Jugendstil İç Mekânlar

Doç. Dr. Deniz Demirarslan

Jugendstil’e Genel Bir Bakış

Almanya, Finlandiya, İsveç ve Letonya’da Jugendstil (Genç Üslup), Rusya’da Modern Üslup, İskoçya’da Glasgow Üslubu, Fransa, İngiltere, Amerika, Hollanda ve Belçika’da Yeni Sanat – Artnouveau, İtalya’da Özgür Üslup – Stil Liberty, İspanya’da Modernista, Avusturya’da Secessionstil gibi adlarla farklı olarak isimlendirilen Jugendstil akımının öncüleri sanayi devriminin de etkisiyle endüstriyel teknolojilerin ve özellikle yapı alanında yeni malzemelerin ve uygulama yöntemlerinin sunmuş olduğu olanaklardan yararlanarak ve tasarımlarını özenli bir işçilik ile birleştirerek estetik uyumu yakalamayı amaçlamışlardır (Becker; 2015). Bu akım mimari, mobilya ve süslemenin şaşılacak uyumu olarak tanımlanmaktadır. Akımın, dekorasyon amaçlı modern bir üslup yaratmaya uğraşırken öteki stillerden farklılaşan bir yönü bulunmaktaydı. Sanat anlayışı bakımından oldukça karmaşık bir dönem olan 19. yy’da özellikle dekorasyonu etkileyen yeni arayışlar içinde olan sanatçıların çalışmalarıyla doğan bir akımdır. Stil birçok farklı sanatçıyı bir araya getirmiş, birçok sanatçının birleştiği bir teknik halini almıştır (Ayaydın; 2015).

Bu akımın gerek mimari gerek iç mekân ve mobilya tasarımında görülen ortak özellikleri duyumsal çizgiler, belli belirsiz hafif, uçuşan, yumuşak kıvırcık saçlı kadınsı figürler, akıcı hareketler, bitkisel eğriler ve söğüt yaprakları, kıvrılan dalgalar ve uçuşan duman gibi öğelerin yanında, denetimli çizgiler, geometrik ayrıntılar, renkli yeni biçimlerle tanımlanabilir (Sembach; 2016). Özellikle Japon kültürü bu akımın başlamasında etkili olmuştur. Batı ülkelerinin Uzakdoğu ile ilişkileri arttıkça sanatı da daha iyi tanınmaya başlamıştır. Zamanla Batılılar, Uzakdoğu’nun biçimlerindeki ustalığa ve malzemesindeki zenginliğe hayran oldular (Wolf; 2015). Art Nouveau mimari ağırlıklı bir sanat akımı olarak tanımlanmakla birlikte mimari bir süsleme sanatı olarak görülür. Özellikle de iç mimaride kullanım alanı bulmuştur. Süs ve ev eşyalarında çok belirgindir. Örneğin mobilyalarda, mücevherlerde, cam eşyasında, tekstil ve duvar kâğıtlarında sıklıkla kullanılmıştır. Gotik sanatının ciddi ve ağır görünümü etkisini bu yeni stille sürdürmüştür. Demir, cam ve vitray süsleyici malzeme olarak sıklıkla kullanılmıştır. Sanatçılar mekânlarda sis ve loşluğu parlak gün ışığına tercih etmişlerdir. Rölyefler gerek bina cephelerinde gerekse de iç mekânda önemli bir plastik dekor halini almıştır. Özellikle çiçekli ve doğrusal çizgilere sahip zarif frizler iç mekânda duvar ve tavan süslemelerinde görülmektedir. Süslemelerde sapların ritmi, küçük çiçek gruplarıyla birleştirilmiştir. Kullanılan abartılı Barok stili benzeri dekoratif bezeme ve süslemeler sebebiyle Floral Style (Doğal Stil), Style Coup De Fouet (Kamçı Vuruşu Stili) ve Style Anguille (Yılanbalığı Stili) olarak da anılmıştır.

