Assemble ile Yaparak Öğrenme Üzerine…

“Assemble organik olarak başladı, planlanmış değildi. 2010 yılında, arkadaşlarımız ve arkadaşlarımızın arkadaşları ile birlikte, yazın boş vakitlerimizde yaptığımız Cineroleum projesi ile başladı. Birlikte birşeyler üretmek eğlenceliydi, başarılı da olduk. Bu başarılı olma hissini sürdürmek istedik.”

Granby Four Streets projeleriyle 2015’te”Turner Prize”ı kazanan ilk mimarlık pratiği olan, Londra merkezli mimarlık, tasarım ve sanat kolektifi Assemble, 41. Turkeybuild Istanbul kapsamında iki günlük bir atölye çalışması ve konferans gerçekleştirdi. Assemble’ın kurucu üyelerinden Maria Lisogorskaya ve Louis Schulz, Turkeybuild Istanbul kapsamında yürüttükleri atölye, Assemble’ın kuruluş öyküsü, yaparak öğrenip üretmeye dayalı anlayışları ve güncel projeleriyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Ekin Öztürk, Mimar

EÖ: Öncelikle, Turkeybuild Istanbul fuarını, ortamı nasıl buldunuz? Aynı zamanda, Herkes İçin Mimarlık ile birlikte fuarda ortaya çıkan atık malzemelerin yeniden kullanılması ile ilgili bir atölye çalışması yürüttünüz. Nasıl geçti?

ML: Çok güzel geçti. Mimarlık öğrencileriyle birlikte çalışmak çok hoştu. Öğrenciler çok başarılıydı. Ayrıca yanımızdan tesadüfen geçerken ne yaptığımızı merak edip uğrayan fuar katılımcıları da vardı.

LS: Bazıları bize yardım da etti.

EÖ: Assemble nasıl başladı? Başlangıçta kaç tane kurucu üyeniz vardı? Şu anda kaç üyeniz var?

ML: Başlangıçta yirmi üyemiz vardı. Şimdi kabaca on beş tane aktif üyemiz var. Assemble organik olarak başladı, planlanmış değildi. 2010 yılında, arkadaşlarımız ve arkadaşlarımızın arkadaşları ile birlikte, yazın boş vakitlerimizde yaptığımız Cineroleum projesi ile başladı diyebilirim. Birlikte bir şeyler üretmek eğlenceliydi, başarılı da olduk. Bu başarılı olma hissini sürdürmek istedik.

EÖ: İlk projeniz diyebileceğimiz, kendiliğinden gelişen Cineroleum projesinden biraz daha bahseder misiniz? Terkedilmiş bir benzin istasyonunu bir pop – up sinemaya dönüştürme fikri nasıl aklınıza geldi?

(Gülüyorlar)

ML: Başta birçok farklı fikir vardı. Londra’da çok sayıda terkedilmiş benzin istasyonu var. Etkileyici yapılar olduklarını düşünüyoruz, bir çatıları var, hemen araç yollarının yanında herkesin görebileceği yerlerde bulunuyorlar. Başta bir cafe projesi yapmayı düşündük, başka fikirler de vardı tabii. Bence film fikri güzeldi çünkü sadece bir film koyuyorsunuz ve şov için sizin uğraşmanıza gerek kalmıyor. (Gülüyor.) İnsanlar film izlemeyi sever. İnsanların dikkatini bir filmle çekmek daha kolay oldu.

EÖ: Assemble’ın çalışma merkezi diyebileceğimiz Sugarhouse Studios’ta geniş bir skalada kolaboratörler ile çalışma şansına sahipsiniz. Ayrıca her bir üyenizin de farklı yetenekleri ve ilgi alanları var. Böylesi multidisipliner bir ortamda çalışmanın avantajları neler?

LS: Gerçekten çok güzel. Bizim stüdyomuz ve atölyemiz Sugarhouse Studios’un çekirdeğinde bulunuyor diyebiliriz. Ve etrafımız da farklı çalışanlarla çevrili. Doğu atölye bir marangoz kolektifine ait.

EÖ: Marangoz kolektifi ile yan yana çalışıyorsunuz.

LS: Evet, hepsi Building Crafts College mezunu insanlar. Building Crafts College, Doğu Londra’da mobilya üretimi üzerine bir yüksek okul. Hepsi iki yıllık tam zamanlı olarak detaylı mobilya eğitimi almışlar. Yani burada usta, mobilya üzerine uzman kişilerden bahsediyoruz. Bizim de zaman zaman kullandığımız muhteşem ekipmanları var, bu da bizim için çok yararlı oluyor. Onların bilgilerinden yararlanabiliyoruz. Kaynaklarımızı karşılıklı ödünç alabiliyoruz. Bazen onlara bizim için merdiven, mobilya üretmeleri için sipariş de veriyoruz. Birçok faydası var.

EÖ: Kalıcı yapılar tasarladığınız gibi, geçici, pop – up projeler de üretiyorsunuz, Folly for a Flyover ve Cineroleum gibi. Bu geçici yapıların kullanım ömürleri dolduğunda, yapılara ve kullanılan malzemelere ne oluyor?

