Negatif Bellek: Yıkımın Mekansal Kayıtları
Savaşın ve mekansal krizlerin normalin sınırlarını parçaladığı bir dönemde, mimarlığın sığınak kurgusu olmaktan çıkarak yıkımı bir girdi olarak kabul eden, travmayı belgeleyen ve kaybın varlığını mekanda donduran sarsıcı bir tanıklığa dönüştüğü üretimleri ”Negatif Bellek: Yıkımın Mekansal Kayıtları” başlıklı dosya bölümünde ele aldık. Georg Simmel’in “yabancı” figürü üzerinden geliştirilen nesnel bakışından Lebbeus Woods’un radikal “yara dokusu” manifestosuna kentsel dönüşümün anıtsallaşan negatif izleri ve taşınabilir bellek kabuklarına uzanan bu seçkide mekanın hangi koşullarda çözüldüğünü, belleğin yerinden edilme karşısındaki sürekliliğini ve kaybın mimari bir eylem olarak nasıl görünür kılındığını tartışmaya açan üretimleri bir araya getirdik.
Hazırlayanlar: DİLARA TOSCALI, Mimarlık Öğrencisi (İstanbul Teknik Üniversitesi) & EBRU ŞEVLİ, Mimar
“Mimarlık ve savaş birbirine karşıt değildir. Mimarlık savaştır. Savaş mimarlıktır.”
Lebbeus Woods
Savaş, ardında yıkılmış yapılar bıraktığı gibi, mekanla kurulan ilişkinin kendisini de parçalar. Bu nedenle savaş sonrası coğrafyalarda mimarlık, yeni olanın nasıl inşa edildiğinden önce, kaybın mekanda varlığını nasıl sürdürdüğü ile öne çıkar. Avusturyalı mimar ve kültür eleştirmeni Adolf Loos, 1910 tarihli “Mimarlık” (Architektur) makalesinde bu kaybın ortasında bireyin ihtiyaç duyduğu mekansal karşılığı “muhafazakarlık” üzerinden tanımlar. Loos’a göre “sanat eseri devrimcidir, ev ise muhafazakar”; sanat bizi rahatsız edip yeni yollara sevk ederken, ev bizi dış dünyanın düşmanca etkilerinden koruyan, konfor ve güvenlik sunan bir sığınak olmalıdır. Savaşın parçaladığı bir coğrafyada evin dış cephesi, Loos’un deyimiyle bir “maske” veya “üniforma” gibi işlev görerek içerideki mahrem hayatı dışarıdaki toplumsal ve fiziksel yıkımdan koruyan bir zırh niteliği taşır.
Evin bu içe dönük korumacılığını kentin kamusal ve yıkılmış dokusuna taşıyan ise, Alman sosyolog Georg Simmel’in 1908 yılında kavramsallaştırdığı “Yabancı” (The Stranger) figürüdür. Simmel’in yabancısı, topluma hem dahil olan hem de ona dışarıdan bakabilen, mesafeli bir nesnellik taşıyan figürdür. Bu perspektif, Loos’un Das Andere (Öteki) dergisinde somutlaştırdığı ve kendisini kendi toplumunda bir “yabancı” gibi konumlandırarak yıkılmış bir kültüre rasyonel ve modern bir gözle bakma çabasıyla örtüşür. Savaş sonrası coğrafyada mimar, yerel yıkımın içinden modern ve evrensel bir kimlik inşa edebilmek için Simmel’in “yabancısı” gibi mesafeli ve rasyonel bir gözlemci rolünü üstlenir.
