Orientalism: Between Fact and Fantasy | The Met

The Metropolitan Museum of Art tarafından düzenlenen Orientalism: Between Fact and Fantasy sergisi, 28 Şubat 2027 tarihine kadar New York‘ta The Met Fifth Avenue’de ziyarete açık olacak.

The Metropolitan Museum of Art tarafından düzenlenen “Orientalism: Between Fact and Fantasy”, 19. yüzyılda Avrupa ile Orta Doğu arasındaki kültürler arası karşılaşmalara odaklanıyor. Hızlanan seyahat, hızlı teknolojik değişim ve değişen jeopolitik dengelerin damga vurduğu bir dönemde farklı coğrafyalar arasındaki sanatsal alışverişi ele alan sergi; geleneksel olarak Oryantalist kabul edilen yapıtları Orta Doğu kökenli nesnelerle bir arada sunuyor. Napolyon’un 1798’deki Mısır seferiyle başlayıp Fransa’da eğitim görmüş Osmanlı ressamı Osman Hamdi Bey (1842-1910) üzerine kurulu bir bölümle sonlanan sergi, The Met’te Oryantalizme adanan ilk sergi olma niteliği taşıyor; aynı zamanda müzenin Avrupa Resimleri ve İslam Sanatı departmanları arasındaki ilk büyük iş birliğini oluşturuyor.

Sergi; resim, çizim, fotoğraf, resimli kitaplar, mimari, silah ve zırh, tekstil, giysi, cam, seramik ve metal işçiliği gibi geniş bir yelpazede yaklaşık 180 nesneyi bir araya getiriyor. The Met’in 12 farklı departmanından derlenen yapıtlar, yurt içi ve yurt dışından ödünç alınan nadir eserlerle zenginleştiriliyor. Avrupa Resimleri ile İslam Sanatı departmanlarının sınırında yer alan dört galeriye yayılan sergi, ziyaretçilere farklı giriş noktalarından yaklaşma olanağı tanıyor.

Serginin küratörlerinden Avrupa Resimleri Küratörü Asher Miller; Gérôme’un The Met ziyaretçileri tarafından uzun süredir sevilen, bir Osmanlı paralı askerini betimleyen gerçek boyutlu tablosu “Bashi-Bazouk”un, Oryantalist portreler ve tipler arasındaki geçişken sınırları açığa çıkaran yapıtlarla yan yana sunulacağını belirtiyor. İslam Sanatı Küratörü Maryam Ekhtiar ise 19. yüzyılda Pers sanatının ve kültürünün Avrupalı ve Amerikalı yazar, çevirmen, şair, sanatçı, zanaatkar, mimar ve tasarımcıların hayal gücü üzerinde kurduğu büyüleyici etkiye dikkat çekiyor; bu eğilimin öyle yaygın olduğunu, birçok tasarımcı ve üreticinin ürünlerini nerede yapıldığına bakmaksızın “Pers” olarak pazarladığını aktarıyor.

Serginin bir diğer küratörü İslam Sanatı Küratörü Deniz Beyazıt, serginin en kritik bileşenlerinden birinin Batılı bakış açılarını İslam dünyasından gelen perspektiflerle dengelemek olduğunu vurguluyor. Beyazıt’a göre çoğu ziyaretçi için gerçek bir keşif, Osman Hamdi Bey’e ayrılan bölüm olacak: Ressamın nadiren sergilenen yapıtları ilk kez Gérôme ve çağdaşı diğer ressamların eserleriyle bir arada gösteriliyor. Bu karşılaştırma; Hamdi’nin, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki modern ve kozmopolit yaşamı bir “içeriden” bakışla temsil ettiğini ve Avrupalı Oryantalist ressamların kuşaklar boyu ürettiği egzotikleştirilmiş, klişeleşmiş “Doğu” tasvirlerine gözler açan bir yanıt sunduğunu ortaya koyuyor.

Sergi; köklü bir dönüşüm ve modernleşme döneminde İslam sanatı yapıtlarının Avrupalı tüccarlara, koleksiyonculara, uluslararası fuarlara ve müzelere ulaşarak Avrupa’da ve daha geniş Atlantik dünyasında yeni bir tasarım dilini nasıl tetiklediğini gösteriyor. Aynı dönemde Ingres, Delacroix, John Frederick Lewis, Gérôme ve John Singer Sargent gibi sanatçılar Akdeniz’in ötesindeki toprakları ve halkları kimi zaman doğrudan gözlemleyerek, kimi zaman uzaktan hayal ederek betimledi. Sergi, yalnızca şövale resmiyle sınırlı kalmıyor; mimar Owen Jones ile önde gelen tasarımcılar Edward C. Moore ve Philippe-Joseph Brocard gibi, İslam dünyasında yüzyıllar boyunca ustalaşılan motif, malzeme ve teknikleri hayranlıkla inceleyip deneyen reformcuların üretimlerine de odaklanıyor. Böylece Avrupalıların, Amerikalıların, Osmanlıların ve diğer Orta Doğuluların giderek birbirine bağlanan bir dünyayı birlikte biçimlendirdiğini gözler önüne seriyor.