Akımın en önemli özelliği farklı isimlerle anıldığı ülkelerde farklı özellikler göstermesidir. Örneğin; Fransa’daki örneklerde Fransız Rokoko üslubunun özellikleri görülmektedir. Cam, demir ve vitray Fransa’daki örneklerde oldukça fazla görülür. İngiltere’de daha çok “Arts and Crafts” hareketi ile anılan akım ahşap malzemenin ve baskı tekniklerinin kullanıldığı eşsiz duvar kâğıdı örnekleri ile ön plandadır. Bütün ülkelerde esin kaynağı olan Japon etkisi, Amerikan dekoratif sanatlarını da bu akım ile etkisi altına almıştır. Özellikle cam objelerde ve vitraylarda kullanılan ağaç gövdesi, lale ve gonca biçimleri tipik sanat formları arasında yer almıştır. Louis Comfort Tiffany bu tarzda lambalar ve camdan süsler üretmiş, çalışmaları ile vitray sanatına farklı bir boyut getirmiştir.

En parlak dönemini 1890-1914 yılları arasında yaşamış ve Avrupa’nın önemli kentlerinde eserler bırakan bu yeni akım öncelikle sanayileşmiş, bu yeni üretim biçimini geliştirip sahiplenmiş ülkelerde görülmüştür. Akım, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra güç toplayan ve yüzyıl boyunca gelişmeye devam eden modern tasarımın ilk örneğiydi. Bu akımın sanatçıları, sanayileşmeyi eleştirirken öte yandan da bu sektörün sunduğu olanaklardan yararlanmışlardır. Art Nouveau’yu öteki sanat akımlarından ayıran en önemli özelliği tasarımda her türlü doğal figürün kullanılmış olmasıdır. Tasarımcılar, her evin ve nesnenin bir sanat eseri olması gerektiğini vurgulamıştır. Bu tarz evlerde, el yapımı kapı kollarından pencere kilitlerine kadar her şey özel olarak tasarlanmıştı. Bütüncül tasarım “Gesamskuntswerk” anlayışının temelleri bu akım ile atılmıştır.

Art Nouveau iç mekânlar deyince mozaik, karo mozaik, demir, renkli vitraylar, özel desenli fayanslar, asimetrik şekiller, fantastik figürler akla gelmektedir. Koyu sarı, yeşil, açık mavi, kırmızı ve turuncu da akımın vazgeçilmez renkleridir. Titanic gemisi Art Nouveau iç mekânları ile nam salmıştır. Bir sanat akımının ilk kez bir taşıt iç mekânının tasarımında kullanımı söz konusudur.

Riga’da Jugendstil

Akıma ait çok önemli örnekleri bir arada barındıran ve az bilinen örnekler Kuzey Avrupa’da karşımıza çıkmaktadır. Letonya’nın başkenti Riga, Ortaçağ’a dayanan tarihinin yanısıra Jugendstil tarzı binaları ile ünlüdür. Riga, 700’ü aşkın Jugendstil tarzı binanın bozulmadan günümüze dek gelebildiği ve aynı stil binaların şehir içinde aynı bölgede konumlandığı adeta bir açık hava müzesidir.

Klasik sanatlara tepki olarak ortaya çıkan akım, Almanya’da olduğu gibi Riga’da da Jugendstil adıyla tanınmaktadır. Mimarlar bu akım sayesinde özgürlük gereksinimlerini ortaya koymuşlardır. Riga’da Art Nouveau döneminin mimarisi artan rasyonalizmle karakterize edilmiştir. Jugendstil binalar zengin tüccar ve Rus bürokratların tercih ettiği bir stil olmuştur.

Riga’daki Jugendstil binaların yarısına yakınını mimar Eisenstein tasarlamıştır. Eisenstein Riga’nın Gaudi’si olarak anılmaktadır. Riga’nın Elizabetes ve Alberta caddelerinde mimarın Jugendstil eserlerini görmek olanaklıdır. Mimarın Riga’da, 1897-1911 yılları arasında tasarladığı 19 adet Jugendstil yapısı bulunmaktadır ve bunlardan biri de kendi oturduğu evdir. Alberta ve Elizabetes caddelerindeki görkemli evler, Eisenstein tarafından nispeten kısa bir zaman diliminde projelendirilmiş ve inşa edilmiştir.

Eisenstein’ın binalarının cepheleri gizemli, üzgün ve baştan çıkarıcı maskelerle doludur. Örneğin, Alberta Caddesi’nde 2 numaralı evin olağandışı heykel süslemelerini ele alacak olursak, yüzleri acı ifadeleri ile “mascaron” adlı erkeksi maskeler görülmektedir (Resim 1, 2). Girişte yer alan sfenksler ise yapıyı öteki Art Nouveau örneklerden ayırmaktadır (Resim 2). Mısır figürünün yer aldığı nadir örneklerden biridir. Cephede pencereler arasında yer alan süslemelerdeki kırmızı şeritler binayı vurgulamaktadır. Alberta Caddesi 8 numaralı bina ise mavi tuğlalı cephesi ile dikkat çekmektedir (Resim 3).

