Michael Chapman:

“Benim için çizim, cevap vermekten çok soru sormaya imkan tanıyan bir araştırma yöntemi…”
İstanbul Bilgi Üniversitesi ev sahipliğinde, Bilge Bal ve Abdullah Mallah tarafından düzenlenen Dirty Drawings konuşma serisi kapsamında Michael Chapman ile mimarlık eğitiminin düşünme biçimlerini nasıl şekillendirdiğinden çizimin mimarlıkta bir araştırma ve anlatı aracı olarak kullanımına kadar uzanan geniş bir çerçevede üretim pratiğini konuştuk.
Ebru Şevli, Mimar
EBRU ŞEVLİ Mimarlık eğitiminizle başlamak istiyorum. Newcastle Üniversitesi’ndeki eğitiminiz sırasında mekan ve mimarlık hakkında düşünme biçiminizi şekillendiren erken deneyimler ya da etkiler oldu mu? Bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?
Michael Chapman Newcastle’da aldığım eğitim için kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum. O dönemde mimarlık stüdyosu için yeni bir bina kullanılıyordu ve 24 saat erişime açıktı. Bu durum öğrenciler arasında çok güçlü bir bağ oluşmasını sağladı. Çizim ve tasarıma genel olarak çok ilgi duyan, disiplinli çalışan pek çok öğrenci vardı. Bu ortamın erken dönem eğitimimi büyük ölçüde şekillendirdiğini düşünüyorum. Üçüncü sınıf civarında mimar Peter Stutchbury okula katıldı ve mekanın bağlamı, detay ve yapım süreçlerine dair güçlü bir anlayış getirdi. Bu yaklaşım benim düşünce ve çalışmalarımın gelişmesine önemli ölçüde katkıda bulundu. Yüksek lisans döneminde ise çizimi bir pratik olarak anlamaya başladım. Bir mimar olabileceğinizi ama aynı zamanda çizim üreterek de mimarlık pratiği yapabileceğinizi fark ettim. Newcastle’da çevremde bunu destekleyen ve aynı konularla ilgilenen birçok insan vardı. Onların çoğuyla hala bağlantım var. O dönemde ve sonrasında benzer ilgi alanlarına sahip insanların birbirlerinden beslenerek ilerlediği güçlü bir ortam oluşmuştu.
EŞ Bugün mimarlık eğitiminin rolünü nasıl görüyorsunuz? Mesleki yetkinlik kazandırmak, spekülatif ve eleştirel düşünceyi geliştirmek ya da bambaşka bir şey mi?
MC Benim için iki şey gerçekten çok önemli. İlki, öğrencilere düşünme biçimleri kazandırmak: yaratıcı olmak, farklı düşünmek, sorgulamak ve yenilikçi olmak. İkincisi ise bu düşünceyi farklı durumlarda uygulayabilmelerini sağlayacak disiplin ve becerileri kazandırmak. Dolayısıyla mimarlık eğitimi hem yaratıcılık hem de pratik becerilerin birleşimi olmalı. Öğrencilerin kendi ilgi alanlarını takip etmelerine ve olmak istedikleri türde mimarlar haline gelmelerine olanak tanımak, herkesi aynı modele dönüştürmeye çalışmaktan çok daha ilginç. Benim için mesele, öğrencilerin fark yaratabilecek ve değişim üretebilecek beceriler kazanması ve istedikleri kariyerleri bulabilmeleridir.
EŞ Bir eğitimci olmanın yanında aynı zamanda bir öğrencisiniz ve ikinci doktoranız üzerinde çalışıyorsunuz. Alegori ve kurmaca mimarlık üzerine odaklanan yaklaşımınızı anlatabilir misiniz?
MC İkinci doktora çalışmam yaratıcı pratiği bir araştırma yöntemi olarak ele alıyor. RMIT’de çok yenilikçi bir program ve farklı disiplinlerde çalışan son derece yaratıcı bir araştırmacı topluluğu var. Bu da düşünce ve pratik açısından çok verimli bir ortam yaratıyor. Doktora çalışmamda çizim ve sergi aracılığıyla alternatif gerçeklik biçimleri üretmeye çalışıyorum. Aynı zamanda kendi işlerime farklı perspektiflerden bakmayı deniyorum. “Michael” adlı kurgusal mimarlar çerçevesini kullanmak, gerçek ve kurmaca bağlamlar arasındaki sınırları keşfetmemi sağladı. Aynı zamanda farklı alegorik katmanları hem tek tek projelerde hem de projeler arasında üst üste yerleştirmeme olanak tanıdı. Bu süreç benim için oldukça üretken ve heyecan verici oldu.
