Furkan Al & Ali Şahin Aytek:

Fotoğraf: Alperen Selçuk
“Kırsaldaki yapıların en az şehir içindeki bir yapı kadar kıymetli olduğunu biliyoruz; yerel malzemesi, yapım tekniği, mimari bütünlüğüyle… Diğer yandan korunma statüsünde olmaması da sanki daha da korunmaya ihtiyacı var gibi bir intiba bırakıyor bizde…”
Restorasyon Uzmanları, Yüksek Mimarlar Furkan Al ve Ali Şahin Aytek ile, 2023 yılında başlayan, İznik’in Sansarak köyünde yer alan evin restorasyon serüvenini ve “Mesken Sansarak” adı altında kolektif biçimde sürdürülmeye ve paylaşılmaya devam eden ilgi çekici projelerini konuştuk.
Asım Yaldız, Mimar/Bağımsız Editör
ASIM YALDIZ İnsanın dostları ile söyleşi yapması oldukça ilginç ve bir o kadar da heyecan verici bir deneyim. Bugün hem bu durumun hem de projenizi konuşacak olmanın heyecanını taşıyorum. “Mesken Sansarak”a hızlı bir giriş yapmadan evvel sizleri tanıyarak başlamak istiyorum. Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?
ALİ ŞAHİN AYTEK Ben Ali Şahin Aytek. 1996 İstanbul doğumluyum. 2019 yılında mimarlık bölümünden mezun oldum. Ardından yüksek lisansımı tamamladım. Mezuniyetten itibaren tarihi yapıların restorasyonunda yer aldım. Çalışmalarımın çoğu Topkapı Sarayı özelinde oldu.
FURKAN AL Ben Furkan Al. 1993, İstanbul doğumluyum. 2018 yılında mimarlık fakültesinden mezun olduktan sonra Topkapı Sarayı’nda restorasyon şantiyesinde işe başladım. Yaklaşık 5,5 yıl burada çalışmanın akabinde kendi isteğimle şantiyeden ayrılarak Sansarak projesine başladım. Şantiye ile beraber de eğitimime devam ettim. 2023 yılında “Topkapı Sarayı’ndaki Kitabelerin Belgelenmesi ve Koruma Önerileri” adlı tezimle yüksek lisans eğitimimi tamamladım.
AY Şahsen ben ikinizi de ilk olarak korumacı kimliklerinizle tanıdım. İkinizin de ismi zikredildiğinde aklımda canlanan ilk imge “Topkapı Sarayı” oluyor. Ancak ikinizin de bir süredir farklı işler yaptığınızı biliyorum. Şu sıralar neler yaptığınızı sorarsam Sansarak serüveninin nasıl başladığına dair iyi bir zemin oluşturabiliriz diye düşünüyorum.
FA 2023 yılında Sansarak süreciyle bir süre özel sektörde restorasyon şantiyelerinde çalışmama kararı aldım. 2017 yılından beri belgeleme amaçlı tarihi yapıların fotoğraflarını çekiyordum. 2023 yılında bunu profesyonel olarak yapmaya başladım. Şu anda da yaklaşık 10 aydır Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi KURAM ’da müdür yardımcısı olarak çalışmaktayım. Onun yanında tabii yine de tarihi yapıları belgelemeye devam ediyorum, yaklaşık 400 bine yakın bir fotoğraf arşivim var.
AŞA Ben de yaklaşık bir buçuk sene önce doktora derslerim vesilesiyle Topkapı Sarayı’ndaki işime ara vermiştim. Ardından ders dönemini bitirdikten sonra tekrardan çeşitli uygulama işleri yapan bir inşaat firmasında çalışmalarıma devam ediyorum. Bir yandan da doktora tezi ile ilgileniyorum.
AY Anladığım kadarıyla Sansarak ikiniz için de şahsi bir çalışma olarak konumlanıyor. Bu yolculuk nasıl başladı, merak ediyorum. Sansarak köyünün ve evin bulunma aşamalarından bahsedebilir misiniz?
