Yerin Hafızası: Smiljan Radić’le Kırılgan Mimarlığın İzinde
Kütlenin ağırlığı ile malzemenin kırılganlığı arasındaki ince çizgide yürüyen, mimarlığını doğaya hükmeden değil, yeryüzünde nazik bir “misafir” olarak kurgulayan Smiljan Radić Clarke, 2026 Pritzker Mimarlık Ödülü’nün sahibi oldu. Şili’nin sert coğrafyasından beslenen, yerin ruhunu ışık ve sessizlikle birleştiren Radić’in, çağdaş mimarlığın sınırlarını belirsizleştiren ikonik projelerini mercek altına alıyoruz.
Hazırlayan: Gülce Halıcı, Mimar.
1979’dan beri mimarlık dünyasının en prestijli onuru kabul edilen Pritzker Mimarlık Ödülü, 2026 yılında Şilili mimar Smiljan Radić Clarke’a verildi. 1965 yılında Şili’nin Santiago kentinde doğan Smiljan Radić Clarke, Hırvatistan ve Birleşik Krallık’tan gelen göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çok katmanlı kimliği, onun aidiyet ve kök kavramlarını sorgulayan özgün bakış açısının temelini oluşturdu. Kendi deyimiyle, “insanın kendi köklerini üretmek zorunda kalması” ona mimari üretiminde benzersiz bir özgürlük alanı tanıdı.
Mimarlık eğitimini Pontificia Universidad Católica de Chile’de tamamlayan Radić, mezuniyet sürecinde yaşadığı akademik zorlukları birer eşiğe dönüştürerek Venedik’teki Istituto Universitario di Architettura di Venezia’da tarih üzerine derinleşti. Bu süreçte gerçekleştirdiği seyahatler, felsefe ve edebiyata duyduğu ilgi, formun ötesine geçen düşünsel ufkunun ana kaynağı oldu. 1995 yılında Santiago’da kurduğu butik ölçekli ofisiyle, mimarlığı sadece teknik bir inşa süreci değil, “fikirlerin ikamet ettiği bir ortam” olarak kurguladı. Hayat arkadaşı heykeltıraş Marcela Correa ile kurduğu yaratıcı birliktelik, disiplinler arası bir dilin kapılarını aralarken mimarlığın en yalın ve samimi haline odaklandı.
Otuz yılı aşkın pratiğinde Radić, ağır kütlelerle kırılgan dokular arasındaki gerilimden beslendi. Taş, beton ve cam gibi malzemeleri duyusal birer atmosfer unsuru olarak işlerken; yapıyı doğaya hükmeden bir kütle yerine, arazide geçici bir “misafir” gibi konumlandırdı. 2010 Venedik Bienali için tasarladığı “The Boy Hidden in a Fish” ve 2014 yılında Londra’da yankı uyandıran Serpentine Pavilion projesi, onun barınma, korunma ve içe bakış temalarına duyduğu hassasiyeti küresel ölçekte kanıtladı. Fiberglas gibi hafif malzemeleri kaba taş bloklarla birleştiren yaklaşımları, modern mimarlığın sınırlarını belirsizleştirerek insan ölçeğine duyarlı, duyusal mekanlar yarattı.
Kariyeri boyunca Colegio de Arquitectos de Chile (2001), Architectural Record Design Vanguard (2008) ve Arnold W. Brunner Memorial Prize (2018) gibi pek çok uluslararası onura layık görülen Radić, aynı zamanda Amerikan Mimarlar Enstitüsü ve Hırvat Bilim ve Sanat Akademisi gibi kurumların fahri üyeliğini yürütmeye devam ediyor. “Mimari; güneşin altında yüzyıllarca durup ziyaretimizi bekleyen büyük, devasa ve kalıcı formlar ile bir sineğin yaşamı kadar kısa ömürlü, alışılagelmiş ışık altında net bir kaderi olmayan daha küçük, kırılgan yapılar arasında var olur.” sözleriyle çağdaş mimarlığın bilge ve özgün seslerinden biri haline geldi.
