Yerin Misafiri Olmak: Smiljan Radić Clarke Mimarlığı
Yer, malzeme ve ışıkla kurduğu güçlü ilişkiyle çağdaş mimarlığın özgün seslerinden biri olarak görülen Smiljan Radić Clarke, 2026 Pritzker Mimarlık Ödülü’nün sahibi oldu. Doğa ile mimarlık arasındaki sınırları yeniden yorumlayan Smiljan Radić’in öne çıkan projelerini bir araya getirdik.
Hazırlayan: Gülce Halıcı, Mimar.
1979’dan beri mimarlık disiplininde özgün üretimleriyle öne çıkan ve mesleğe kalıcı katkılar sunan mimarları onurlandırmak amacıyla verilen Pritzker Mimarlık Ödülü, 2026 yılında Şilili mimar Smiljan Radić’ Clarke’a verildi. 1965 yılında Şili’nin Santiago kentinde doğan Radić, farklı kültürel kökenlere sahip göçmen bir ailede büyüdü. Bu çok katmanlı kimlik deneyimi, mimarın erken yaşlardan itibaren aidiyet ve kök kavramlarını sorgulayan bir bakış geliştirmesine zemin hazırladı. Mimarlık eğitimini Pontificia Universidad Católica de Chile’de tamamlayan Radić, eğitim sürecinde yaşadığı zorlukların ardından Venedik’teki Istituto Universitario di Architettura di Venezia’da tarih çalışmaları yürüttü ve geniş seyahatlerle mimarlığa dair düşünsel ufkunu geliştirdi. 1995 yılında Santiago’da kurduğu mimarlık ofisi aracılığıyla üretimlerini sürdüren Radić, heykeltıraş Marcela Correa ile kurduğu entelektüel ve yaratıcı birliktelik sayesinde disiplinlerarası bir düşünce dünyası geliştirdi.
Otuz yılı aşkın süredir çalışmalarını sürdüren Radić, konutlardan kültür yapıları ve kamusal mekanlara kadar uzanan geniş bir yelpazede projeler üretirken, her tasarımını özgün bir araştırma süreci olarak ele alıyor. Tekrarlayan bir mimari dil yerine, her projenin bulunduğu yerin tarihsel, toplumsal ve çevresel koşullarından türeyen özgül stratejiler geliştiriyor. Radić’in mimarlığı çoğu zaman ağır ve kalıcı görünen kütlelerle kırılgan ve geçici izlenimi veren unsurlar arasında kurduğu gerilimle tanınıyor. Taş, beton, ahşap ve cam gibi malzemeleri yalnızca yapısal bir araç olarak değil; ışık, ses ve mekansal atmosferi şekillendiren duyusal unsurlar olarak kullanıyor. Yapılarının araziyle kurduğu ilişkiyi çoğu zaman hafif ve geçici bir temas olarak ele alırken mimarlığı doğaya hükmeden bir araç yerine onunla birlikte var olan bir “misafir” olarak yorumluyor. Bu yaklaşımıyla mimarlığın yalnızca görsel bir nesne değil, insan deneyimini şekillendiren bir ortam olduğunu vurguluyor. Kırılganlık, belirsizlik ve insan ölçeğine duyduğu hassasiyetle dikkat çeken Radić’in üretimleri, mimarlığın duygusal ve toplumsal boyutlarını yeniden düşünmeye davet eden özgün bir yaklaşım ortaya koymaya devam ediyor. Yer, malzeme ve ışıkla kurduğu güçlü ilişkiyle çağdaş mimarlığın özgün seslerinden biri olarak görülen ve doğa ile mimarlık arasındaki sınırları yeniden yorumlayan 2026 Pritzker Mimarlık Ödülü’nün sahibi Smiljan Radić’in öne çıkan projelerini bir araya getirdik.
Carbonero Evi, Şili
Şili kıyılarında kullanılan geleneksel kömür ocaklarından ilham alan La Casa del Carbonero, yerel üretim kültürünü mimariye dönüştüren özgün bir yapı. Toprağa açılan geniş bir çukurun içine yerleştirilen dikenli odun yığınlarının kil ve samanla kapatılmasıyla oluşan geleneksel kömür fırınlarının kubbe formu, projede adeta yeniden “yer altından çıkarılarak” mimari bir mekana dönüşüyor, yapının sınırlarını atmosferle belirsizleştiriyor; rüzgar, gölge ve ses mimari deneyimin parçası haline geliyor. 1997 yılında tamamlanan Carbonero, mimarlığı kalıcı bir nesne olmaktan çok iklim, topoğrafya ve zamanla ilişki kuran geçici bir barınak olarak ele alıyor.