FA Biz Topkapı Sarayı’nda çalışmaya devam ederken İstanbul’un çevresindeki, hatta Anadolu’daki pek çok sivil yapıyı ziyaret ediyorduk, köyleri geziyorduk. Bu geziler esnasında bir hafta sonumuzu İznik ve Orhangazi köylerine ayırmıştık. 2022 yılında olması gerekiyor, yanlış hatırlamıyorsam. Orhangazi ve İznik Gölü’nün batısından başlayarak İznik merkezine doğru bütün öne çıkan köyleri gezdik. En son İznik tarafındaki Ömerli, İhsaniye, Elmalı, Hisardere, Sansarak gibi köyleri de gezerek bir keşif çalışması yapmıştık. Aslında orada İznik’in potansiyelini, kırsalındaki yapıların potansiyelini görmüştük. Bu şekilde bir belgeleme çalışması yapıp zihnimize, arşivimize orayı almıştık zaten.
Yine o dönem içerisinde yer aldığımız restorasyon sektöründe büyük bir hayal kırıklığımız vardı. Hem özel sektörde hem de bağlı olduğu idarelerdeki restorasyona bakış ve yaklaşım, bizim okullarda, yüksek eğitimde aldığımız eğitimle uygulama arasındaki ciddi farklılıklar… Bu hayal kırıklığıyla artık daha fazla bu işi sürdüremeyeceğimizi anladığımızda bir arayışa girdik. “Zihnen kaybolan motivasyonumuzu nasıl tekrar kazanabiliriz, restorasyona nasıl tekrar tutunabiliriz?” düşüncesiyle Sansarak fikri ortaya çıktı. Dün gibi hatırlıyorum, bir akşam Ali Şahin’e mesaj attım; “Şöyle bir şey yapsak, hayata geçirsek, nasıl olur?” diye. Öylece süreç başlamış oldu.
AŞA Diğer yandan o gezilerde dikkatimizi çeken, gezdiğimiz yerlerde gerçekten bir bakirlik, dokunulmamışlık olmasıydı. Fakat müthiş bir şekilde de terk edilmişlik… Şehir içerisinde de tabii ki metruk bir yapı görebiliyorsunuz ama etrafı tamamen dönüşmüş oluyor. Bu yapılar restore ediliyor, kurtarılıyor; çoğunlukla bunlar tescilli yapılar oluyor. Fakat gezdiğimiz köylerin hepsinde de, biliyoruz ki, bir tescil durumu yoktu. Bu yapıların en az şehir içindeki bir yapı kadar kıymetli olduğunu biliyoruz; yerel malzemesi, yapım tekniği, mimari bütünlüğüyle…
Bu bizim oldukça ilgimizi çekiyor. Diğer yandan korunma statüsünde olmaması da sanki daha da korunmaya ihtiyacı var gibi bir intiba bırakıyor bizde. İstanbul’da bir yapı almaktansa kırsalda bir yapıyı alıp canlandırmak fikri bize daha cazip geldi. Tabii ki bütçemize göre de… Gücümüzün yettiği ilan Sansarak’taydı ve bu evi almış olduk.
Tabii bir de emlakçıyla yaşadığımız bir anı var… “Evi yok sayın” demişti bize. Biz ev için orayı alıyoruz, teyit etmek için “Şu ev mi?” diyoruz, adam “Evi yok sayın, arsaya odaklanın” diyor. Biz evi gerçekten içini görmeden aldık, işin özü. Ev zaten içine girilebilecek gibi de değildi, etrafı otlarla sarılmıştı. Ciddi manada sürprizli bir durumu vardı. Üst katı az çok karkasın aralarından görüyorduk ama kapısı falan kapalı tabii ki. Alt katı ise hiç görmedik. Ama bir potansiyel olduğunu hissediyorduk. Büyük oranda korunmuş mekanları fark edebiliyorduk.
FA Bir de şöyle ilginç bir durum yaşadık: Evi satın aldıktan sonra, “Biz bu köye daha önce gitmiştik,” diyerek arşivimizi açtık. Sansarak klasöründe karşımıza çıkan ilk fotoğrafın satın aldığımız eve ait olduğunu fark ettik. Bu bizim için gerçekten çok şaşırtıcı ve güzel bir tevafuktu.