2017 yılında kurduğu Fundación de Arquitectura Fragil ile deneysel mimarlığı ve disiplinler arası araştırmaları desteklemeye devam eden Radić, mimarlığın toplumsal ve ruhsal boyutlarını yeniden tanımlıyor. 2026 Pritzker Ödülü, onun sessiz ama derinlikli devrimini selamlarken, bizleri mimarlık ile doğa arasındaki o ince çizgide yeniden düşünmeye davet ediyor. Kütlenin ağırlığı ile malzemenin kırılganlığı arasındaki ince çizgide yürüyen, mimarlığını doğaya hükmeden değil, yeryüzünde nazik bir “misafir” olarak kurgulayan Smiljan Radić Clarke, 2026 Pritzker Mimarlık Ödülü’nün sahibi oldu. Şili’nin sert coğrafyasından beslenen, yerin ruhunu ışık ve sessizlikle birleştiren Radić’in, çağdaş mimarlığın sınırlarını belirsizleştiren ikonik projelerini mercek altına alıyoruz.
Centro Cívico Boca Sur
Proje Yeri
Concepción, Şili
Tamamlanma Tarihi
2018
Proje Alanı
15050 m2
Fotoğraflar
Cristóbal Palma
Smiljan Radić’in Pritzker’e uzanan yolculuğundaki kamusal kırılganlığı temsil eden en güçlü halkalardan biri olan Barrio Cívico Boca Sur (Boca Sur Kamusal Merkezi), mimarlığı sadece bir yapı değil, toplumsal bir “dayanak noktası” olarak kurguluyor. 2008 yılındaki “Quiero mi Barrio” toplumsal kalkınma programının bir parçası olarak hayat bulan proje; itfaiye istasyonu, pazar yeri ve spor sahasına hizmet eden bir yaya köprüsünü tek bir plastik anlatıda buluşturuyor. Büyük okyanus kıyısındaki kumullar ile sebze bahçeleri arasında bir eşik gibi konumlanan yapı, kütlesel varlığını zeminden koparılmış heykelsi bir platform üzerinden tanımlıyor.
Boca Sur’un kolektif hafızası ve yerel ihtiyaçlarıyla şekillenen kamusal meydan; kum parkları, gölgelikli pazar alanları ve anlatıcılar için tasarlanan amfilerle dinamik bir sosyal sahne sunuyor. Radić, burada mimarlığı statik bir inşaatın ötesine taşıyarak; rüzgar, kum ve toplumsal etkileşimin şekillendirdiği yaşayan bir organizmaya dönüştürüyor. Yapı, bir mahalle kapısı niteliği taşırken, devlet iradesi ile mimari vizyonun kesiştiği noktada kamusal hizmetleri güvenli ve akışkan bir mekansal deneyimle taçlandırıyor. Barrio Cívico, tıpkı Radić’in diğer üretimlerinde olduğu gibi, kentsel bir misafir nezaketiyle yerleştiği arazide toplumsal aidiyeti yeniden inşa ediyor. Her bir yapı elemanı, fiziksel birer beton blok olmanın ötesine geçerek, yerel topluluğun bir araya geldiği bir sığınak ve kolektif bir bellek mekanı olarak işlev görüyor; mimarlık burada toplumsal adaletin ve paylaşımın estetik bir ifadesine dönüşüyor.
