Thoravej 29

Mimari Tasarımcı
pihlmann architects

Proje Yeri
Kopenhag, Danimarka

Sıhhi Tesisat
VM Elektro, Børma, Duravit

Mühendis
ABC Consulting Engineers

Müteahhit
Hoffmann A/S

İç Mekan Danışmanı
Sara Martinsen

Yaşam Döngüsü Projesi / LEED
Kristoffer Negendahl, Ph.D, Danimarka Teknik Üniversitesi

Elektrik Projesi
ELCON A/S

Müşteri Danışmanı
Emcon A/S

Marka Kimliği Tasarımı
Studio C

Yönlendirme Grafikleri
Borg Brückner

İşveren
Bikuben Vakfı

Toplam İnşaat Alanı
6224 m²

Tamamlanma Tarihi
2025

Fotoğraflar
Hampus Berndtson

Mevcut yapı unsurlarının dönüşüm projesi için malzeme bankası olarak ele alındığı, Pihlmann Architects imzalı Thoravej 29; mimarlığı döngüsel ve pragmatik bir yeniden yazım olarak öne çıkarıyor.

Pilhmann Architects tarafından gerçekleştirilen Thoravej 29’un dönüşüm projesi; zemin döşemelerinden cephe elemanlarına kadar tüm yapı unsurlarının dönüşmesine olanak tanıyarak binanın kendisi için bir geridönüşüm süreci tanımlıyor. 1967 yılında mimar Erik Stengade tarafından inşa edilen eski fabrika binası, son olarak Kopenhag Belediyesi’nin engelli merkezine ev sahipliği yapıyormuş. Dönüşüm sürecinde, bina temel yapısına kadar sökülmüş. Yeni program, binanın anatomisinde köklü değişiklikler yapılmasını gerektirmiş. Hafif duvarlar ve gömme mobilyalar kaldırılırken, diğer unsurlar başka yerlere taşınmış. Süreçte sökülen her şey, nihai projede yeniden kullanılmak üzere depolanıp genellikle önemsiz kabul edilen bileşenler bile yeniden entegre edilecek potansiyel kaynaklar olarak değerlendirilmiş.

Dışarıdan yapılan bir analiz, bu dönüşümün mevcut malzemelerin %95’ini (ağırlık olarak) yeniden kullanma veya geri dönüşüm oranına ulaştığını ve bunun da yeni inşaatlara kıyasla karbon emisyonlarında %88’e varan bir azalma ve inşaat atıklarında %90’lık bir azalma sağladığını gösteriyor. Bu süreç, yapısal elemanların, yüzeylerin ve iç bileşenlerin dikkatli bir şekilde sökülmesi ve yeniden entegre edilmesini içeriyor. Yeniden kullanım mantığı, karbon ölçütlerinin ötesine geçerek binanın malzeme yapısı ve mekansal konfigürasyonuna da uzanıyor. İşleme derecesi değişiklik gösteriyor. Bazı unsurlar tamamen eski haliyle kalırken, diğerleri yeniden yüzeyleri değiştirilmiş, parçalanmış, sıkıştırılmış, yeniden konumlandırılmış veya yeniden monte edilmiş halde. Dönüşüm; her bir bileşenin geleneksel veya estetik değerinden ziyade, kendine özgü fiziksel özelliklerine göre yönlendiriliyor.

Binanın belirgin yatay düzeni, yük taşıyan TT levhaların geniş merdivenlere ve entegre mobilyalara dönüştürülmesiyle yeniden yapılanmasını sağlıyor. Bu müdahale, katları birbirine bağlayarak mekansal çeşitlilik ve değişen dikey eşikler yaratıyor. Thoravej’e doğru, bir zamanlar kapalı olan tarihi cephe açılarak binadan dışarıya yeni bir bakış sağlanıyor. Üst katlar, bölgenin kaybolan endüstriyel karakterini bozmayarak korunurken zemin kat artık çevresiyle bağlantılı hale gelmiş oluyor. Büyük pencereler ve şeffaf garaj kapıları, kamusal alanla doğrudan bir bağlantı kurarken, bu süreçte çıkarılan tuğlalar, binayı kentsel dokuya entegre eden kaldırımlarda yeniden kullanımı sağlanıyor.

Bu malzeme kalıntıları, binanın mirasını döngüsel bir sistemin parçası olarak kabul ederek, hem doğrudan hem de dolaylı olarak her yerde karşımıza çıkıyor. Malzemelerin pragmatik bir şekilde yeniden kullanılmasıyla, miras sadece korunmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni mekanlara da yeniden entegre ediliyor. Sonuç olarak, ekleme yerine çıkarma ve uyarlama ile karakterize edilen gayri resmi bir mimari ortaya çıkıyor.