EŞ Çalışmalarınızın çoğu inşa edilmemiş mimarlıkla ilgili. Bu durum size inşa edilmiş mimarlığın çoğu zaman izin vermediklerini keşfetme imkanı tanıyor mu?
MC Sanırım buna her zaman ilgi duymamın nedeni, eleştirel olma ve özgürlük sağlama imkanı vermesi. Aynı zamanda mimarlıkta entelektüel bir düzeyde çalışmanıza ve dünyaya farklı bir mercekten bakmanıza olanak tanıyor. Elbette ben aynı zamanda gerçekten yapılar inşa eden bir mimar olarak da çalışıyorum ve bu süreçten de keyif alıyorum. Ama çizim süreci bana hayal kurma ve yaratıcı olma özgürlüğü veriyor. Anlatı ve hikaye anlatımıyla çok ilgileniyorum ve mimarlığın bu alanda nasıl işleyebileceğini araştırıyorum. Sadece inşa edilmiş yapıların formu olarak değil. Bu benim için bir tür özgürlük ama eleştirel bir özgürlük. Hatta radikal bir özgürlük.
EŞ Bazı çalışmalarınızda yalnızca hayali mekanlardan değil, mevcut yapılardan da ilham aldığınızı görüyoruz. Ayrıca bunları taramak veya belgelemek de önemli bir rol oynuyor gibi görünüyor. Çizimlerinizde insan deneyimi, hareketi ve beden ölçeği de yer alıyor. Bu konuyu biraz daha anlatabilir misiniz?
MC Her zaman mimari mekanın yaşanmış deneyim için güçlü bir arka plan oluşturmasına ilgi duydum. Uzun süre yaşadığım Newcastle’da hem son derece pragmatik hem de son derece güzel olan zengin bir endüstriyel mimarlık manzarası var. Bu mekanların dokusu, ölçeği ve kırılganlığı kesinlikle işlerime yansıyor. Yakın zamanda Tiflis’e yaptığım ziyarette de benzer bir durum gördüm: Yıkılmaya yüz tutmuş endüstriyel yapılar ama aynı zamanda katedral benzeri büyük hacimler. Yersel lazer tarama tekniklerine ilgim, bu yapıların hem ölçeğini hem de dokusunu yakalayabilme kapasitesinden kaynaklanıyor.

Michael Chapman and Ksenia Totoeva, Crying Room Görünüş ve Kesit (2014).
EŞ Çizim konusuna biraz daha girelim. Çizim bir dil, bir araç, spekülatif bir yöntem veya kavramsal bir araç olabilir; ya da bunların hepsi. Özellikle inşa edilmemiş mimarlıkla ilişkili olarak çizim size ne sağlıyor?
MC Benim için çizim, şeyleri farklı bir şekilde ifade etmenin ve görmenin bir yolu. Bu bazen bir düşünce ya da fikirle başlar, bazen de sadece bir şeyi fark etmekle. Çizim bunu açığa çıkarmanıza yardımcı olur. Yaptığım çizimlerin çoğu bir seri halinde ilerler: eskiz defterinden başlayıp oldukça rafine çizimlere kadar gider. Her çizim bir öncekinden daha derin bir şeyi araştırmaya çalışır. Bu yüzden benim için çizim bir araştırma sürecidir. Sorular sormanın bir yoludur; cevap vermenin değil.

Michael Chapman, Silhouettes, Aksonometrik (2021).
EŞ Gerçekçi renderların ve çevrimiçi görüntü dolaşımının hakim olduğu bir dünyada çizim hala nasıl bir güce sahip?
MC Çizimde en çok takdir ettiğim şeylerden biri, sizi durmaya zorlamasıdır. Bugün çok yoğun bir tempoda çalışıyoruz ve birçok şeyle aynı anda uğraşıyoruz. Çizim sizi üretim baskısından ve son teslim tarihlerinden bir süreliğine uzaklaştırır. Yaptığım çizimler genellikle yavaştır ve ben bu yavaşlığı seviyorum. Bu süreç daha sakin ve düşünmeye açık bir zaman yaratıyor. Ama aynı zamanda çizimi bir ayrıcalık gibi de görüyorum. Zaman bulduğumda gerçekten keyif alıyorum. Çizime başladığımda çoğu zaman keşke daha erken başlasaydım diye düşünüyorum. Çünkü çizimin gideceği yolu kontrol edemezsiniz ve süreci hızlandıramazsınız.