Casa Pite
Proje Yeri
Papudo, Şili
Tamamlanma Tarihi
2005
Fotoğraflar
Cristóbal Palma
Şili’nin Papudo kıyısındaki kayalık araziye gömülü olan Casa Pite, barınma ve peyzaj arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceliyor. Yapı, kendisini bir dizi istinat duvarı ve teras olarak kurguluyor; mimariyi toprağın üzerine yerleştirmek yerine kayaya kenetliyor. Yapı, izolasyona düşmeden sığınak üreten; strüktür, yönelim ve oranların birlikte çalıştığı ince ayarlı bir iklim ve manzara kalibrasyonunu bünyesinde gizliyor. Kalın beton duvarlar, kasıtlı bir deneyim yaratmak adına okyanusun uçsuz bucaksızlığını çerçeveliyor. Alçak tavanlar ve gölgeli eşikler, yerini ufka ve gökyüzüne yönelmiş açık platformlara bırakıyor. Casa Pite, Radić’in maruz kalma halini mahremiyete dönüştürme kapasitesini sergiliyor; mimarlığın elementlerin gücü ile insan ölçeği arasında arabuluculuk yapmasına olanak tanıyor. Radić, doğaya hükmetmek yerine onun sertliğine eklemlenen bir form üretiyor. Betonun brüt dokusu ile kıyı şeridinin hırçın yapısı, yapının zamansız karakterini besliyor. Mekansal kurgu, kullanıcıyı hem uçurumun kenarında hissettiriyor hem de güvenli bir oyuğun içine yerleştiriyor.
Casa Prisma
Proje Yeri
Conguillío, Şili
Tamamlanma Tarihi
2018
Proje Alanı
184 m2
Fotoğraflar
Cristóbal Palma
Smiljan Radić’in Şili, Conguillío’da hayata geçirdiği Prisma Evi, mimarın “tekrar” (repetition) kavramı üzerinden yürüttüğü derin bir düşünsel deneyi temsil ediyor. Yapı, Kazuo Shinohara’nın 1974 tarihli ikonik Prisma Evi ile Radić’in 1997’de Chiloé’de inşa ettiği kendi çalışmasının veya onlardan geriye kalanların Llaima Volkanı’ndan akan donmuş bir lav nehri üzerindeki platformda yeniden buluşmasını simgeliyor. Radić, bir “yorumlama” yapmadığını, aksine tanrıları kızdırmak pahasına başarısızlığa mahkum bir “ikinci kez yapma” eylemine giriştiğini vurguluyor. Shinohara’nın orijinal yapısındaki 7,20 metrelik strüktürel kesiti kopyalayan Radić, binanın boyunu kısaltarak onu fotoğraflardaki o “ideal kübik kesit” illüzyonuna yaklaştırıyor. Binanın içindeki o meşhur köşegen ahşap destek, tıpkı Japon mimarın işlerinde olduğu gibi alanı “rahatsız edici” bir geometriyle yeniden düzenliyor. Yanı başında ise Chiloé’deki kırmızı çadırlı strüktürün galvaniz çelikten bir “tekrarı” yükseliyor; bu bölüm sadece büyük bir “uyuma alanı” olarak kurgulanan gayriresmî bir atmosfer sunuyor. Prisma Evi, fotoğraf karesinin sınırları ile inşa edilmiş gerçeklik arasındaki boşlukta salınan, geçmişin hayaletlerini volkanik bir peyzajda çağıran provokatif bir barınak işlevi görüyor. Mimarlık, tarihin kırıntılarından süzülen bir hafıza mekanına dönüşerek varlığını sürdürüyor.
Chile Antes de Chile
Proje Yeri
Santiago, Şili
Tamamlanma Tarihi
2014
Proje Alanı
1300 m2
Fotoğraflar
Nico Saieh
Şili Prekolombiyen Sanat Müzesi genişletme projesi, basit bir alan artırımı olmanın ötesine geçiyor; kentsel bir “yeniden tabakalama” operasyonunu sürdürüyor. Santiago’nun merkezinde, 1805 tarihli Ex Real Aduana yapısının tarihsel ağırlığı altında Radić, bir “görünmez anıtsallık” deneyi yapıyor. Yer altını, orijinal mirasın imgesini bozmadan onu destekleyen yeni bir bellek katmanı olarak işgal ederek mekanı yeniden üretiyor. Projenin merkez stratejisi, avluların altında yaşanabilir bir boşluk yaratıyor. Bu karar, kentsel yoğunluğa ve tarihe verilen etik bir cevabı temsil ediyor. Alt kattaki “Chile antes de Chile” sergi salonu, 450 metrekarelik alanı ve 8 metrelik yüksekliğiyle, üzerindeki yapının yerçekimine meydan okuyan bir mağara gibi kurgulanıyor. Amazon odunlarıyla kaplanan brüt beton salon, kolonyal mimariden koparak 15 bin yıllık kültürel geleneği barındıran bir “gizli geometriyi” açığa çıkarıyor. Güney avlusu geleneksel “huevillo” zeminini koruyor, kuzeydeyse hafif bir örtüyle kamusal bir “sivil avluya” dönüşüyor. Müzeografi, mimari titizliği yüksek nitelikli vitrinlerle tamamlıyor; gözlemci ile nesne arasındaki sınırı eritiyor. Müze, yüzeyde bir cephe inşa etmektense yerin altına süzülerek, Prekolombiyen geçmiş ile modern mühendisliğin buluştuğu kışkırtıcı bir barınak işlevi görüyor.
