DOME+Partners ve RAMS Park House Maslak

“Ana hedeflediğiniz yeşil ve sürdürülebilir yaklaşımı bütün projelerinizde gerçekleştirebilmek. Bir yapı üretirken onun en az enerjiyle yaşamasını ve doğaya mümkün olduğunca az zarar vermesini istiyoruz…”
DOME’un Kuruluşu ve Vizyonu
Mimar Sinan mezunuyum ve Hayati Tabanlıoğlu’nun yanında yetiştim. 1997’de ayrılıp kendi yolumu çizerken hedefimi; uluslararası çalışan, çok ortaklı ve sürdürülebilir yeşil binalar tasarlayan bir proje firması kurmak olarak belirledim. Norman Foster ve Renzo Piano gibi uluslararası mimarları inceliyordum. Bir bilgisayar ve bir masayla başladım; yaklaşık 30 yıldır aynı yolda ilerliyorum.
Bugün Kazakistan, Özbekistan, Bişkek ve Berlin’de ofislerimiz var. Almanya ve Doğu Avrupa’da; Macaristan, Romanya ve Arnavutluk gibi ülkelerde projeler yürütüyoruz. Daha önce Senegal, Gana ve Libya’da da çalıştık. Önümüzdeki dönemde iki ülkede daha ofis açmayı planlıyoruz. DOME Londra’yı kurma hedefimizin arkasında da Londra üzerinden Orta Doğu’da uluslararası bir yaklaşım geliştirmek var.
Yaklaşık 20 yıldır birlikte çalıştığımız güçlü bir ekibimiz ve partner sistemimiz var. Teknoloji tarafında da öncü olmaya çalıştık. 2008’de BIM sürecine başladık; 2010’dan itibaren mimaride, 2015’ten itibaren tüm disiplinlerde yüzde 100 BIM ile çalışıyoruz. Avrupa’da da bu konuda önemli bir bilgi birikimine sahibiz ve uluslararası firmalarla ortak işler yapıyoruz.
Sürdürülebilirlik Yaklaşımı
Ana hedeflediğiniz yeşil ve sürdürülebilir yaklaşımı bütün projelerinizde gerçekleştirebilmek. Bir yapı üretirken onun en az enerjiyle yaşamasını ve doğaya mümkün olduğunca az zarar vermesini istiyoruz. Avrupa’daki şehirlerle Türkiye arasındaki farkı düşünürken meselenin yalnızca malzeme olmadığını gördüm; beton, cam ve demir aynı. Fark; gösterilen emek ve verilen değerde. Ben de daha fazla emek harcayarak daha değerli işler üretmeyi kendime amaç edindim.
Hayati Bey’in bana söylediği bir sözü hep hatırlarım: “Bir iş yap, onu da çok iyi yap; herkes örnek alsın. Mimarlıkla müteahhitliği aynı anda yapmaya çalışma, tek işine odaklan ve onu başkalarını da daha iyisini yapmaya teşvik edecek kadar iyi yap” derdi. O günden beri bunu uygulamaya çalışıyorum.
Yeşil enerji ve özellikle güneş enerjisiyle 30 yıldır ilgileniyoruz. Türkiye’de mevzuatın ve teşviklerin geriden gelmesi uygulamayı zorlaştırdı. Almanya’da düzenlemeler çok daha yerleşik. Türkiye’de küçük bir çatı uygulamasıyla büyük bir enerji santralinin benzer prosedürlere tabi olması, küçük ölçekli üretimin önünde engel oluşturuyor. Bu alanda önemli ölçüde geç kaldığımızı düşünüyorum.
Projelerimizin sertifika alıp almamasından bağımsız olarak onları yeşil bina standartlarına göre test ediyoruz. İşveren sertifika isterse ilgili süreci de yürütüyoruz. Yerel sertifikasyon için de emek verdik; ancak yerel sistem ile devletin sertifikasyon yaklaşımı henüz tam örtüşmüyor.