LS: Projeye göre değişiyor. Kullandığımız malzemeler için kalıcı bir kullanım şekli bulmaya çalışıyoruz. Örneğin, In Folly for a Flyover projesinde kullandığımız ahşap tuğlaradan saksılar yapıp bir ilkokul bahçesine yerleştirdik. Taşıyıcı ise yalnızca bir iskeleydi. İskeleyi tekrar kullanılmak üzere söktük.

EÖ: Mimar olmayan üyeleriniz var mı?

LS: Hepsi. (Gülüyor.)

ML: Birçoğumuz mimarlık eğitimi aldık; fakat hiçbirimiz Birleşik Krallık’ta resmi kayıtlı mimarlar değiliz.

LS: Ya da herhangi başka bir ülkede kayıtlı değiliz. (Gülüyor) Dört üyemiz mimarlık dışındaki alanlardan geliyor.

EÖ: Turner Prize’dan bahsedelim. Granby Four Streets projesiyle 2015’te Turner Prize’ın sahibi oldunuz. Biraz projeden bahseder misiniz? Britanya’nın en prestijli çağdaş görsel sanat ödülünü bir mimarlık kolektifi olarak kazandığınız için nasıl tepkiler aldınız?

LS: Proje, Liverpool’un Granby adı verilen bölgesinin yenilenmesi ile ilgili. Belediye konseyi uzun bir zamandır bu bölgenin yenilenmesi üzerine fikirler üretiyordu. Çünkü burayı sorunlu bir bölge olarak görüyorlardı. Ama yenileme konusunda oldukça yavaş bir süreç işliyordu. Statejileri ise burada yaşayan insanların tahliye edilip yenileme projesini daha sonra düşünmekti.  Az sayıdaki bölge sakini de burada kalarak bir arazi güveni komisyonu kurdular. Basitçe söylemek gerekirse, dernek benzeri bir kurum. Misyonları ise bölgedeki evlerin pazar fiyatından daha düşük bütçelerle kiraya verilip satılmasını yasalarla güvence altına almak. Yani buradaki evlerden kar elde edilemeyecek. Ayrıca, belediye konseyinin geliştirdiği strateji, var olan terasların yıkılmasını da içeriyordu. Biz de bu terasları koruyarak yenileyeceğimiz alternatif bir masterplan tasarladık.

EÖ: Peki ne tür tepkiler aldınız?

ML: Projeye çok ilgi vardı. Sanat mı, yoksa mimarlık mı olduğu sorusu vardı tabii. Bize mimar mı, yoksa sanatçı mı olduğumuzu sordular. Olumlu tepkiler aldık. Sosyal sorunları düşünmenin anlaşılması zor, soyut sanattan daha değerli olduğunu söyleyen insanlar oldu. Bazıları da bunun sanat olmadığını, daha çok sosyal bir müdahale olduğunu ve şehir planlama kategorisinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bazıları da “Ben hayatım boyunca sanatla uğraştım, neden ödülü sanatı umursamayan bu insanlar aldı ki?” dedi. Tepkiler karışıktı yani. Aynı zamanda bize birçok ilginç işveren gelmesini de sağladı. Fırsatlar sağladı. Tanınmamıza yardımcı oldu.

              

EÖ: Birçok projeniz terkedilmiş yapıların ve alanların yenilenmesi üzerine. Metruk mekanları yeniden tasarlamakta bulduğunuz cazibe nedir?

LS: Ben terkedilmiş mekanları birer fırsat olarak görüyorum. Yani kullanımda olmayan yapılar bunlar. Neden fırsatı değerlendirip buraları kullanmayalım?

EÖ: Düşük maliyetli projeler üretmeyi nasıl başarıyorsunuz?

LS: Evet, örneğin Yard House projesinde, tasarladığımız şu renkli binada bütçeyi olabildiğince düşük tutmaya çalıştık. Cephe kaplamasında kullandığımız tuğlaları kendimiz yaptık. Toplam maliyet yaklaşık 3500 pound oldu.

ML: Taşıyıcı sistem için kullanıma hazır malzemeler kullandık, standart ucuz yalıtım panelleri gibi. Genelde daha çok endüstriyel, lüks olmayan malzemeler kullanıyoruz. Henüz bir projemizde mermer kullanmadık.

EÖ: Güncel projeleriniz neler?

LS: Goldsmiths Universitesi için bir sanat galerisi tasarlıyoruz, Goldsmiths Center for Contemporary Art adında. Şu anda inşası devam ediyor, Eylül’de açılacak.

ML: Birçok proje yapıyoruz. Yakın zamanda New Orleans’ta çalıştık. Londra’da çalışmaya devam ediyoruz. Japonya’da bir proje yaptık. Tokushima, Shikoku Adası’nda bir bira fabrikası için değişik biraların tadılacağı bir çeşit pavyon tasarladık. Tasarımı ahşaptan yapılma uzun bir bacaya benziyor.