Cooper House
Proje Yeri
Chiloé, Şili
Tamamlanma Tarihi
2005
Proje Alanı
5000 m2
Fotoğraflar
Cristóbal Palma
Bakırın dış cephe malzemesi olarak kullanıldığı ikinci deneme, Smiljan Radić’in malzeme ve hafıza arasındaki diyaloğunu derinleştiriyor. Şili’nin güneyindeki küçük Nercón kasabasında yükselen yapı, bakırın dalgalı dokusuyla tarihsel bir nitelik kazanıyor; Chiloé Adası’nın 20. yüzyıl başına kadar galvanizli çelikle kaplanan ev ve kiliselerinin mirasını yeniden üretiyor. Binadaki modüler elektrolitik bakır doku, bölgenin karakteristik mimari unsurlarını taklit ederek bir süreklilik kuruyor. Ağır kiremit katmanları, ardışık eklemeler ve zamana yenik düşen bozulmalarla deforme olmuş çatı geometrileri, eğimlerin yarattığı derin gölgeler ve dış cidarın kesintisiz dokusu yapıda hayat buluyor. Radić, malzemenin hamlığını yerel peyzajın melankolisiyle birleştiriyor. İç mekanda ise aile yaşamı, kış aylarında hareketin ana aksını oluşturan ahşap bir avlu etrafında şekilleniyor. Yaz geldiğinde ise geniş pencerelerin açılmasıyla evin sınırları eriyor; yapı diyagonal bir rotada boydan boya geçiliyor. En küçük yatak odaları, avlu, salon-yemek odası, teras ve bahçe, vadinin derinliklerine kadar uzanan kesintisiz, akışkan bir mekan kurgusunu sürdürüyor. Mimarlık, tarihin ve doğanın kırıntılarından süzülen bir hafıza mekanı olarak varlığını koruyor.
Guatero
Proje Yeri
Santiago, Şili
Tamamlanma Tarihi
2023
Fotoğraflar
Cristóbal Palma
XXII. Şili Mimarlık Bienali için tasarlanan Guatero, sergi alanını sabit bir nesne olmaktan çıkarıp geçici bir atmosferik çevreye dönüştürüyor. Işıltılı ve pnömatik formuyla meydanı işgal eden yapı, yumuşak, kavisli ve hafif istikrarsız doğasıyla kırılganlığı mekansal bir deneyime dönüştürüyor. Yapı, varlığını tamamen hava basıncına borçlu kalarak kütle ve boşluk arasındaki geleneksel ilişkiyi yeniden sorguluyor. Yapının yarı saydam yüzeyi, ışığı yumuşakça dağıtırken sesleri yankılandırarak ölçeğine rağmen içeride mahrem bir atmosfer yaratıyor. Işık, ses ve ziyaretçi hareketleri, iç mekan koşullarını sürekli olarak başkalaştırıyor. Radić, mimarlığın kalıcılık iddiasını bir kenara itiyor; bunun yerine hava ve ışık gibi uçucu elementlerle mekanı inşa etmeyi sürdürüyor. Ziyaretçi içine girdiğinde, sınırların basınçla belirlendiği, nefes alan bir organizmanın parçası haline geliyor. Mimari, taş ve betondan sıyrılarak atmosferik bir duyuma, dokunulabilir bir boşluğa evrilerek varlığını sürdürüyor. Guatero, modern insanın barınma ihtiyacını en temel ve en hafif haliyle, bir hava tabakası üzerinden yeniden tanımlıyor.