Bu “yabancı” kavramı, Amerikalı mimar Lebbeus Woods’un 1993 yılında Saraybosna kuşatması döneminde kaleme aldığı “Savaş ve Mimarlık” (War and Architecture) manifestosunda, mekanla kurulan ilişkinin nasıl parçalandığına ve savaş ile mimarlık arasındaki çift taraflı ilişkiye dair bir teori ortaya koyar. Manifestosunun yanı sıra Lebbeus Woods, Simmel’in yabancısı gibi, “normalin” sınırlarına ulaşıldığı ve bu sınırların çöktüğü uç durumları gözlemler. O, yıkımı gizleyen muhafazakar bir refleks yerine, yıkımı mimari bir aktör olarak kabul eden “yabancı” bir nesnellikle hareket eder. Woods; binaların eski hallerine döndürülmesini reddederek, savaşın açtığı hasarı “kabuklar” (scabs), “izler” (scars) ve “eklentiler” (insertions) yoluyla yaşayan bir “yeni dokuya” (new tissue) dönüştürür. Woods için bu “yeni doku”, Simmel’in yabancısının sağladığı o mesafeli ve rasyonel analizle mümkün olur; çünkü ancak bu bakış, savaşı sürekli bir felaket olmaktan çıkarıp modern yaşamın istikrarsızlığına yanıt veren geçici ve deneysel bir sürece dönüştürebilir. Böylece savaş sonrası coğrafyalar; Loos’un muhafazakar sığınağı ile Simmel’in rasyonel yabancı bakışı arasından süzülerek, Woods’un önerdiği “yara dokusunda” kaybın varlığını silmeden onaran bir anlatıya kavuşurlar.
Dosya kapsamında ele alınan üretimler, Loos’un muhafazakar sığınak kurgusundan Woods’un “yara dokusu” teorisine uzanan süreci, temel mekansal kırılmalar üzerinden görünür kılıyor. Martha Rosler, savaş görüntülerini oturma odalarına sızdıran “living-room war” kurgusuyla Loos’un dış dünyayı engelleyen koruyucu “maskesini” paramparça ediyor ve sığınağı politik bir geçirgenliğe açıyor. Gordon Matta-Clark, Simmel’in “Yabancı” figüründeki mesafeli nesnellikle binalara attığı kesiklerle mekanın mahremiyetini ifşa ederken, Woods’un vurguladığı toplumsal kırılabilirliği ve ideolojik çöküşü görünür kılıyor. Rachel Whiteread, evin içini betonla dondurarak Loos’un konfor odaklı iç mekanını yaşanamaz bir kütleye dönüştürüyor; bu negatif iz, Woods’un “izler” (scars) kavramını anıtsallaştırarak kaybın mekandaki varlığını donduruyor. Do Ho Suh, evi taşınabilir yarı saydam bir kabuğa dönüştürerek aidiyeti Loos’un taşınmaz muhafazakarlığından koparıp hafıza üzerinden Woods’un istikrarsızlığa yanıt veren geçici mekansallığına taşıyor. Böylece mimarlık, bir yeni mekan üretim pratiği olmanın ötesinde, var olanın hangi koşullarda çözüldüğünü ve kaybın mekanda iz bırakarak nasıl süreklilik sağladığını görünür kılan bir arayüz haline geliyor.
Kaynaklar
- AURA İstanbul. (2019, 21 Mayıs). Erdem Ceylan – Amor Vacui vs. Horror Vacui: Evin tekinsiz boşluğuyla ilişki kurma biçimleri üzerine [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=OL5d3qBuBRU
- Loos, A. (2002). Architecture. A. Opel (Ed.), On architecture (M. Mitchell, Çev.) içinde. Ariadne Press. (Özgün eser 1910’da yayımlandı)
- Rogers, E. M. (1999). Georg Simmel’s concept of the stranger and intercultural communication research. Communication Theory, 9(1), 58–74. https://doi.org/10.1111/j.1468-2885.1999.tb00162.x
- Woods, L. (1993). Manifesto. A. Papadakis (Ed.), Theory & experimentation içinde. Academy Editions. https://www.readingdesign.org/manifesto-lebbeus-woods
Home Within Home Within Home Within Home Within Home
Tasarım Yeri
Güney Kore, ABD
Tasarım
Do Ho Suh
Tasarım Yılı
2013
Fotoğraflar
mmca, Cranium Contemporary
Do Ho Suh’un “Home Within Home Within Home Within Home Within Home” (2013) adlı yerleştirmesi, sanatçının farklı coğrafyalarda yaşadığı evlerin birebir ölçekte, yarı saydam kumaş strüktürler olarak iç içe geçirilmesiyle kurulmuş. Geleneksel Kore evi ile ABD’de yaşadığı konut ve diğer yaşam mekanları üst üste yerleştirilerek çok katmanlı bir mekansal örgü oluşturulmuş; bu katmanlar, göç ve yer değiştirme deneyimini fiziksel bir süreklilik içinde görünür kılıyor. İnce, geçirgen yüzeyler sayesinde sınırlar sabitlenmek yerine birbirine karışıyor; mekan, katı bir kütle olmaktan ziyade hafızaya bağlı bir izler bütünü olarak deneyimleniyor. Yerleştirme, farklı zaman ve coğrafyalara ait yaşantıları aynı hacim içinde eş zamanlı hale getirerek aidiyetin parçalı yapısını mekansal bir kurguya dönüştürüyor; izleyici bu katmanların içinde dolaşırken ev, kimlik ve hafıza arasındaki ilişki doğrudan deneyimlenen bir yapıya dönüşüyor.