Eisenstein’ın tasarlamış olduğu binaların ağladığı ifade edilmektedir. Jugendstil’in hüküm sürdüğü dönemde Riga halkı tarafından bu yeni stil pek hoş karşılanmamıştır. 1930’lu yılların başında Eisenstein’ın ölümünün ardından mimar G. Pirang, Jugendstil ve Eisenstein’ın eserleri hakkında şöyle bir ifade yazmıştır:

“Bu tarz kısa sürdü ve Riga’da uygun bir iz bırakmadı. Yalnızca Alberta Caddesi bu acımasız stile kurban olmuştur” (URL-1). Art Nouveau uzmanı Cudi Madsen’in yorumu ise yine dikkat çekicidir: “Sanatçı doğa ve insan arasında daha derin, yakın, içten bir ilişki kurmanın yollarını arıyor” (Grosa; 2008).

Riga’daki Jugendstil evlerin cephelerinde oyma parmaklıklar ve dantelli balkonlarla süslenmiş farklı şekil ve boyutlara sahip dairesel ve oval pencereler bulunmaktadır. Dövme demir meşaleler ve dökme demir çitler; çatılarda tuhaf hayvanlar ve kenarlarında insan yüzleri cepheleri süslemektedir (Resim 3).

Riga’da Jugendstil İç Mekânlar

Günümüzde Riga’da Jugendstil tarzında yapılan bütün evler Avrupa Birliği’nin desteğiyle restore edilmektedir. Restore edilen binaların cepheleri özgün haliyle korunurken iç mekânları modernize edilmiş, yeraltı otoparkları, asansörler eklenmiş, iç mekân duvarları ve banyolar yeni işlevlere göre yeniden düzenlenmiştir. Mimar Konstantin Peksens (1859-1928) tarafından tasarlanan ve Alberta Caddesi No: 12’de bulunan binanın iç mekânı 1903 yılındaki haliyle olduğu gibi korunmuş ve Art Nouveau Müzesi olarak 2009 yılında kullanıma açılmıştır. Müze dönemin Jugendstil özelliklerini mekân elemanları, mobilya ve eşyalara dek özgün haliyle barındırmaktadır. Bina 1903 yılında Peksens tarafından kendi evi olarak inşa edilmiştir. Bina, boyutları ve etkileyici cephesi ile dikkat çekmektedir. Cephede rölyefler, yerel bitkiler, sarmaşıklar, sincaplardan oluşan stilize motifler, cumba, balkon, sundurmalar, köşe kulesi ve masif giriş portallar bulunur. Bina, Ortaçağ ve Rönesans mimarisinin dönemin akımı ile yeniden yorumlanması olarak tanımlanmaktadır.

Tavan, Letonyalı sanatçı Janis Rozentals’ın tasvir ettiği monokrom (mavi tonları ile) resimlerle süslüdür ve sarmal bir merdivene sahiptir. Bu Jugendstil merdiven yalnızca Riga’da değil, Avrupa’nın tamamında da en etkileyici merdivenler arasındadır. Bina son derece yüksek hacimli plastik ve etkileyici bir siluete sahiptir (Resim 4).

Konut iç mekânlarında bağlantı mekânı olarak koridor ve holler az kullanılmış; oturma ve yemek odaları aynı zamanda evin gece bölümü ve servis mekânlarına bağlantıyı sağlamıştır. Oturma odalarının Riga’nın iklimine uygun yapılmış çift doğramalı pencerelerinde egzotik bitki reprodüksiyonlu vitray pencereler bulunmaktadır. İç mekânda yer alan dolap kapaklarında dahi vitray kullanılmıştır (Resim 5). Balıksırtı parke döşeli salon ve odalarda mekânları birbirinden ayıran dairesel çizgili ahşap paravan, koyu sarı, kırmızı, koyu yeşil renklerin özellikle döşemelik kumaş ve perdelerde egemen olduğu görülmektedir. Mekân geçişlerinde kapı ya da paravan haricinde kadife perdeler kullanılmıştır (Resim 6).