LS: Pavyonun tasarımı şişelerin tasarımına dayanıyor.

ML: Oradaki yerel zanaatkarlarla birlikte çalıştık.

LS: Ayrıca kupa ve bardakları da tasarladık. Bir bira fabrikası için tadım odası projesi yaptık çünkü. Oradaki yerel zanaatkarlarla birlikte çömlekçilik yapmak çok hoş bir deneyimdi.

EÖ: Tadım deneyimi tasarımı gibi yani.

LS: Evet, aynen öyle. Kupaları “raku” denilen bir çeşit japon çömlek tekniği ile yaptık. “Raku çömlekçiliği.”

ML: Ayrıca çok çeşitli başka projeler de yapıyoruz. Londra’da çalıştığımız birçok projemiz var. Batı Londra’da bir “artist studio residency” tasarlıyoruz. Güney Londra’da çalışma mekanları stratejileri üzerine çalışıyoruz.

EÖ: Birçok projenize kamuyu da dahil etmeye çalışıyorsunuz. Kamunun katkısını da projelerinize dahil etmek sizin için nasıl bir önem taşıyor?

ML: Projeye göre değişiyor aslında. Kamu oldukça geniş bir kavram. Bazen sadece işverenin etkisi oluyor, bazen daha fazla insan dahil oluyor. Örneğin, New Addington projesi oldukça kapsayıcı bir projeydi. Kasaba meydanında bir çeşit geçit töreni yapıldı. Projenin insanlar için başarılı olabilmesi adına orada yaşayan kasaba sakinlerinden birçok bilgi edinmeye çalıştık. Farklı toplulukların neler yaptığını inceledik. Belirli yaşın üstündeki insanlar için spor etkinlikleri vardı, dans etkinliği vardı, pazar kuruldu. Küçük bir toplulukta düzenlenebilecek tipik etkinliklerdi aslında. Herkesin katılım gösterdiği bir süreçti. Diğer yandan, Goldsmiths Art Gallery projesinde daha çok işveren odaklı bir süreç vardı, mühendislerden danışmanlık aldık.

LS: Evet, çünkü New Addington projesi ile aralarında büyük farklar var. New Addington’da proje alandaki herkesin projeden sağlayabileceği bir çıkar vardı. Projenin başarılı olabilmesi için çok dikkatli olmalı ve insanlarla konuşmalıydık. Birçok farklı insan sürece dahil oldu, iletişime açık olanlar olduğu gibi biraz daha zor dahil olanlar da vardı. Goldsmiths projesine gelecek olursak, proje zaten var olan bir enstitü yapısı olarak oldukça açık bir kimliğe sahipti. Yani niş alanlar için tasarım yapmakta da bir problem yok. Ama Goldsmiths projesi de kamuya açık bir sanat galerisi olacak.

EÖ: Kendinizi deneysel mimarlar olarak mı, yoksa sanat kolektifi olarak mı görüyorsunuz? Ya da belki mucitler olarak mı? Kendinizi ve Assemble’ın çalışmaları nasıl tanımlıyorsunuz? Assemble’ın tanımlayıcı bir çalışma estetiği var mı?

LS: Sanırım kendimizi çok da fazla tanımlamaya çalışmıyoruz.

ML: Evet bunu insanlara bırakmayı tercih ediyoruz.

LS: Etiketlerin ne anlamı var ki zaten?

ML: Bu  sorunun yanıtı Assemble’da kime sorduğunuza da bağlı. Bazılarımız kendini mimar olarak tanımlıyor, bazıları hiç tanımlamak istemiyor. Bazılarımız kendini sosyal girişimciler olarak görüyor. (Gülüyor) Bana göre de daha çok yapılan işin bağlamına bağlı… Aslında içinde birçok politikacı ve girişimci bulunan bir partiye de benzetebiliriz, ya da belki bir grup sanatçı ya da popstar. (Gülüyor)

LS: Bence temel nokta şu; farklı projelerde oynadığınız farklı rollere bağlı. Projenin ne gerektirdiğine bağlı. Belki bir projede daha çok sanatçı gibi hareket ederken, diğerinde mimar gibi ya da sanat komisyonu üyesi gibi çalışabilirsiniz. Ya da yapı ustası ya da marangoz gibi. Belki bir öğretmen gibi. Bence anahtar nokta olarak, “Ben bir mimarım, bu projedeki mimarlık nerede? Bir mimar olarak ne yapmam gerekiyor?” demek yerine, o proje ile neyi gerçekleştirmek istediğinizi anlamalısınız.

EÖ: Assemble’ı gelecekte neler bekliyor?

ML: Umarım birçok etkileyici proje bekliyordur. Ve para ve şöhret, şaka yapıyorum. (Gülüyor) Bilemiyorum, biz sadece etkileyici projeler üretmek istiyoruz. Üretmeye devam etmek istiyoruz.

LS: Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde tekrar taşınmamız gerekecek.

EÖ: Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler.

LS, ML: Biz teşekkür ederiz.