RAMS ile İş Birliğinin Gelişimi
2001 krizinde yurt dışında da iş yapmanın zorunlu olduğunu gördüm. 2005’te Libya ve Kazakistan’da çalışmaya başladık. RAMS, Antep’te kurulmuş ve esas büyümesini Kazakistan’da gerçekleştirmiş yaklaşık 38 yıllık bir firma. Ortak bir dost aracılığıyla tanıştık. Bize geldiklerinde, sahip oldukları birikimi daha ileri taşıyarak vizyonlarını büyütmek, markaya yeni bir perspektif kazandırmak ve global ölçekte nasıl bir RAMS yaratabileceklerini yeniden tanımlamak istediklerini söylediler. Bir projeyle başladık ve zamanla güçlü bir iş birliği oluştu. Kazakistan’da 10-15’e yakın büyük proje yaptık. ‘RAMS değer katar’ sözüyle mimarın görevi örtüşüyor: Mimar bir mekânı yaşamsal, finansal ve mekânsal açıdan daha değerli hale getirmelidir.
RAMS daha sonra Türkiye, Avrupa ve Uzak Doğu’da büyüme yönünde stratejik bir karar aldı. Bu süreçte yalnızca mimari tasarım değil, fizibilite ve yaşam kurgusu açısından da birlikte çalıştık. Projelerde ticari sokakların ve sosyal alanların artırılması bu ortak yaklaşımın ürünüydü.
Site Yerine Mahalle ve Sokak Yaşamı
Temel fikrimiz, site yaşamını mahalle yaşamına yaklaştırmak. Sosyal alanları; dükkân, kafe, restoran ve günlük ihtiyaçlarla birleştirdiğinizde hem sosyal hem ticari denge kuruluyor. Nişantaşı’nın tercih edilmesinde kafe, market ve mahalle yaşamının bir arada olması etkili. Biz de güvenlikten vazgeçmeden dışarıya açılan, içeride mahremiyet sağlayan bir model geliştiriyoruz. Bu model yatırımcı açısından risklidir. Konutu yapıp satmakla bitmez; yaşam konseptinin işlemesi için projede kalmak, ticari ve sosyal düzeni işletmek gerekir. RAMS’ın farkı, tam da bu noktada ortaya çıkıyor. RAMS, bu riski üstlenerek yalnızca yapıyı değil, projenin yaşamını da sahipleniyor; yaşamın sürdürülebilir olması için uzun vadeli sorumluluk alıyor. Bu yaklaşım hem kullanıcı hem yatırımcı için uzun vadede değer yaratır.
RAMS, Satıştan Önce İdeal Projenin Peşinde
Bizim için her arsa, hazır bir projeyi uygulamak değil, doğru yaşam modelini yeniden düşünmek için bir fırsat. Bir arsa geldiğinde önce hedefi ve ihtiyaçları dinliyor; konut, ticaret ve sosyal yaşamın ne ölçüde ve nasıl bir arada bulunması gerektiğini analiz ederek o lokasyona en uygun konsepti geliştiriyoruz. RAMS’ın gücü de burada: Daha fazla satılabilir alan yaratmak uğruna projenin idealinden taviz vermek yerine, doğru olduğuna inandığımız konseptin arkasında kararlılıkla duruyoruz. Ana vizyon üzerinde bugüne kadar önemli bir anlaşmazlık yaşamamamızın nedeni de bu ortak bakış açısı. Bizim için başarı, metrekareyi maksimize etmek değil; doğru yaşamı kurgulamak ve ortaya çıkan değeri uzun vadede büyütmek.
Türkiye’de iyi işler yapmayı öğrendik ama marka olmayı yeterince öğrenemedik. Yaklaşık on yıldır RAMS ile konuştuğumuz konulardan biri, üretilen değeri güçlü bir marka altında büyütmekti. Uluslararası yaşam ve işletme markalarının sürece katılması da projeleri daha kapsamlı ve değerli hale getirdi.
Değişen Kuşaklar ve Yeni Yaşam İhtiyacı
İhtiyaçlar kuşaklarla birlikte değişiyor. Önceki kuşaklar için temel ihtiyaçlardan biri güvenlikti. Bugünün ve geleceğin ihtiyacı ise sosyal alan ve ilişki kurabilmek. Büyük şehirlerde insanlar yalnızlaşıyor. Okul, spor, market ve diğer ihtiyaçlar farklı noktalara dağıldığında günlük yaşam parçalanıyor. Bir dönem mahalleden siteye geçtik ve bunu daha iyi sandık; sonra kapalı site düzeninin bir tür hapishaneye dönüşebildiğini gördük. Şimdi mahalle kültürüne dönmek istiyoruz fakat bunun için gerekli mekânlar kendiliğinden oluşmuyor. Projelerde eczane, bakkal, kafe gibi günlük işlevleri bir araya getirerek küçük bir semt merkezi yaratmak gerekiyor. Bu, AVM modeli değil; çevrenin de kontrollü biçimde yararlanabildiği açık bir sokak ve çarşı anlayışı. Yeni nesil ihtiyaç için yaşamaktan çok, yaşamak için çalışıyor. Mekânın kalitesi ve sunduğu hizmet bu nedenle daha önemli.
