Ankara’da Vakıf Bedesten ve Hanlar (15-20. yy)

Prof. Dr. Mehmet Tunçer’in “Ankara’da Vakıf Bedesten ve Hanlar (15-20. yy)” kitabı, Prof. Dr. Ömür Bakırer’in önsözüyle, Gazi Kitabevi Yayınları tarafından yayımlandı.

Önsöz
Prof. Dr. Ömür Bakırer

Prof. Dr. Mehmet Tuncer’in bu kitabı, kentler ve kent planlanması eğitiminden gelen ve yıllar içerisinde zenginleşen bilgi birikiminin, önceki yıllarda Ankara’nın kent gelişimi ve ticaret merkezi üzerine yaptığı küçüklü büyüklü araştırma ve yayınlarından gelen bilgilerle de beslendiği, harmanlandığı ve yeniden yorumlandığı, Orta Çağ’ın ticaret yapıları olan bedesten ve hanlarla ilgili, yeni bilgilerin eklendiği özgün bir çalışmadır.

Tuncer’in önceki çalışmaları, daha çok Cumhuriyet döneminde Ankara’nın ticaret merkezi ve onun değişimi üzerine odaklanırken, bu yayında zaman olarak öncesine giderek Osmanlı dönemi Ankara’sının ticaret merkezine ve bu merkezi oluşturan yapılara odaklanmaktadır. Ankara’nın eski kent merkezinde,  Yukarı Yüz (Hanlar Bölgesi) ve Aşağı Yüz (Taht ‘el Kal’a ve Karaoğlan Çarşısı) içindeki Vakıf kökenli (ve diğer önemli bazı) hanların yapım ve gelişim süreçlerinin kentin ekonomik yapısına fiziki yapısına ve yaşantısına katkılarını incelemektedir. Kitabın, 19. yüzyıla kadar olan bölümleri çeşitli yazılı ve görsel nitelikte belgelere dayanan, yüzyıllara dayalı kronolojik yaklaşımla, 19. yüzyıl sonrası ise analitik bakış açısı ile yorumlanmıştır.

Tuncer’in yayınını destekleyen kaynakların başında Yukarı Yüz (Hanlar Bölgesi) de başta Mahmut Paşa Bedesteni olmak üzere,  halen ayakta olan hanlar gelmektedir. Kitabın bir bölümünde tek tek özellikleri betimlenen bu hanlara ait bilgilerin başında, çeşitli nedenlerle Ankara’dan gelip geçen veya bir süre burada yaşayan  yerli ve yabancı seyyahların, araştırmacıların hazırladıkları ve çoğu zamanımıza ulaşan seyahatnameler ve gezi notları; farklı meslek dallarından kişilerin kaydettikleri, özel görüşlerini ve deneyimlerini aktadıkları anılar gelmektedir.. Bunlar yanısıra, daha güvenilir resmi kaynaklar olarak da tahrirler ve nüfus sayımları, şer‘iye mahkeme sicilleri, vakfiyeler, salnameler (İl Yıllıkları) gibi yazılı belgelerden de yararlanmıştır. Özellikle yabancılara ait ve seyahatnamelere eklenen kentin farklı bölgelerini, iş dallarını ve üretim özelliklerini betimleyen gravürler, resimler ve az sayıda  eski harita yazılı belgeleri destekleyen görsel belgeler olarak kullanılmıştır. Ankara’nın hanlar bölgesinin daha önce yer aldığı araştırma ve yayınlar mimarlık tarihi, sanat tarihi disiplinlerinin yaklaşımı ile tek tek yapılar olarak ele alınarak fiziki özelliklerinin belgelenmesi yapılmış, eski ve yeni işlevleri verilmiş ancak bulundukları alan ve kente getirdikleri olumlu – olumsuz değerler fazla tartışılmamıştır. Bu açıdan Tuncer’in çalışması, Ankara’nın ticaret yapıları ve bunların oluşturdukları ticaret alanını tartışan yeni bir bakış getirmektedir.

Kitabın ön bölümleri kronolojik yaklaşımla ele alınmış, Ankara kentinin çeşitli kültürlerle şekillenen ve kentte izlerini bırakan katmanları, Ankara üzerine yazılmış farklı yayınlardan gelen bilgilerle özetlenmiştir. Roma döneminde, Galatya eyaletinin merkezi olarak Ankara, İmparatorluğun askeri ve ticari trafiğini taşıyan, Doğu-Batı, Kuzey-Güney doğrultusunda yayılan ana yolların kavşak noktasında, orduların durak ve ikmal yaptıkları bir kent, farklı nitelikte görkemli yapılarla donatılmış parlak bir eyalet merkezidir. Roma döneminin kent içinde ve dışındaki ticaret hayatı, ticaret ilişkileri için somut ve yeterli bilgi bulunmazken, kaynaklar izleyen Bizans döneminde tarım ve hayvan ürünleri yönünden zengin ve belki de “kendi  ürettiklerinin ticaretini yapan” bir erken Orta Çağ kenti olarak ticarette önemli yer tuttuğunu bildirmektedir.