EŞ Çizimleriniz oldukça katmanlı ve ilginç bir stile sahip. Analog ve dijitali yaratıcı biçimde birleştiriyorsunuz. Sizce bu ikisi arasında bir eşik var mı?
MC Her zaman önce kavramsal bir fikirle başlarım. Fikir oluştuktan sonra çizimi bir çeviri yöntemi olarak görürüm. Benim için analog ve dijital süreçler birbirinin yerine geçebilir ve her aşamada ikisini de kullanırım. Analog çizimin doğrudanlığı ve dokunsallığı hoşuma gidiyor. Dijital süreçler ise karmaşıklık ve disiplin eklememe yardımcı oluyor. Eğer birini diğerine fazla tercih ettiğimi fark edersem, geri çekilip yeniden kavramsal fikre dönmeye çalışırım.
EŞ Çalışmalarınızda kurmaca ve alternatif gerçeklikler sıkça yer alıyor. Kurmaca mimarlık düşüncenizde nasıl işliyor?
MC Çalışmalarımın çoğu kurmacayı eleştirel bir araç olarak kullanan mimarların izinden gidiyor. Ayrıca alegoriyle de ilgileniyorum; yani birden fazla gerçeklik katmanı oluşturmakla. Çoğu proje gerçek hayattan bir gözlemle başlar ama çizim aracılığıyla farklı yorum katmanları açılır. Çizimin gücü, aynı anda farklı yorumlara açık olmasında. Ayrıca çizim ve kurmaca mimarlık aracılığıyla bazı şeyleri eleştirebilir veya sorgulayabilirsiniz. Sinema benim için büyük bir ilham kaynağı. Film yapımcısı olmaya çalışmıyorum ama filmin mimarlara yeni araçlar sağlayabileceğini düşünüyorum.
EŞ Mimarlık dışında hayal gücünüzü nasıl besliyorsunuz?
MC Sanatı her zaman çok sevdim ve hala büyük ilham alıyorum. Araştırmalarımın önemli bir kısmı Dada ve Sürrealizm üzerineydi. Ayrıca 1970’lerin kavramsal sanatıyla ve güncel sanatla da çok ilgileniyorum. Yaş aldıkça moda gibi daha önce çok dikkat etmediğim alanlara da ilgi duymaya başladım. Ama en önemlisi gündelik hayat. Bir kahve fincanı, yerdeki bir leke, popüler kültür veya reklamlar bile ilham kaynağı olabilir.
EŞ Üretimleriniz teoriyle sınırlı kalmıyor, inşa edilmiş tasarımlarınız da mevcut… Çizimlerinizdeki kavramsal fikirleri gerçek yapılara nasıl aktarıyorsunuz?
MC İkisini birbirine bağlı görüyorum. İnşa edilmemiş işlerimde bile detaylandırılabilecek mimari modeller üretmeye çalışıyorum. İnşa ettiğim projelerde ise çoğu zaman çizim aracılığıyla karmaşıklık ekleyebileceğim anları arıyorum. Ev projelerinde özellikle bunu görüyorum. Evler gün içinde, yıl içinde ve farklı insanlar tarafından farklı biçimlerde kullanılır. Her şey doğrudan ifade edilmez; bazı şeyler belirli zamanlarda keşfedilir. Çizim pratiğim bana sabrı ve fikirleri anlaşılır şekilde ifade etmeyi öğretti.
EŞ Bu dönüşümün açıkça görüldüğü bir proje var mı?
MC Aklıma ilk gelen proje Newcastle’daki kendi evim. Yaklaşık 20 yıldır üzerinde çalışıyorum. Her aşama yeni bir fikir veya düşünme biçimi ekliyor. Bazen tamir ediyorum, bazen de ilk seferde işe yaramayan şeyleri yeniden deniyorum. Temelde kendimi daha alışılmadık bir yaşam biçiminde yaşamaya zorlamaya çalışıyorum. Kendi eviniz olduğunda daha radikal denemeler yapma özgürlüğünüz oluyor.