House for the Poem of the Right Angle
Proje Yeri
Vilches, Şili
Tamamlanma Tarihi
2012
Proje Alanı
5000 m2
Fotoğraflar
Cristóbal Palma
Smiljan Radić’in Vilches’teki ormanlık arazide yükselen siyah beton evi, mimarın Le Corbusier’nin Doğru Açı Şiiri (The Poem of the Right Angle) serisinden ödünç aldığı soyut imgeleri mekansal bir gerçekliğe dönüştürüyor. Yapı, sadece bir barınak değil; on iki santimetre kalınlığındaki güçlendirilmiş beton duvarların oluşturduğu karmaşık geometrilerle “içsel bir peyzaj” kuruyor. Kavisli duvarlar, sert dik açılar ve alışılmadık açılarla gökyüzüne uzanan üç devasa ışıklık, evin karakterini belirliyor. Radić, binanın formunu Le Corbusier’nin “Et” (Flesh) adlı litografisinden ilhamla tasarlıyor. Mimar, dış cephenin siyah beton sertliğini iç mekanda sıcak sedir ağacı kaplamalarla kırıyor. İçerideki açık plan kurgusu, merkezi bir avlu etrafında kesintisiz bir yürüyüş yolu olarak şekilleniyor. Avluya bakan cam yüzeyler, evin farklı bölümleri arasında görsel bir bağ kurarken, sakinlerine bir köylü ya da bir keşişin doğayı tanıdığı o yalın ve doğal yöntemle çevreyi izleme imkanı sunuyor. Evin bölücü duvarlar yerine malzeme farklılıklarıyla (ahşap ve beton zeminler) tanımlanan mekanları, sakinlerini mutfaktan yaşam alanına, oradan da orman manzarasına asılı duran konsol yatak odasına doğru yönlendiriyor. Dışarıda ise dağ manzarasına bakan bir yüzme havuzu ve 300 bazalt taşından oluşan “Yaprak Bahçesi”, yapının doğa içindeki tecrit edilmiş halini tamamlıyor. Radić, kör hacmi ayrıcalıklı bir dağ peyzajı önüne yerleştirerek mimarlığın şiirsel ve ham gücünü sürdürüyor.
La Casa del Carbonero
Proje Yeri
Santiago, Şili
Tamamlanma Tarihi
1998
Fotoğraflar
Smiljan Radić Clarke
Smiljan Radić’in mimari dilindeki o kendine has “kırılganlık” ve “geçicilik” temalarını en yalın haliyle somutlaştıran Carbonero Evi (La Casa del Carbonero), orman ile deniz arasındaki eşsiz peyzajda bir sığınak gibi konumlanıyor. Mimariyi kalıcı ve hükmeden bir kütle olmaktan çıkaran yapı, ahşap iskeleti ve siyah file kaplamasıyla adeta boşlukta asılı duran efemer (geçici) bir hacim hissi uyandırıyor. Radić, burada geleneksel formların ötesine geçerek, ışığı yansıtmak yerine soğuran koyu renkli ve gözenekli bir zar kurguluyor; bu sayede yapının fiziksel kütlesi atmosferik bir derinliğe dönüşerek görünmezleşiyor.
Yapının geçirgen zarfı; rüzgarın, gölgenin ve sesin iç mekana sızmasına izin vererek doğayı mimari deneyimin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. 1997 yılında tamamlanan Carbonero, mimarlığı sonsuza dek sürecek bir nesne değil, iklimle, topoğrafyayla ve zamanın akışıyla sürekli diyalog halinde olan “provisional” (geçici/koşullu) bir barınak olarak öneriyor. Doğanın içinde kaybolan yapı, Radić’in daha sonra Pritzker’e uzanacak olan “yerin ruhuna saygı duyma” ve “yeryüzünde nazik bir misafir olma” felsefesinin en erken ve en saf manifestolarından biri olarak kabul ediliyor.