RAMS, Yeni Nesil Yaşamın Kodlarını Yazıyor
Bir sitenin zemininde bir kahve ya da mahalle bakkalı olduğunda insanlar birbirini tanımaya başlıyor. Bu karşılaşma mekânları yoksa komşuluk da kolay kolay kurulamıyor. RAMS’ın projelerinde hayata geçirdiği yaklaşım tam da bu ihtiyaca karşılık geliyor. Konutu yalnızca dört duvar olarak değil, insanların karşılaşabileceği, sosyalleşebileceği ve günlük hayatın doğal akışı içinde bir araya gelebileceği yaşayan bir çevrenin parçası olarak ele alıyoruz.
Bu nedenle RAMS projelerinde sosyal alanlar sonradan eklenen birer ayrıcalık değil, yaşam kurgusunun temel unsurlarından biri. Kafe, restoran, mağaza, spor ve günlük ihtiyaç alanlarını bir araya getirerek insanların projeden çıkmadan hayatın farklı ihtiyaçlarına ulaşabildiği; aynı zamanda dışarıyla da bağ kurabildiği yeni nesil yaşam alanları tasarlıyoruz. RAMS’ın farkı, bugünün gayrimenkul ihtiyacını yalnızca metrekare üzerinden değil, insanların nasıl yaşamak istediği üzerinden okuyabilmesi.
Kentsel Tasarım Şart
Artık parsel ya da ada ölçeğinde tek tek binalar yapmak yeterli değil; bölge ölçeğinde kentsel tasarım gerekiyor. RAMS Park House Maslak projemizi; arsa üzerinden değil, İstanbul’un, Maslak’ın, Ayazağa’nın ve Vadi İstanbul’un gelecek 50 yılı üzerinden kurguladık. Güzel binalar tek başına şehri güzelleştirmiyor. İyi bir kentsel tasarımın içinde doğru binalar yapmak gerekiyor.
Özbekistan’ın başkenti Taşkent bunun iyi bir örneği. Binaların niteliği her zaman yüksek olmasa da yeşil alan, yaya yolu, spor alanı, çekme mesafesi ve ticaret ilişkileri iyi kurulduğu için şehir yaşanabilir. Biz de 2010’dan bu yana projelere mümkün olduğunca kentsel tasarımla başlıyoruz.
Tek bir bloğu çoğaltmak yapının değerini düşürüyor. On aynı binayı kopyalamak yerine, sanki farklı parsellerde zaman içinde oluşmuş gibi çok kimlikli bir çevre yaratmayı hedefliyoruz. Fikirtepe ve Ataşehir gibi örneklerde kentsel vizyon eksikliğinin ne kadar büyük bir kayıp yarattığını gördük.
Mimar, Deneyimiyle Talebi Doğru Yorumlamayı Bilmeli
İnsanların ev seçimi otomobil seçimine benziyor. Önce bir marka ve yaşam tarzı seçiyor, sonra bütçesine uygun modeli alıyor. Aynı proje içinde hem üst gelir grubuna yönelik teraslı bir konut hem de maaşıyla vadeli ödeme yapabilecek bir kişinin erişebileceği daha küçük bir ünite bulunabilmeli. Ana marka ve yaşam kalitesi korunurken farklı seçenekler sunulmalı.
Pazar araştırmalarında insanlar ideal olarak büyük daire istediklerini söyler; fiyatı gördüklerinde daha küçük bir daireye yönelir. İdeal ile gerçek arasında fark vardır. Geçmişte yalnızca araştırma sonuçlarına dayanarak yapılan bazı büyük konut ya da ofis bloklarının satılamadığını gördük. Bu nedenle mimarın deneyimiyle gerçek talebi yorumlaması ve gerektiğinde planı esnek biçimde değiştirmesi gerekir.
“RAMS Park House Maslak 15-20 farklı konsept çalışması sonrası ortaya çıktı…”
RAMS Park House Maslak projesi meslek hayatımın en zor projelerinden biri. Kentsel dönüşüm niteliği, çok sayıda hak sahibi ve farklı beklentiler anlaşma sürecini zorlaştırdı. Coğrafya ve eğim ikinci büyük zorluktu. Üçüncüsü ise kamunun mevcut vizyonuyla bizim hedeflediğimiz kentsel yaklaşım arasındaki farktı.