Oturma mobilyalarında püsküller yer alırken, sandalyelerde kıvrımların egemen olduğu ahşap kullanılmıştır. Bazı sandalyeler ise Neoklasik üslup özelliklerini taşımaktadır. Mobilyalar kıvrımlı biçim ve motiflerin ağırlıkta olduğu ahşap mobilyalardır. Tekli koltuklar, iskemleler, kanepeler henüz mekânda duvar kenarlarında dizilmekte, bir oturma düzeni oluşturmamaktadır. Sehpalar ortada tek kütlesel ayaklıdır. Büfeler ile kanepelerin tek bir mobilyada çözümlendiği mobilya örneği Jugendstil’e özgüdür. Masa örtüsü, sehpa örtüsü, yastık, perde gibi tekstil ürünlerinde de Jugendstil’in stilize motifleri egemendir. Ayna iç mekânın tamamlayıcı unsuru olarak kullanılmıştır. Dört ayaklı yüksek saksılıklar doğal motiflerin canlı çiçekler ile iç mekânda devam ettirilmesini sağlamaktadır. Duvarlarda ve tavanlarda açık pembe ya da açık mavi boya üzerinde koyu mavi, koyu yeşil, beyaz renk kullanılarak yapılan kalem işi süslemeler görülmektedir. Bazen tavanlarda tondo (yuvarlak biçimli resim ya da kabartmaları tanımlamakta kullanılan bir terimdir) ya da lunette (yarım ay, elips gibi şekiller içinde yapılan resim ya da kabartmalar) şeklinde natürmortlar kalem işlerine eşlik etmiştir. Koyu yeşile boyanmış, alçak çerçeve konstrüksiyonlu ahşap lambriler, tavanlarda ise alçı süslemeler, kalem işleri ve ahşap süslemeler vardır. Duvar hangi renge boyalı ise kalem işlerinde o rengin koyu tonu egemendir (Resim 7, 8). Bazı duvarlarda ise “Arts and Crafts” etkisi taşıyan duvar kâğıdı kullanılmıştır. Bodrum katlarda ise duvarlar kaplamasız ve tuğladır. 19. yy sanayi devriminin etkisiyle mutfak, banyo ve tuvaletlerde tesisat bulunmaktadır ve ısıtma tesisatında demir döküm radyatörler kullanılmıştır. Islak hacim ve servis mekânlarında yer döşemesinde Jugendstil tarzı çiçek desenli karo mozaikler kullanılmıştır. Cam işçiliğinin gelişmesi ile iç mekânda avizeler Jugendstil tarzı biçimleriyle önem kazanmıştır. Yerde ve duvarda Türk ve Doğu halıları kullanılmıştır.

Özetlemek gerekirse, Riga’da Jugendstil’in erken dönemlerinde iç mimari tasarımda tarihcilik tarzının giderek terk edildiğini görmek olanaklıdır. İç mekânlar hem geleneksel dekoratif teknikleri hem de Jugendstil’in erken döneminin tipik özelliklerini taşımaktadır. İç mekânda plastik dekorlar ön plandadır. Bina cephelerinde Riga’da Jugendstil’in rasyonalizm etkisiyle kendine has özellikleri bulunurken iç mekânda Art Nouveau özelliklerini olduğu gibi yansıtmaktadır.

Kaynaklar

Ayaydın, A.; “Art Nouveau Akımına 21. Yüzyıl Perspektifinden Bir Bakış”, Ulakbilge, 3 (6): 59-73, 2015.

Becker, G.; “Art Nouveau”, H. F. Ullmann Publishing, 2015.

Demirarslan, D.; “Değişen Yaşam Düşlenen İstanbul: Beyoğlu ve Yel Değirmeni’nde Konut Olgusu”, S.162, Tasarım, İstanbul, 2006.

Grosa, S.; “The Plastic and Pictorial Decor of the Art Nouveau Period in the Architecture of Riga”, Latvijas Makslas Akademija / The Latvian Academy Of Art, 2008.

Sembach, K. J.; “Art Nouveau”, Taschen, 2016.

Wolf, N.; “Art Nouveau”, Prestel Pub, 2015.

URL-1; https://victortravelblog.com/2014/05/29/mikhail-eisenstein-jugendstil-quarter-riga-latvia/), Erişim tarihi: 15.01.2018.