Masumiyet Müzesi: Kente ve Mekana Edebiyatla Bakmak
Orhan Pamuk’un romanından doğan Masumiyet Müzesi, kurmacanın mekansal bir gerçekliğe bürünmesiyle Beyoğlu’nun gündelik dokusu içinde edebiyat, hafıza ve kent arasında özgün bir ilişki kuruyor.
Orhan Pamuk’un 2008 yılında yayımlanan romanı Masumiyet Müzesi, yazarın romanla eş zamanlı olarak kurguladığı ve 2012 yılında açılan müzeye de adını veriyor. 20. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’daki hayatı, takıntılarla örülü bir aşk hikâyesi üzerinden anlatan Pamuk, müzeyi romanın başkahramanı Kemal’in, aşık olduğu Füsun’un evine yaptığı ziyaretlerde topladığı eşyaları sergilemek üzere tasarlıyor. Kurmaca bir romandan yola çıkarak tasarlanan ilk müze olma özelliğini taşıyan Masumiyet Müzesi, 2014 yılında Avrupa Yılın Müzesi Ödülü’nü kazanmıştı. Geçtiğimiz hafta dizi uyarlamasıyla yeniden gündeme gelen yapı, hem İstanbulseverler hem de edebiyat tutkunları için heyecan verici bir odak oluşturdu.

Orhan Pamuk.
Müzenin mekansal kurgusu, Kemal tarafından toplanan nesnelerin kitabın bölümleriyle ilişkili biçimde düzenlendiği 83 adet ahşap vitrin üzerinden şekilleniyor. Müzelere olan özel ilgisini çeşitli konuşmalarında dile getiren Pamuk, bir İstanbul yazarı olarak müze için Beyoğlu’nun Çukurcuma semtini seçmiş. Restorasyonu İhsan Bilgin, Cem Yücel ve Alman mimar Gregor Sunder-Plassmann tarafından gerçekleştirilen 19. yüzyıl yapısı Brukner Apartmanı, döneminin tipik modern apartmanlarından biri olarak bulunduğu bağlamın tanıdık bir parçasını oluşturuyor.

Masumiyet Müzesi.
Beyoğlu’nda sıradan bir apartman olarak hayatına başlayan yapı, Masumiyet Müzesi kimliğiyle ikinci hayatına geçerken yalın plan örgüsü, Kemal karakterinin koleksiyonlarına sürekli bir sergi mekanı oluşturacak şekilde dönüştürülmüş. Binanın hacmi, dış kabuğu ve çevresiyle kurduğu ilişki korunurken dönüşüm projesinin temel kararı yapının içinin tamamen boşaltılması olmuş. Planimetrik esasların muhafaza edilmesiyle çağdaş bir müze işlevi kazanan yapı, yeni sirkülasyon örüntüsüyle ziyaret deneyimini belirliyor.

©Bilgin Mimarlık İnşaat Ltd.
Masumiyet Müzesi, hem Beyoğlu’nun tanıdık dokusunun bir parçası olması hem de edebiyat ile kent arasındaki ilişkiyi görünür kılması açısından önemli bir yapı. Bununla birlikte, romanın içinde tariflenen mekanlar ve rotalar da kente dair alternatif bir edebi coğrafya anlatısı sunuyor. Birçoğu hala gidip görülebilen, bazıları hiç var olmamış, bazıları ise artık yitirilmiş bu mekanlar, okura kenti deneyimlerken hem yazarın hem de roman karakterlerinin eşlik ettiği çok katmanlı bir perspektif kazandırıyor.

James Joyce’tan Virginia Woolf’a, Jane Austen’dan J. R. R. Tolkien’e kadar pek çok yazarın metinlerinde kurduğu metin-mekan ilişkileri, bugün dünyanın farklı kentlerinde deneyimi ve turizmi şekillendiriyor. 21. yüzyılın hızlı ve aceleci yaşamında bir soluklanma, kente yeniden bakma fırsatı sunan Masumiyet Müzesi, güncel uyarlamayla yeniden gündeme taşınarak İstanbul’da edebiyat turizmi için güçlü bir itici unsur oluşturuyor.