Önce Maslak, Ayazağa ve Vadi İstanbul’un geleceğini; Üçüncü Köprü ve Sarıyer bağlantılarını ele aldık. Ayazağa dönüşüm alanının bütününe yönelik kentsel tasarım yaptık. Blokların yan yana dizildiği bir anlayış yerine önce sokakları ve podyumları, ardından kuleleri ve yaşamı kurguladık. Başka bir deyişle önce binayı yapıp kalan yere yaşam alanı koymak yerine önce sokağı tasarladık.
Üç yıllık süreçte 15-20 farklı konsept ve maket üzerinde çalıştık, tasarımı sürekli geliştirdik. Üç ana hedefimiz vardı: birbirinin kopyası olmayan çok kimlikli yapılar, çevreyle bütünleşen sokak-podyum ilişkisi ve yeşil alanları da kapsayan güçlü sosyal alanlar. Hak sahiplerinin beklentileri ve yoğunluk gibi çok sayıda zorunlu veriyi bu hedeflerle dengeledik. Sonuçta benzer planlara sahip olsalar bile cepheleri, içleri ve siluetleri farklı on yapı ortaya çıktı. Podyum ve otopark alanlarını yalnızca geçiş alanı değil, sosyal mekânlarla desteklenen cadde ve sokaklar olarak ele aldık. Çocukların güvenli biçimde oynayabileceği, insanların pet shopa ya da başka günlük ihtiyaçlara yürüyebileceği bir yaşam kurgusu oluşturduk.
Tüm projelerimizi BIM ve Revit ile çalışıyoruz. Gün ışığı, cam seçimi ve konfor koşulları gibi verileri proje boyunca kontrol ediyoruz. Elektrik, su ve atığı birer enerji bileşeni olarak ele alıp aralarındaki dengeyi kurmaya çalışıyoruz. Tasarım tamamlanmış olsa da sosyal mekânlarda ve ticari ünitelerde hangi işlevlerin bulunması gerektiği konusunda pazarlama ve işletme ekipleriyle çalışmayı sürdürüyoruz.
Mimari İfade ve Proje Takvimi
15-20 konsept arasında çok kimliklilik hedefine en fazla yaklaşanı seçtik. Kütle, cephe, renk, doku ve özellikle yapıların ‘şapkaları’, yani üst bitişleri üzerinde ayrı ayrı çalıştık. On yapının her birinin kendi karakteri olsun istedik. İdeal olan, on yapıyı on ayrı mimarın tasarlaması olabilirdi; biz aynı ofis içinde hem birbirine akraba hem de birbirinden farklı yapılar üretmeye çalıştık. Şehir kültürü, küçük parçaların çeşitliliğinden doğar; hepsini aynı yaptığınızda tekdüzelik ortaya çıkar.
Bütüne Fayda Sağlamaya Çalışıyoruz
Motivasyonumuz, ihtiyaç ne olursa olsun mesleki emeği doğru vizyon ve hedefle buluşturmak. Taşkent Yenişehir gibi çok büyük kentsel ölçekte projelerimiz de tek yapı ölçeğinde işlerimiz de var. Bir hücrenin de bir organın da beden için gerekli olması gibi, ölçekten bağımsız olarak bütüne fayda sağlamaya çalışıyoruz.
Asıl Zenginlik Başarmaktır
Para kazanmak tek başına zenginlik değildir; asıl zenginlik başarmaktır. Hedefimiz, daha iyi projeler üreterek kalıcı değer yaratmak ve topluma faydalı olmaktır. Partnerlik, uluslararası çalışma ve teknolojiyi kullanma yaklaşımımızın vazgeçilmez parçası. Şu anda altı partnerimiz var. Kendi ofisimi kurarken, çalışanların yıllar sonra ‘Ben ne olacağım?’ sorusuna açık bir cevap verebilen bir yapı oluşturmak istedim. Ofise katılan biri, beş yıl sonunda proje partneri; on yıl sonunda ana partner olabileceği yolu görebiliyor. Bu sistem uzun süreli ekip bağlılığı, enerji ve motivasyon yaratıyor. Şirket içindeki mimari proje partnerlerinin yanı sıra statik, mekanik ve teknik firmalarla ve bazı stratejik ortaklarla da partnerlik ilişkilerimiz var.