Ankara, 11. yüzyılın sonlarına doğru yeni kültür katmanlarına tanık olur. 1071 Malazgirt zaferinden sonra, bir süre Bizans, Danişment ve Anadolu Selçuklu’ları arasında el değiştirdikten sonra, yönetim 1143 yılında Selçuklu’lara geçmiş, 1169 yılında da II Kılıçaslan’n kurduğu  Anadolu Birliğini’nin parçası olmuştur. Selçuklular döneminin, kent içerisinde ticaret faaliyetleri var mıydı? ve bir ticaret merkezi gelişmiş miydi? sorularını yanıtlayabilecek bilgi eksiktir. Aynı dönemde şehirler arası ticaretin nitelik ve niceliği,  Selçuklu döneminin ticaret trafiğini taşıyan kervan yolları ve bu yollar üzerinde tüccarlara, belirli  aralarda güvenli konaklama ve ihtiyaçlarını karşılama olanaklarını sağlayan kervansarayların yıllardır belgelenerek çalışılıyor ve yayınlanıyor olmasıdır. Araştırmacılar, “13. ve erken 14. yüzyıllarda, Anadolu şehirlerinde, ticaret ve zanaatla ilgili eylemlerin, surların kervan yoluna en yakın bağlantıyı sağlayan kapısının hemen dışına taşındığı yönünde gelişmeler görülmeye başladığını” belirtirler. Böylece kentten gelen ticaret malları ile kervanların getirdiği malların satış-alış işlemleri surların dışında ve haftanın / yılın belli günlerinde kurulan geçici meydan pazarları ve panayırlarda gerçekleşiyordu. Giderek, ikinci aşamada, zaman içerisinde sur dışındaki ticaret faaliyetleri, sur içine girerek ticari merkezleri oluşturmaya başlamışlardır. Konya, Kayseri, Sivas gibi Selçuklu kentlerinde bu konuyu aydınlatacak bilgi varken, Ankara için de bilgi esiktir. Ancak kesin bilgi olmasa da, Dış Kale Kapısı önünde ve Atpazarı’na doğru gelişen, ayrıca Kaleyi kervan yollarına bağlayan yol üzerinde bir meydan çevresinde yoğunlaşmış bir ticari etkinlik düşünülebilir. Bu bilgiyi destekleyen bir kitabe 14. yüzyılın ilk çeyreğine aittir. Ankara 14. yüzyılda İlhanlılar ve Eretna Beyliği idaresine girdiği dönemde,  Kalenin güneydeki esas kapısı üzerine konulan, 1330 tarihli kitabe, İlhanlılar’dan Ebu Said Han zamanında,  hayvan alım satımı ve hububat- buğday ve benzeri– mahsullerin vergilerine getirilen ve 1 Mart 1331 tarihinden başlayarak yürürlüğe girecek olan verginin kimler tarafından ve nasıl uygulanacağı bildirilmektedir. Kale kapısı dışında, herkesin gelip gittiği dolayısıyla halka ilan amacıyla konulan bir yazıyı görebilecekleri bir pazar yerinin olduğunu kanıtlamaktadır.

14. – 15. yüzyıllarda, Ankara’da Yukarı yüzden Aşağı yüze doğru, küçük mescidler etrafında oluşmaya başlayan mahalleler, iç içe çemberleri anımsatan bir gelişme şeması ile yayılmıştır. Kitabın ele aldığı, Yukarı Yüz ve Aşağı Yüz’deki hanların aynı gelişme düzenini izlediklerine ve mahallelerde yaşayan nüfusun ticaret faaliyetlerini bu yerleşik düzende sürdürdüklerine gösterge olabilir. Fatih Sultan Mehmet’in veziri Mahmut Paşa’nın vakfı olarak ve 1464 yılında yapıldığı benimsenen, ölçek ve malzeme açısından, Bursa ve İstanbul hanlarını anımsatan Bedesten ve Kurşunlu Han, bu tarihlerde Ankara’da ticaret hayatının  herhalde hareketlenmeye ve yoğunlaşmaya başladığına, farklı ölçeklerde hanların bu bölgede toplandığına işaret etmektedir.