Building Cuts
Tasarım
Gordon Matta-Clark
Fotoğraflar
Gordon Matta-Clark
Gordon Matta-Clark’ın çalışmaları 1960’ların sonu ve 1970’lerin politik atmosferi içinde şekillenen kentsel ve toplumsal kırılmalar üzerinden gelişiyor. Sanatçı, terk edilmiş ya da yıkım sürecindeki yapılara gerçekleştirdiği “building cut” (yapısal kesit) müdahaleleriyle mimariyi sabit ve bütüncül bir yapı olarak ele almak yerine, kesilebilir, parçalanabilir ve yeniden okunabilir bir sistem olarak ortaya koyuyor. Bu kesitler, yapının içini açığa çıkararak mekansal sürekliliği kesintiye uğratıyor ve mülkiyet, kent hakkı ile kamusal alanın paylaşımı gibi meseleleri görünür kılıyor. Çalışmalar, sivil haklar hareketleri, Vietnam Savaşı karşıtı protestolar ve alternatif yaşam arayışlarıyla şekillenen dönemin politik gerilimleriyle ilişkileniyor; terk edilmiş kentsel dokular kolektif kullanım ve yeniden sahiplenme potansiyeli üzerinden yeniden düşünülüyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında standartlaşan Amerikan banliyölerinin zamanla boşalan ve çürümeye terk edilen yapıları, Matta-Clark’ın müdahalelerinde ideolojik bir arka plan olarak belirginleşiyor.
House Beautiful: Bringing the War Home
Tasarım
Martha Rosler
Fotoğraflar
Martha Rosler
Martha Rosler tarafından Vietnam Savaşı sırasında üretilen House Beautiful: Bringing the War Home serisi (1967–72), fotoğraf, video ve fotomontaj aracılığıyla savaş, medya ve gündelik yaşam arasındaki ilişkileri çarpıcı bir görsel dil üzerinden tartışmaya açıyor. Sanatçı, Life dergisinde yayımlanan savaş görüntülerini House Beautiful dergisine ait iç mekan fotoğraflarıyla bir araya getirerek iki ayrı gerçekliği tek bir yüzeyde kesiştirmiş. Yaralanmış siviller, askerler ve yıkım imgeleri; steril, düzenli ve konfor odaklı Amerikan evlerinin içine yerleşir ve mekansal bir çatışma üretiyor. Bu kurgu, savaşın coğrafi mesafesini ortadan kaldırarak televizyon ve basılı medya aracılığıyla ev içi deneyime dahil olan bir gerçekliğe işaret ediyor. Görüntüler arasındaki gerilim, izleyiciyi hem tanıdık hem de rahatsız edici bir sahneyle karşı karşıya bırakıyor; böylece savaş deneyiminin nasıl temsil edildiği, nasıl tüketildiği ve gündelik hayatla nasıl iç içe geçtiği üzerine eleştirel bir zemin kuruluyor.