Nave
Proje Yeri
Santiago, Şili
Tamamlanma Tarihi
2015
Fotoğraflar
Nico Saieh, Maria Gonzalez
Santiago’nun tarihi dokusunda yükselen NAVE Sahne Sanatları Merkezi, Smiljan Radić’in mimari pratiğinde sıkça rastladığımız “boşaltma operasyonu” (emptying operation) kavramını merkezine alıyor. 2010 depremi ve yangınlarla sarsılan eski bir yapıyı temel alan proje, dış cepheyi koruyup içini tamamen boşaltarak yapıyı kentsel bir sahneye dönüştürüyor. Orijinal cephe, içerideki deneysel dünyayı gizleyen dostane bir maske işlevi görüyor. Yapının iç kurgusu, yerçekimine meydan okuyan bir hafiflik hissi uyandırıyor. Zemin katta sadece asansör, merdivenler ve hareketli tribün duvarı yere temas ediyor. Tüm dolaşım aksı, merkezi bir ana kirişe asılı kalarak boşlukta süzülen bir yürüyüş yolu oluşturuyor. 750 metrekarelik devasa “Siyah Salon” (Black Room), sabit bir sahne barındırmayan çok yönlü yapısıyla performansı özgür bırakıyor. Hemen yanındaki “Beyaz Salon” ise doğal ışıkla yıkanan bir araştırma ve atölye alanı olarak karanlık merkeze eşlik ediyor. Projenin en kışkırtıcı unsuru ise çatıda hayat buluyor. Şehrin doğal peyzajına ve And Dağları’na bakan 750 metrekarelik teras, üzerine kurulan sirk çadırıyla mahallede çocuksu bir neşe yaratıyor. Sirk, Radić için en ilkel ve sade gösteri biçimi olarak mimarlığın tepesinde geçici bir nesne gibi asılı duruyor. Eski yapının kalıpları ve parkeleriyle restore edilen prova odaları ile 10 sanatçıyı ağırlayabilen konaklama birimleri, binayı kendi içinde birbirine bağlı, yaşayan bir organizmaya dönüştürüyor.
Serpentine Gallery Pavilyonu
Proje Yeri
Londra, İngiltere
Tamamlanma Tarihi
2014
Fotoğraflar
Iwan Baan
Smiljan Radić’in 2014 Serpentine Pavilyon tasarımı, Kensington Bahçeleri’nde geçmiş ile geleceği buluşturan geçici bir “modern folly” olarak yükseliyor. 16. ve 19. yüzyıllar arasında popüler olan parklardaki antik görünümlü romantik yapılar (follies) geleneğini sürdüren proje, zamanın aşındırdığı arkaik bir formu çağdaş bir mimari dille yeniden yorumluyor. Yapı, Serpentine Gallery’nin klasik mimarisiyle yarattığı tezatla ziyaretçiler üzerinde güçlü bir fiziksel etki bırakıyor. Dışarıdan bakıldığında, devasa ham taş bloklar üzerine asılı kalmış, kırılgan ve halka formunda beyaz bir kabuk göze çarpıyor. Sanki hep oradaymış gibi duran taşlar, yapıya ilkel bir ağırlık katarken; üzerine tünemiş yarı şeffaf fiberglas kabuk, kütlenin boşlukta süzüldüğü hissini uyandırıyor. Pavilyonun iç kurgusu, zemin seviyesindeki boş bir avlu etrafında şekilleniyor. Gri ahşap zemin, iç mekanı korunaklı bir odadan ziyade açık bir terasa dönüştürerek yapıyı çevreleyen doğayla doğrudan bir diyalog kuruyor. Gündüzleri gün ışığını süzen zarif doku, geceleri kehribar rengi bir ışıkla aydınlanarak parkın içinde dev bir fener gibi parlıyor ve yoldan geçenleri içine çekiyor. AECOM’un mühendislik uzmanlığı ve J.P. Morgan desteğiyle hayata geçen “geçici nesne”, Radić’in yerçekimi ve malzeme üzerindeki deneysel pratiğinin ikonik bir örneğini sunuyor.
