişkileri Kurulu (NLRB), firmanın sendikal örgütlenmeyi destekleyen çalışanları işten çıkardığı iddiasıyla resmi şikâyet süreci başlattı. İddialara göre, sendika girişiminde bulunan bazı çalışanlar işten çıkarıldı ve sendikal faaliyetler nedeniyle baskıya maruz kaldı. Şirket yönetimi suçlamaları reddederken, süreç federal düzeyde incelenmeye devam ediyor.
Her iki gelişme de mimarlık sektöründe uzun süredir konuşulmayan bir gerilimi görünür kılıyor. “Prestijli” ve küresel ölçekte faaliyet gösteren ofisler, kamuoyunda yenilikçi tasarımları ve güçlü marka kimlikleriyle öne çıkarken; iç işleyişlerinde proje bazlı, esnek ve kırılgan bir istihdam modeli benimsiyor. Büyük projeler için hızla büyüyen ekipler, proje iptali ya da finansal dalgalanmalarda aynı hızla küçültülüyor. Bu durum, çalışanlar açısından iş güvencesizliği yaratırken, firmalar açısından da kurumsal hafıza ve teknik bilgi birikiminin kaybına yol açıyor.
Mimarlık pratiği doğası gereği uzun soluklu bilgi üretimine, teknik sürekliliğe ve ekip içi deneyim aktarımına dayanıyor. Ancak sık ve toplu işten çıkarmalar, bu sürekliliği kesintiye uğratıyor. Uzmanlık alanlarının dağılması, projelerin kolektif bilgisinin parçalanması ve mesleki gelişimin sekteye uğraması, yalnızca bireysel kariyerleri değil, ofislerin uzun vadeli üretim kapasitesini de zayıflatıyor.
Öte yandan, mimarlığın “yaratıcı” ve “kültürel” bir alan olarak konumlandırılması, emek ilişkilerinin çoğu zaman görünmez kalmasına neden oluyor. Tasarımın yıldız isimler ve imza projeler üzerinden temsil edilmesi, üretimin arkasındaki geniş ekiplerin çalışma koşullarını gölgede bırakıyor. BIG ve Snøhetta örnekleri, mimarlık ofislerinin de diğer sektörler gibi emek, sendikal haklar ve kurumsal sorumluluk bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Bu gelişmeler, münferit krizlerden ziyade yapısal bir sorunun işareti gibi görünüyor. Küresel rekabet, yüksek görünürlük ve büyük ölçekli projelere dayalı büyüme stratejileri, mimarlık ofislerini finansal dalgalanmalara karşı kırılgan hale getiriyor. Kar odaklı ve proje bağımlı iş modeli, mesleğin etik zemini, kurumsal kimliği ve profesyonel onuru üzerinde baskı yaratıyor. Son yaşananlar, mimarlık pratiğinin tasarım kalitesi kadar, çalışma koşulları ve emek politikalarıyla da değerlendirileceği yeni bir döneme girildiğini gösteriyor.


