Pür Konaklamalı Kayıt Stüdyosu

Mimari Tasarım
SOUR – İnanç Eray

Mimari Tasarım Ekibi
Pınar Güvenç, Melike Baltalar, Pınar Gürsoy, Derin Şahin, Merve Güven, Merve Akbay, Marianne de Zeeuw, Nicholas Doghlass, Zeynep Damgacıoğlu, İrem Göçmenoğlu, Gamze Gürgenç

İşveren
Pur Müzik

Statik Proje
2E Mühendislik, Mofa

Mekanik Proje
Gmd Moskay Mühendislik

Elektrik Projesi
Ovacık Mühendislik

Yangın Danışmanlığı
Zeytin Danışmanlık

Altyapı Mühendisi
Birim Altyapı Mühendislik

Cephe Danışmanlığı
FMT

Aydınlatma Tasarımı
Planlux

Stüdyo Akustiği
Level Acoustic Design

Stüdyo Mühendisliği
Indesign Engineering

Stüdyo Hareketli Paneller
Gökay Çölükoğlu

Ortak Yaratıcılar
Erce Kaşlıoğlu, Işıl Yücel, Hasan Özsüt, Sven Faulconer, Stuart Rau

Toplam İnşaat Alanı
2230 m²

Tamamlanma Tarihi
2026

Fotoğraflar
İnanç Eray

SOUR imzalı Pür, tarihi doku ve yerel zanaat ile dünya standartlarındaki kayıt ortamını birlikte var etmek üzere, uluslararası ve yerel müzisyenlerle birlikte ortak yaratım süreciyle tasarlanan; butik otel ve kayıt stüdyosunu birleştiren özgün bir yapı.

Ege’nin kalbi Cunda Adası’nda butik otel ve kayıt stüdyosu olarak tamamlanan Pür aslında basit ama bir o kadar da hayati bir inancı temsil ediyor: Müzik bizi birleştirir; bunu yaparken farklılıkları onurlandırır, bireyselliği mümkün kılar. Bu bağlamda Pür, bir etkileşim altyapısı; müzik üretme eyleminin, farklı kültürler ve bağlamlar arasında topluluk inşa etme pratiğiyle iç içe geçtiği bir durak. Pür, mimarinin temel bir sorunsalına odaklanıyor: Bir yapı; denizin, zeytin ağaçlarının, rüzgarın ve kuşların oluşturduğu tabiatında var olan karakteri onurlandırırken, profesyonel müzik üretimi için gereken kusursuz akustik deneyimi nasıl sunabilir? Yerelin ruhuna saygı duyup onunla bütünleşirken, en son teknoloji ile yeni bir destinasyon yaratmak mümkün müdür? Küresel ve yerel dinamiklerin birbirine rakip değil, aksine birbirini güçlendiren unsurlar olabilir mi? Bu çerçevede Pür, karşıtlıklardan doğan gerilimi mekansal bir yolculuğa dönüştürmek üzere karşıtlıkların birbirine alıştırıldığı bir deney olarak kurgulandı. Yapı; Cunda’nın mimari mirasına sadık kalan, ancak tektonik dilini çağdaş teknikler ile rafine eden yalın, iki katlı bir yığma ve ahşap strüktür olarak yükseliyor.

İç mekanda ise deneyim bütünüyle evriliyor. İç mekanlar; değişken tavan yükseklikleri, farklı genişlik ve derinlikler ile titizlikle kalibre edilmiş yansıtıcı/yutucu yüzeylerden oluşan bir ses peyzajı sekansı olarak kurgulanarak, her mekan; hacmi, formu ve malzemesiyle ayrılmaz bir bütün oluşturarak, eğitimli bir kulağın hemen ayırt edebileceği özgün bir mekan deneyimi sunuyor. Cam elyaf takviyeli beton bir kabuk, bu dönüşümü tek bir hamleyle dışa vuruyor: Kullanıcıyı, Cunda’nın geleneksel sükunetinden alıp yüksek performanslı bir ses evrenine taşıyan bu eşik; müziğin zaman, kültürler ve insanlar arasındaki akışkanlığını simgeleyen bir ses peyzajı işlevi görüyor. Bu mekansal geçiş, kullanıcıları zemin kattan -10 metre kotunda yer alan müzisyen fuayesine yönlendiriyor. Bu iniş, müzik üretimine odaklanmayı kolaylaştıran yeraltı mağara atmosferini çağrıştırırken; doğal ışık, tasarımın ana omurgası olmayı sürdürüyor. Kot farkına rağmen fuaye; restoran ve üst teraslarla kurduğu güçlü görsel bağ sayesinde ferahlığını koruyor. Bu akışkan mekansal kurgu, mahremiyet ve konfor dengesini gözeterek; kullanıcıda bir “bodrum katı” hissinden ziyade, gerçek bir “ev” deneyimi yaratıyor. Canlı kayıt odaları, kontrol odası, vokal ve perküsyon odaları, eko odaları, montaj süitleri, mastering süiti ve Dolby Atmos sinemasından oluşan stüdyo kompleksi, akustik yalıtım ve performans için kutu içinde kutu sistemiyle inşa edildi. 75 kişilik bir orkestrayı ağırlayabilecek ölçekteki ana kayıt odası; hareketli duvar panelleri ve yüksekliği ayarlanabilir tavan sistemi sayesinde tıpkı bir enstrüman gibi “akort edilebiliyor.”

Tasarım, SOUR’un katılımcı tasarım metotları çerçevesinde uluslararası ve yerel müzisyenlerle birlikte belirlediği temel ilkelere dayanıyor: Doğayla temas, “glokal” tavır, aktif yaratıcılık alanları ve kişisel kaçış noktaları. Bunlar sadece soyut kavramlar değil; her bir mekansal kararı doğrudan şekillendiren gerçek ihtiyaçlar. Sonuçta ortaya çıkan yapı; mimarinin iş birliğinin, içinde üretecek ve ona can verecek olanların sesiyle hayat bulan bir kültürel üretim merkezi.