AY Sansarak, benim gözlemlediğim kadarıyla hala gerçek bir köy olma durumunu koruyabilmiş durumda. Bu bence iyi bir durum ancak galiba bir o kadar da temkinli olma sorumluluğunu üzerinize yüklüyor. Köyde böyle bir projeye ilk girişenler siz miydiniz? Köydekilerin ilk tepkileri neydi ve şimdilerde nasıl merak ediyorum?
FA Köye dışarıdan gelip bir yer satın alarak yerleşen çok kişi var. Ancak bu insanlar genellikle köyün dış çeperlerine yerleşip yeni yapılar inşa ediyorlar. Köyün içine girip eski bir yapı satın alan ve onu korumaya çalışan çok fazla insan yok. Biz tapuyu aldıktan sonra köye ilk çıktığımızda tanıştığımız kişi yan komşumuzdu. Bize açık açık, “Sizi kandırmışlar oğlum, gidin bu evi geri verin. Bu yapı alınmaz, restore edilmez, kurtarılamaz. Komple yıkıp yerine betonarme yapmak lazım,” demişti. Kerpiç kullanacağımızı söylediğimizde, “Kerpiçle mi uğraşacaksınız, Ytong yapın,” şeklinde karşılık veriyorlardı. Eski alaturka kiremit kullanmak istediğimizi anlattığımızda ise “Kiremit mi kaldı, trapez sac yapın,” gibi tepkiler alıyorduk. Yani bizim korumaya çalıştığımız unsurlar, onlar açısından artık işlevini yitirmiş ve terk edilmesi gereken şeyler olarak görülüyordu.
Asıl zorluklardan biri de köylülerin İstanbul’dan gelen insanlara karşı doğal olarak biraz mesafeli ve çekingen davranmasıydı. İlk iki üç ay aramızda çok sıcak bir temas kurulmadı. Zamanla ailelerimizin de köye gelmesi ve bizi daha yakından tanımaları yaklaşımlarını da değiştirdi. Şimdilerde ise köylülerle oldukça iyi ilişkilerimiz var. Hatta artık bir süre gitmediğimizde sitem ediyor, neden gelmediğimizi soruyorlar.
AY Ev, aldığınızda tescilli bir yapı mıydı acaba?
FA Yapı tescilli değil, Sansarak’ta bizim bildiğimiz kadarıyla tescilli yapı yok.
AY Haliyle kanunen sizi bağlı kılan bir durum bulunmuyor gibi gözüküyor ama bir korumacı olarak sizin yaklaşımınız neydi diye sormadan edemeyeceğim?
FA Çıkış fikrimiz aslında şuydu: Biz burada bir restorasyonun nasıl yapılması gerektiğini göstermek istiyorduk. Saray’da edindiğimiz tecrübeyi ve benimsediğimiz koruma anlayışını bu kez kırsal bir yapı üzerinde uygulamayı amaçladık.
Yapının kanunen korunuyor olması ya da tescilli olup olmaması bizim için belirleyici değildi. En başından itibaren, “Biz bu yapıyı tescilli bir eser gibi, aynı hassasiyetle restore edeceğiz” diyerek yola çıktık.
Asıl amacımız, uzman olmayan ancak ailesinden, atasından kalmış bir yapıyı korumak isteyen insanlara bir fikir ve bakış açısı kazandırmaktı. Böyle bir yapıya nasıl yaklaşılabileceğini, nelerin korunması gerektiğini ve sürecin hangi hassasiyetlerle yürütülebileceğini kendi deneyimimiz üzerinden göstermek istedik.
AY Bu durumun avantajları ya da dezavantajları hakkında neler söylemek istersiniz?
FA Satın alma işleminin ardından süreci oldukça hızlı bir şekilde başlatabildik. Yapı tescilli olmadığı için yasal olarak hazırlanması gereken zorunlu bir proje yoktu. Buna rağmen biz, sanki tescilli bir yapıyla çalışıyormuşuz gibi rölövelerini aldık ve kapsamlı bir belgeleme çalışması yaptık. Aslında işin özünde, yapının tescilsiz olmasının sağladığı bütün kolaylıkları bir kenara bırakarak süreci koruma hassasiyetiyle yürüttük. Bu nedenle tescilli ya da tescilsiz olmasının bizim açımızdan belirgin bir avantaj veya dezavantaj oluşturduğunu söyleyemem. Ancak kırsal alanda böyle bir çalışmayı yürütmenin kendine özgü zorlukları var. Ustaya, malzemeye ve gerekli teknik imkanlara ulaşmak her zaman kolay olmuyor. Bu da süreci zaman zaman ciddi biçimde zorlaştırabiliyor.
AŞA Biz, şahsi hassasiyetimizden ötürü zaten yapıya tescilli gibi yaklaşıyoruz ama yandaki yapının hiçbir hukuki koruması yok. Biri gelse yıksa, yerine istediğini yapabilir. Tescil boyutunu göz ardı etmiş olsak biz de hızlı hareket edebilirdik. Ama zaten öyle bir amacımız hiçbir zaman olmadı.
AY Benim en sevdiğim kısma geçelim istiyorum. “Mesken Sansarak” tabii ki ikinizin birlikte çalışması ile yürüyen bir süreç. Ancak kolektif bir süreç yürüttüğünüzü söylesem yanlış olmaz sanırım. Ahşap strüktürden çatıya, kerpiçlerin hazırlanmasından duvar dolgularının yapılmasına kadar birçok aşamada sizinle birlikte çalışan gönüllülerin olduğunu biliyorum. Hatta bir hafta sonu biz de bunu deneyimleme fırsatı yakalamıştık. Biraz bu kısımdan da bahsedebilir misiniz?
AŞA Bu, esasen çalışmamızın bence en önemli kısmı oldu. Biz bir şeyleri göstermek gayretindeyiz, amacımız sadece evimizi yapmak değil. Yaptığımız işin görünürlüğünü ve teşvik boyutunu önemsiyoruz. İnsanlar görürse belki bir nebze faydamız olur diye düşünüyoruz. Sosyal medya hesaplarımızda paylaşmaya başladık ve ciddi bir ilgi gördü. İnsanlar bizzat gelip çalışmalara dahil olmak istediler.
Başlangıçtan itibaren hep kendi evimizi yapıyoruz düşüncesi vardı ama insanlar da “Burada bizim emeğimiz de olmalı” diyerek paçaları sıvayıp işe girdiler. İnsanlar burayı kendi evleriymiş gibi sahiplendiler ve çalışmalara dahil oldular. Bir noktadan sonra kendimizi kolektif bir sürecin içinde bulmuş olduk.