Michael Chapman, 38 Tooke Sokağı (2024).

Michael Chapman, 38 Tooke Sokağı (2024).

Michael Chapman, 38 Tooke Sokağı (2024).
EŞ Sizin için “dirty drawing” nedir?
MC Çizim hiçbir zaman sadece bitmiş bir nesne üretmek olmamalı. Asıl güç süreçte. “Dirty drawing” açık bir süreçtir. Sonuçtan çok yönteme odaklanır. Beklenmedik etkilerin ve katmanların çalışmaya girmesine izin verir.
EŞ Dirty Drawings No.5 konferansınızda bahsettiğiniz “duygusal makineler” ve “baş etme mekanizmaları” hakkında biraz konuşabilir misiniz?
MC Son 20 yılda yaptığım çizim projelerini anlatıyorum. Bu projelerde makineler var ama mekanik anlamda değil. Daha kırılgan makineler. Hata yapabilen, kusurlu olan makineler. Bu projeler sorun çözmekten çok soru sormaya çalışıyor. “Coping mechanisms” fikri yazdığım bir makaleden geliyor. Modernizmin getirdiği yalnızlık gibi meseleler hala bizimle. Projelerim makinelerin bu durumlara verimlilikle değil, duygusal varlık ve eşlik yoluyla nasıl cevap verebileceğini araştırıyor.
EŞ Avustralya bağlamı mimarlık düşüncenizi nasıl şekillendiriyor?
MC İstanbul gibi yoğun kentlere gittiğimde tarih katmanlarını ve kentsel dokunun yoğunluğunu fark ediyorum. Avustralya şehirleri ise oldukça yeni ve çoğu zaman banliyö karakterine sahip. Ama son 50 yılda çok güçlü bir mimari modernizm ve tasarım kültürü gelişti. Benim için en önemli şey ise dış mekanın bolluğu. Evimi nadiren “iç mekan” olarak düşünürüm. İklimle birlikte yaşarsınız.
EŞ Son olarak İstanbul hakkında düşünceleriniz?
MC İstanbul en sevdiğim şehirlerden biri. Daha önce sık sık gelirdim; yaklaşık on yıl sonra tekrar geldim ve hala aynı büyüleyici atmosfere sahip. Tepeler, su, dar sokaklar… Ama en etkileyici olan şey insanların şehri sürekli kullanması. Her zaman bir hareket, sohbet ve topluluk hissi var. Fikirler için çok canlı bir yer ve insanların sıcaklığı gerçekten ilham verici.
Michael Chapman Hakkında
Michael Chapman, Batı Sidney Üniversitesi’nde Mimarlık ve Tasarım Bölüm Başkanı ve Profesörü olarak görev yapıyor. Mimari tasarım, çizim ve mimarlık teorisi dersleri veriyor. Michael, mimarlık eğitimini New South Wales Üniversitesi Newcastle Kampüsü’nde tamamladı. Bu okul, 1990’larda problem temelli öğrenmeye olan bağlılığı ve titiz mimari tasarım yaklaşımıyla uluslararası bir üne sahip. Ayrıca Lebbeus Woods’un çizimleri üzerine odaklanan bir yüksek lisans araştırması ve mimarlıkta Dada ve Sürrealizmin etkisi üzerine bir doktora derecesi bulunuyor. Akademik ve inşa edilmiş projelerinin yanı sıra, son 20 yıl içinde çok sayıda sergi gerçekleştirdi; Avustralya Mimarlar Enstitüsü’nün “Unbuilt Architecture” ödülüne iki kez aday gösterildi ve 2021’de mansiyon ödülü aldı.
Chapman, “Residue: Architecture as a Condition of Loss” (RMIT Press, 2007) adlı kitabın yazalarından; bu kitap mimari makinelerin tarihsel olaylarla nasıl ilişki kurabileceğine dair öneriler sunuyor. Ayrıca Allegorical Architectural Machines (Architectural Design, 2024, Cilt 94, Sayı 06) sayısının konuk eş editörlüğünü yaptı.
Chapman, 17 Aralık 2025’te İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin ev sahipliğinde, Abdullah Mallah ve Bilge Bal tarafından kürate edilen ve tasarlanan Dirty Drawings No. 5 etkinliğindeki konuşmasında, baş etme mekanizmaları (coping mechanism) ve duygusal makineler üzerine konuştu.