Merzbau (1923–1937)
Proje Yeri
Hannover, Almanya
Tasarım
Kurt Schwitters
Kurt Schwitters tarafından 1923–1937 yılları arasında Hannover’deki evinde geliştirilen Merzbau, kolaj pratiğinin mekansal bir sürekliliğe dönüştüğü deneysel bir yapı olarak ortaya çıkar. Sanatçı, gazete parçaları, reklamlar, ahşap elemanlar ve kentsel enkaz gibi gündelik ve atık malzemeleri bir araya getirerek, I. Dünya Savaşı sonrasında oluşan yıkım ortamını üretken bir zemine taşır. Bu yaklaşım, zamanla sanatçının yaşam alanını ve stüdyosunu kapsayan, mağaramsı boşluklar, sütunlar ve eklemlenen parçalarla sürekli genişleyen bir iç mekan kurgusuna dönüşür. Yapı, tamamlanmış bir nesne olmaktan ziyade, sürekli değişen ve katmanlaşan bir süreç olarak varlık gösterir; her müdahale, mekana yeni bir parça eklerken mevcut düzeni yeniden tanımlar. Schwitters’in 1937’de Almanya’dan ayrılmasıyla kesintiye uğrayan bu süreç, 1943 yılında Hannover’in bombalanması sırasında yapının yok olmasıyla son bulur. Günümüze yalnızca fotoğraflar, arşiv belgeleri ve rekonstrüksiyonlar aracılığıyla ulaşan Merzbau, savaşın fiziksel yıkımıyla kaybolan bir mekansal üretimin izlerini taşır.
Merzstrukturen
Proje Yeri
Ein Hawd, İsrail
Tasarım
Yona Friedman
Yona Friedman’ın Merzstrukturen yaklaşımı, yapıyı sabit ve tamamlanmış bir nesne olarak ele almak yerine, rastlantısal olarak bulunan bileşenlerin bir araya getirilmesiyle oluşan açık uçlu bir mekansal sistem olarak kurguluyor. Özellikle Ein Hawd bağlamında geliştirilen bu çalışma, yerinden edilme ve belirsizlik koşulları içinde ortaya çıkan yaşam pratiklerine yanıt veren bir üretim biçimi öneriyor. Basit montaj tekniklerine dayanan bu strüktürler, kullanıcıların kendi mekanlarını doğrudan inşa edebilmesine olanak tanırken, mimariyi merkezi bir tasarım otoritesinden bağımsızlaştırıyor. Friedman’ın el kitapları ve çizimleri aracılığıyla aktardığı bu yaklaşım, karmaşık yapım süreçleri yerine erişilebilir bilgi ve yerel malzemeler üzerinden ilerliyor; mekan, ihtiyaçlara göre sürekli eklemlenen ve dönüşen bir yapı haline geliyor. Bu doğrultuda Merzstrukturen, kırılgan yaşam koşullarının mekansal üretimi nasıl yeniden şekillendirdiğini gösterirken, değişken ilişkiler ağı içinde gelişen, sürekliliği sabitlikte değil dönüşümde arayan bir mimarlık anlayışını ortaya koyuyor.
House
Tasarım Yeri
Londra, Birleşik Krallık
Tasarım
Rachel Whiteread
Fotoğraflar
Rachel Whiteread, Sue Omerod
Rachel Whiteread tarafından Doğu Londra’da gerçekleştirilen House (1993), yıkım kararı alınmış bir konutun iç hacminin betonla dökülmesiyle üretilmiş anıtsal bir mekansal iz olarak bulunduğu yerde varlık kazanıyor. Sanatçı, boşaltılmış son yapıyı seçerek iç mekanı tamamen dolduruyor ve ardından dış kabuğu ortadan kaldırarak içe ait tüm izleri tekil bir kütle halinde açığa çıkarıyor. Merdivenler, kapı boşlukları ve oda sınırları bu yoğun yüzey üzerinde okunabilir bir hale geliyor; mekanın geçmiş kullanımı somut bir hafıza katmanına dönüşüyor. Çalışma, konutun iç dünyasını kamusal alana taşıyarak kentsel dönüşüm süreçleriyle silinen yaşam izlerini görünür kılıyor ve yerinden edilme tartışmalarına doğrudan temas ediyor. Kısa süreli varlığı planlı bir geçicilik içeriyor ve yaklaşık 80 gün sonra ortadan kaldırılması, yapının taşıdığı mekansal hafıza ve kayıp temalarını daha da belirgin hale getiriyor.
















©Yang Siyi