FA Süreç boyunca ne zaman köye gitsek mutlaka yanımızda eşimizden, dostumuzdan birileri oluyordu. Biz hiçbir zaman açık bir çağrıda bulunmadık ama arkadaşlarımız, hocalarımız, öğrenciler ve projeyi merak eden insanlar bizi yalnız bırakmadılar. Proje özellikle akademi dünyasında ve mimarlık öğrencileri arasında büyük ilgi gördü. Yakın çevremizdeki hocalarımız ve dostlarımız sık sık gelip bizi ziyaret etti. Alanında önemli isimler olarak gördüğümüz hocalarımızın da ilgisini ve desteğini hissettik.
Projeyi farklı ortamlarda anlatma fırsatımız da oldu. Üç farklı üniversitede ve Yapı Korumacıları Derneği’nin düzenlediği bir etkinlikte sunum yaptık. Böylece hem yapım sürecini hem de bu süreçte edindiğimiz deneyimleri daha geniş bir çevreyle paylaşabildik.
Yapımın en zor aşaması ise kerpiç imalatıydı. Çamurun hazırlanması, kalıplara dökülmesi ve kurutulması yaklaşık 30 gün sürdü. Burası bir yayla köyü olduğu için gündüz ve gece arasındaki sıcaklık farkı oldukça fazlaydı. Gün boyunca 35 derece sıcakta, güneşin altında çalışıyor; geceleri ise henüz tamamlanmamış olan evin içinde, oldukça soğuk koşullarda kalıyorduk.
Tabii biz sosyal medyada genellikle sürecin güzel taraflarını paylaşıyoruz. Ancak işin görünmeyen kısmında insan zaman zaman ümitsizliğe kapılabiliyor, maddi sıkıntılar yaşayabiliyor. “Yapabilecek miyiz, bitirebilecek miyiz, bundan sonrası nasıl olacak?” diye düşündüğümüz anlar oldu. İşte böyle dönemlerde arkadaşlarımızın yanımızda olduğunu görmek, “Hadi bu hafta gidelim, şu işi de tamamlayalım” diyerek verdikleri desteği hissetmek bizi yeniden motive ediyordu. Eğer bugün bu aşamaya gelebildiysek, bunda onların emeğinin, ilgisinin ve desteğinin payı gerçekten çok büyüktür.
AŞA Ahşap karkas ustamız İstanbul’dan geldi. Daha önce Fatih Camii ve Beyazıt Camii gibi önemli tarihi yapılarda çalışmış, restorasyon konusunda deneyimli ve nitelikli bir ustaydı. Yaklaşık 50 gün boyunca burada kaldı ve evin restorasyonunu birlikte yürüttük. Bizim için en önemli konulardan biri, işin niteliğini sürecin başından sonuna kadar mümkün olan en üst seviyede tutmaktı.