London Sky Bubble; İngiltere
Ekim 2021’de Alexander McQueen’in İlkbahar/Yaz 2022 defilesi için Tobacco Dock’ta hafif bir membranın çelik kablolarla taşındığı şişirilebilir yapı, bulutlardan ilham alan formuyla davetlileri çevreleyen geçici bir mimari mekan oluşturuyordu. Şehrin panoramik manzarasını görünür kılan kubbe içinde, podyumu çevreleyen ve gökyüzüyle özdeşleşen eş merkezli oturma düzeni kurulmuş. Çatı terasını heykelsi bir sahneye dönüştüren yapı, Londra gökyüzünün değişen ışıklarıyla birlikte mimarlık, moda ve kent manzarasını bir araya getirerek hem ziyaretçiler hem de şehir halkı için unutulmaz bir deneyim sunmuş.
Mestizo Restaurant, Şili
Restaurant Mestizo, Santiago’da Bicentenario Park’ın içinde, kentin sınırında peyzajın doğal bir uzantısı gibi konumlanıyor. 2006 yılında tamamlanan tasarımda, Pirque’deki bir taş ocağından getirilen büyük taşıyıcı kayalar tarafından desteklenen geniş çatı; hem ufuk çizgisi hem de kamusal bir sığınak niteliği kazanıyor. Bu yatay örtü, gölge sağlayarak iç mekan ile çevredeki açık arazi arasındaki sınırı belirsizleştiriyor. Rüzgar, ışık ve And Dağları’na uzanan manzaralar; derinlik ve oran aracılığıyla dengelenerek zemine, iklime ve ortak kamusal deneyime dayanan bir mekansal atmosfer oluşturuyor.
Poem of the Right Angle, Şili
House for the Poem of the Right Angle, Şili’nin Vilches bölgesinde orman içinde konumlanan ve sıra dışı bir konut projesi. Eğimli çatı ışıklıkları, kavisli yüzeyler, keskin açılar ve konsol çıkmalarla biçimlenen karmaşık bir kütle oluşturuyor. 2012 yılında tamamlanan tasarım, Le Corbusier’nin The Poem of the Right Angle serisindeki “Flesh” adlı litografiden esinleniyor. Siyah boyalı beton dış cephe, iç mekanda sedir kaplı sıcak yüzeylerle karşıtlık kurarken, beyaza boyanan anıtsal ışıklıklar mekana güçlü bir ışık etkisi katıyor. Plan kurgusu, merkezdeki avlu etrafında dolaşan sürekli bir yürüyüş hattı oluşturuyor; farklı zemin kaplamaları ise mekanları bölmeden tanımlıyor.
Teatro Regional del Biobío, Şili
2018 yılında tamamlanan Teatro Regional del Biobío, Şili’nin Concepción kentinde Biobío Nehri kıyısında, yarı saydam PTFE kaplı dış kabuğu ile içteki düzenli beton ızgara arasında güçlü bir karşıtlık kuruyor. Altı kata yayılan cephe bantları zıt yönlerde eğilerek akordeon benzeri bir yüzey oluşturuyor; gece aydınlatmasıyla yapı nehir kıyısında feneri andıran bir etki yaratıyor. Beton strüktür içinde farklı kotlarda yerleştirilen iki tiyatro salonu ve prova alanı mekansal kurguyu belirlerken, zemin katta açılan geniş fuaye kamusal dolaşımı tanımlıyor; merdivenler, asansörler ve ışık çizgileri ise iç mekanda sahne arkası atmosferini güçlendiriyor.
VIK Şarapçılık, Şili
2007’de Carrie ve Alexander Vik’in açtığı mimari yarışmayı kazanan Radic, And Dağları manzarasına hakim VIK Şaraphanesi projesini üç yıl boyunca geliştirerek sürdürülebilir ve ileri teknolojiye dayalı bir yapı ortaya koyuyor. Şaraphanenin büyük bölümü, şarabın doğal biçimde soğutulmasını sağlayacak şekilde yer altına yerleştiriliyor. Yapıda gün ışığını içeri alarak yapay aydınlatma ihtiyacını azaltan gerilmiş şeffaf kumaş çatı tercih edilmiş. Girişte suyla kaplı eğimli meydan ve yerleştirmeler ziyaretçileri karşılıyor. İç mekanda ise üretim sürecini izleyen ziyaretçiler, mahzenlerden tadım alanına uzanan etkileyici bir mekansal deneyim yaşıyor.









