ABBY Kortrijk

Mimari Tasarımcı
Barozzi Veiga, Tab Architects

Proje Yeri
Kortrijk, Belçika

İşveren
Stad Kortrijk

Yarışma Ekibi
Barozzi Veiga: Yorgos Apostolopoulos, Jonghyun Choi, Pieter Janssens, Alessandro Lussignoli, Tea Marta, Toni Poch
Tab Architects: Eva De Bels, Lando De Keyzer, Jonathan Toye, Ilja De Pelsmaeker

Proje Ekibi
Barozzi Veiga: Pieter Janssens, Chen-Hsin Chang, Tomás Mesquita, Ivanna Sanjuán, Guillermo Sidrach, Antonis Tasoulis, Maria Ubach
Tab Architects: Jonathan Toye, Bert Lescouhier, Bert Devos, Pieter Frantzen, Ilja De Pelsmaeker, Lotte Engelborghs, Maxime Honoré, Luisa Soares

Koruma Mimarı
Koplamp Architecten

Statik Proje
Sileghem & Partners Architecten en Ingenieurs

Mekanik Projesi
Studiebureau Boydens Engineering

Yapı Fiziği ve Akustik Danışmanı
Daidalos Peutz bouwfysisch ingenieursbureau bvba

Cephe Danışmanı
Xmade

Toplam İnşaat Alanı
4.037 m²

Tamamlanma Tarihi
2025

Fotoğraflar
Simone Marcolin

Barozzi Veiga ve Tab Architects, Groeninge Manastırı’nı ABBY Kortrijk sanat yapısına dönüştürürken, mevcut mekansal kurguyu koruyan ve yeraltı sergi alanlarıyla genişleten dengeli bir mimari müdahale ile tarihsel dokuyla çağdaş müze programını bütünleştiriyor.

ABBY Kortrijk projesi, tarihsel öneme sahip Groeninge Manastırı kompleksini, geçici ve mekana özgü sergilere ve kamusal etkinliklere ev sahipliği yapan bir sanat mekanına dönüştürüyor. Kortrijk kent merkezindeki Begijnhof Parkı’nın eşsiz bağlamında konumlanan ABBY, herkes için açık, çok yönlü ve kentsel yaşamla iç içe bir müze anlayışı sunuyor.

Tasarım sürecinde kimlik teması geniş bir çerçevede ele alınmış; süreklilik, onarım ve dönüşüm kavramları dikkatli bir dengeyle bir araya getirilerek, mevcut yapıya derinlemesine kök salan yeni bir bütüncül kimlik ortaya çıkarılmış. Öneri, manastırın özgün şapeli ve yatakhane yapılarının mekansal potansiyelini görünür kılıyor, eski avluyu yeniden canlandırıyor ve çağdaş müze standartlarına sahip yeraltı sergi alanları ekliyor. Her biri farklı atmosferlere sahip bu “odalar”, sanat üretimi ve ortak kullanımlar için özgün mekansal deneyimler sunuyor.

Sergi alanlarının yeraltına yerleştirilmesine karşın, yeni park pavyonu tarihi yapılarla güçlü bir diyalog kuruyor. Eğik çatılarıyla mevcut yapıların düşey karakterine gönderme yapan kütle, ortogonal yerleşim mantığıyla bütünlüğü sürdürüyor. Yeni yapı, tarihsel doku içinde açıkça okunabilen bir çağdaş katman olarak konumlandırılmış; koyu renk tuğla kaplı cepheleriyle kompleks içinde bağımsız bir mimari öğe kimliği kazanmış. Yeni mimari müdahale, ölçülü ve rasyonel bir dil benimsemiş. İncelikle tasarlanmış müdahaleler, yeni ile mevcut arasında hassas bir denge kuruyor; alanın tarihsel değerini güçlendirirken geleceğe yönelik yeni kullanım olanakları yaratıyor.

Kentsel tasarım ölçeğinde, projede özgün manastır yerleşimine ait olmayan yapı elemanları kaldırılmış ve Begijnhof Parkı’na yönelen, mevcut kompozisyona dik konumlanan yeni bir pavyon eklenmiş. Bu müdahale, manastır avlusunu yeniden tanımlarken Groeningestraat ile kamusal bahçe arasında geçirgen bir bağlantı oluşturuyor.

Yatakhane yapısı üzerinden komplekse bağlanan pavyon, bar ve restoran işlevlerini barındırıyor. Eğik cepheleri, iç mekanda maksimum alan sağlarken dışarıda korunaklı ve davetkar bir atmosfer yaratıyor. Bu mekanda, manastırların ortak yemekhane geleneğine referansla uzun bir masa düzenleniyor.

Eski yatakhane yapısında minimum düzeyde müdahale gerçekleştirilmiş; özgün pencere açıklıkları, tavan ve kırmızı terrakota döşeme onarılmış. Kent koleksiyonuna ait eserlerin sergilenmesi için uzun bir vitrin eklenmiş ve sanatçılar bu koleksiyonla etkileşime davet edilmiş. Manastır, yapının tüm odalarında sanat deneyiminin yaşandığı bir sanat evi olarak kurgulanmış. Yatakhane ve pavyon arasında, ziyaretçiler bilet almadan sergileri gezebiliyor. Yatakhane yapısının üzerinde, eski şapelin yanında konumlanan kabul salonu yer alıyor. Kompleksin en eski bileşenlerinden biri olan eski şapelde, mevcut koridor ve asma katların kaldırılmasıyla yapının özgün mekansal ihtişamı yeniden ortaya çıkarılmış. Ara katların kaldırılması sayesinde, 16. yüzyıla ait bu yapı özgün atmosferine kavuşmuş ve düşey hacmiyle yeni sergi olanakları sunmuş.

Park alanının aşırı yüklenmemesi ve mevcut yapının çevresinde nefes alabilecek boşluklar oluşturulması amacıyla, sergi alanlarının büyük bölümü yeraltına taşınmış. Bu nötr, çağdaş müze standartlarına sahip “beyaz kutu” mekanlar, tarihsel bağlamı tamamlayan esnek sergi yüzeyleri sunuyor. Şapel, yatakhane ve pavyon yapıları tarihsel derinlik sağlarken, alt kotlardaki sergi alanları bu zengin bağlama nötr bir karşılık üretiyor. Farklı karakterlere sahip mekanlar, içsel bir mantıkla bir araya gelerek bütüncül ve işlevsel bir mekansal dizi oluşturuyor. Özgün cepheler, ilk tasarım çizimlerine sadık kalınarak onarılmış. Yeni pavyon cephesinde ise geri dönüştürülmüş yapı bileşenlerinden üretilmiş özel tuğlalar kullanılmış. Bu malzeme, yapıya anıtsal ve ifade gücü yüksek bir karakter kazandırarak kentsel bağlam içindeki görünürlüğünü pekiştiriyor.