Fotoğraf: Alperen Selçuk

Fotoğraf: Alperen Selçuk

Fotoğraf: Alperen Selçuk

AY Sizinle bir söyleşi yapmayı planladığımızı söylediğimde insanların sormamı istediği bir soru vardı. Açıkçası ben de merak ediyorum. Biraz işin iktisadi meselelerine girebilir miyiz? Böylesine kişisel bir projede nasıl bir yol izlediniz? Bundan sonraki aşamada ne planlıyorsunuz?
FA Bütçe kısmında şöyle bir süreç yaşadık: Ben aracımı sattım, üzerine bir miktar birikimimi de ekleyerek buraya yatırdım. Başlangıç sermayesi tamamen bu şekilde oluştu. Ali Şahin’in de buna benzer bir hikayesi var. Tabii mevcut birikimler tükendikten sonra zorlanmaya başladık. Çünkü hem evi ayağa kaldırmak hem de restorasyonunu sürdürmek ciddi bir ekonomik güç gerektiriyor. Bu nedenle süreç ister istemez uzuyor. Bize zaman zaman “Neden hala bitmedi, niçin bu kadar uzadı?” diye soruluyor ama bunun arka planında büyük ölçüde bütçesel nedenler var.
Öte yandan sürecin uzaması bir bakıma benim hoşuma da gidiyor. Çünkü her yıl farklı insanlar geliyor, bu sürece şahit oluyor ve bir şekilde emek veriyor. Böylece çorbada tuzu olan insanların sayısı giderek artıyor. Elhamdülillah, bu yıl dış duvarları kapatmak nasip oldu. Şimdi yalnızca küçük bir açıklığımız kaldı. Onu da kapattıktan sonra sürecin ne kadar uzadığının çok büyük bir önemi kalmayacak. Çünkü yapı artık kendini koruyabilecek bir seviyeye ulaşmış olacak.
AŞA Benim de lisans yıllarından beri elimde tutmaya çalıştığım ve çalışırken biriktirdiğim bir para vardı. Diğer yandan borç aldığım da oldu. Tabii burada ahşap ustamızı da unutmamak gerekiyor. Bu girişimimizden dolayı ödemeler konusunda bize gerçekten büyük kolaylık sağladı. Normal şartlarda bir ustanın kolay kolay yapmayacağı fedakarlıklarda bulundu. Örneğin doğramaları ve kapıları taksitle ödedik. İş tamamlandıktan sonra ödemelere başlayabildik. Ahşap karkasın bedelini de üç dört taksitte kapattık. Bunlar piyasa koşullarında pek karşılaşılabilecek şeyler değil. Ustamız tamamen fikrimizi ve girişimimizi desteklemek istediği için bize böyle bir imkan sundu. Onun katkısını da özellikle belirtmek gerekir. Sağ olsun.

©Alperen Selçuk

AY Bir bakıma Sansarak’ın Sagrada Familia’sı diyebiliriz. Tüm bu süreci ve projenizi oldukça kıymetli buluyorum. Tüm bu emeğiniz ve ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederim.
AŞA & FA Amacımız yolda olmak, biz teşekkür ederiz.