Teatro Regional del Bio Bio
Proje Yeri
Santiago, Şili
Tamamlanma Tarihi
2017
Proje Alanı
9650 m2
Fotoğraflar
Cristóbal Palma
Smiljan Radić, Eduardo Castillo ve Gabriela Medrano imzalı Biobío Bölge Tiyatrosu, Şili’nin sosyal anlamda en etkili kamusal alanlarından biri olarak, mimariyi bir “ambalaj” ve “iskelet” ilişkisi üzerinden yeniden tanımlıyor. Sanatçı Tadeusz Kantor’un bir nesneyi gizleyerek doğasını sezdirme fikrinden yola çıkan proje, bir tiyatronun olası iskeletini yarı şeffaf bir örtüyle sarıyor. Yapının merkezinde, her köşeyi ölçen ve dolduran 3,90 metrelik rasyonel bir betonarme ızgara yer alıyor. Ziyaretçiler mekansal retikül içinde hareket ederken, gösteri salonlarına ulaşıldığında yoğun ızgara seyrekleşerek yerini performans için gerekli olan “siyah bir havaya”, sınırları belirsiz bir yarı karanlığa bırakıyor. Salonların etrafındaki yapısal düzenek, normalde gizlenen bir sahne arkası iskelesini veya bir setin arka yüzünü andırıyor. Binayı bir manto gibi saran yarı şeffaf membran, dış dünyaya karşı geçirgen bir sınır oluştururken yapıyı kentsel bir simgeye dönüştürüyor. Radić’e göre tiyatronun gizemi, fuayeyi geçince değil, örtünün altındaki deneysel süreç dışarıdan sezildiği an başlıyor. Yapı, oyunculara esnek ve çok amaçlı bir alan sunarken, izleyiciyi de mimarinin içini keşfetmeye davet eden, yaşayan, “ambalajlanmış” bir organizma olarak kurgulanıyor.
Vik Millahue Winery
Proje Yeri
Santiago, Şili
Tamamlanma Tarihi
2014
Fotoğraflar
Cristóbal Palma
Smiljan Radić’in Loreto Lyon ile birlikte tasarladığı VIK Şaraphanesi, Şili’nin Millahue Vadisi’nde teknoloji, sürdürülebilirlik ve görsel deneyimi bir araya getiren bir mimari manifesto sunuyor. Vik Retreats’in vizyonunu yansıtan yapı, doğaya minimum müdahale ile yerleşirken şarap deneyimini fütüristik bir boyuta taşıyor. Tasarımın en ikonik unsuru, yeraltı şaraphanesinin üzerinde devasa bir beyaz kanat gibi süzülen yarı şeffaf kumaş çatıdır. Gerilmiş membran yapı, iç mekanın tamamen doğal ışıkla yıkanmasını sağlayarak yapay aydınlatma ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Ziyaretçileri giriş katında karşılayan eğimli su meydanı ise sadece görsel bir şölen değil, aynı zamanda yapıyı soğutan termal bir öğe işlevi görüyor. Radić ve Marcela Correa’nın heykel yerleştirmeleriyle zenginleşen meydandaki yürüyüş yolları, suyun içinden geçme hissi uyandırıyor. Yapının büyük bir kısmı, vadiye özgü termal genliği kullanarak sabit 14 derecelik bir sıcaklık sağlamak amacıyla yeraltına gizleniyor. Ziyaretçiler, paslanmaz çelik tankların arasından süzülerek doğal ışığa yönelirken; fermantasyon salonundan tadım odasına uzanan kolonatlı aks, mimariyi bir ritüele dönüştürüyor. VIK Şaraphanesi, cam pavyonundaki heykeller ve panoramik And Dağları manzarasıyla, doğanın kalbinde asılı duran çağdaş bir sanat nesnesi olarak hayat buluyor.





























































