Osmanlılar Devrinde, artan tüketici kitleler, kentlerde önemli bir ticari canlılık ve hareketlilik yaratmış, Tuncer’e göre de bu ticaretin kapalı yerlere, hanlara taşınması ile büyük kazanç sağlanacağı, hanların depolama ve saklamaya elverişli olmaları da han yapımını desteklemiştir. “Toplayıp dağıtma işini yaptıkları malın adını alan hanlar, ya birkaç tanesi bir araya gelerek bir ticaret merkezi oluşturmakta veya bir vakfın yarattığı “imaret”  ya da “külliye” de diğer işlevlerle birlikte bütüncül bir uygulama ile gerçekleştirilmişlerdir”.

Tuncer, Ankara’ya ait Şer’iye Sicilleri ve Vilayet Salnameleri gibi resmi belgelere dayanarak Osmanlı döneminde Ankara kenti içerisinde gelişen mahalleler ve ticari yapılar için sayısal bilgiler vermektedir.

Ankara’nın 15. ve 16.yüzyıllarda hızla gelişen ticaret hayatı ve buna bağlı olarak kentin yukarı yüzünün ticaret taleplerini karşılayabilecek mekansal gelişmesini izleyen 17. yüzyılda, Tuncer’in  “bozulma, azalma ve çöküş” olarak tanımladığı yeni bir dönem gelir. Çöküntünün nedeni “sof ticaretinin azalması,  sofun canlı kaynağı olan Angora keçisinin, Osmanlı İmparatorluğu dışına canlı olarak ihraç edilmesi, bazı yabancı merkezlerde aynı kalitede üretilmesi ve geliştirilen endüstriyel dokuma tezgahlarının rekabeti” olmuştur. Ankara’nın ticaret hayatındaki zayıflama ve çöküş vakıf hanlarının da sayıca azalmalarına neden olmuştur..

Kitabın 19.yüzyıldan günümüze kadar olan bölümleri, yazarın mesleğinden gelen bilgi birikimi ve deneyimlerinden gelen bakış açısı ile daha analitik ve eleştirel bir yöntemle ele alınmıştır.  Yazar, Ankara’nın, bu dönemini “yüzyıl başlarında iç ve dış ticaretteki konumunu korumaktadır, ancak yüzyıl sonlarında, günden güne fakirleşmiş, ekonomisi çökmüştür”. Sof (Tiftik/Angora) üretiminin durması ile yerli endüstrinin önemini yitirmesi, 1873-1875 yılları arasındaki kıtlık felaketi ile 1881 ve 1916 tarihli büyük yangınlar bu çöküşün nedenleri olarak gösterilmektedir. Aynı dönemde, Osmanlı devletindeki ekonomik değişiklikler kentlerin ticari merkezlerinde de yapısal değişikliklere neden olmuş, bunlarla birlikte gelen dışa dönük ticaretle bağımlı olarak İstanbul ve İzmir gibi liman kentleri canlanmıştır. Ankara’nın İç Anadolu’da bu limanlara uzak konumu, ticaret hayatında ilerleyen çöküş ile de giderek de çok yönlü bir gerileme yaşamasına, bir taşra merkezine dönüşmesine neden olmuştur. Tuncer, bütün bunların sonucu olarak “Atpazarı ve çevresi Hanlar Bölgesi’nin, başta Bedesten ve Kurşunlu Han olmak üzere, fiziksel yapısının ekonomik gerileme ve yangınlara bağımlı olarak büyük ölçüde çöktüğü, geleneksel ticaretin ancak belirli yollar boyunca ve bazı hanlarda varlıklarını sürdürerek devam ettiği” şeklinde yorumlamaktadır.

Tuncer’in kitabı bir yanda Ankara’nın tarihi ve kentsel gelişme sürecini çözümleyen, resmi ve özel ve kaynaklardan gelen bilgileri gün yüzüne çıkaran ve bunlarla beslenen ön bölümleri ve daha güncel resmi kaynaklar, yazarın gözlem ve algılamalarına dayanan son bölümleri ile çok yönlü, faklı ağırlıkları olan ve bazı yerleşmiş bilgilere yeni yorumlar getirerek tartışan bir bakış açısı ile yazılmıştır. Kitap, kuşkusuz bu alanda bir boşluk dolduracak ve yazarın getirdiği belge ve bilgiler üzerine yeni çalışmalar yapılmasına olanak sağlayacaktır.