VarYok Programının İkinci Durağı Halı Altı YUNT’ta Gösterimde

Merve Elveren ve Meriç Öner’in küratörlüğünü üstlendiği VarYok Programının ikinci bölümü VarYok: Halı Altı, 4 Şubat 2026 – 3 Mayıs 2026 tarihleri arasında YUNT’ta ziyaret edilebilir.

Üç bölüm halinde bir yıla yayılan serginin ikinci durağı, katılımcılar Metehan Özcan ile Mona Mahall ve Aslı Serbest’in uzun soluklu araştırmaları üzerinden geçmiş ve geleceğe alternatif bakışlar öneriyor. Metehan Özcan’ın sergide yer alan fotografik imgeleri ve kolajları, kent içinde kırsal, endüstriyel ve evsel mekân unsurlarını harmanlayarak sınırların seyreldiği, tekinsizlik hissiyle yüklü sahneler kurguluyor. 2017’den bu yana sürdürdüğü “Kahramanlar” serisi, sanatçının İzmir’deki Kahramanlar Köprüsü’nün metal ayaklarında rastladığı “birikmelere” odaklanıyor. Seri, alışılagelmiş kent manzaralarının aksine, artık kimseye ait olmayan ve göz ardı edilen şeylerin kanal boyunca yan yana geldiği kolektif bir hatırat sunuyor. Rehberde Meslekler (2019) ve Çevrimiçi İş İlanları (2026) serisi, sanatçının süregelen performanslarını daha spekülatif bir zemine taşıyarak mahrem kabul edilen alanların bir “yabancı” ile ne kadar kolay paylaşılabildiğine dair sorular üretiyor.

Mona Mahall ve Aslı Serbest ise metinlerden hareketle oluşturdukları “yenieski avrupa” (2026) projesi ile Avrupa’yı, coğrafi olarak yer değiştirmiş, sınırları elastik bir mekân olarak tartışmaya açıyor. Avrupa’nın sınırlarını yeniden hayal edebilmek için tarih öncesi kil modeller ve figürinler gibi kültürel kalıntılar aracılığıyla günümüze ulaşan kolektif mekan ve yaşamın daha kapsayıcı formlarının izini süren Mahall ve Serbest Neolitik döneme odaklanıyor. Tuna Vadisi’nden Anadolu’ya uzanan yerleşimlerde bulunan bu kalıntılar, aslında yeni görünen ve uğruna çabalamaya değer bir “Eski Avrupa” kültürünü ifade ediyor: Daha eşitlikçi, heterarşik, barışçıl ve son derece gelişmiş bir kültür.

YUNT’un kamusallığa ilişkin incelemelerine tali yollar açan sergi, ikinci bölümünde farklı an ve coğrafyaları bir araya getirerek temelsizleştirilmiş özel/kamusal gerilimini yorumlamaya devam ediyor:

“Zaman algısının karıştığı, sınırların geri dönülmez şekilde bulanıklaştığı, aidiyet hissinin buharlaştığı o ilk anı tespit etmek imkânsız. Varsa bile, bir zihinde bir biçimde, diğerinde bambaşka kaydedilmiş durumda. Belki bu, üst üste yığılan anların yarattığı bir kırılmaydı. Belki de aslında hiç yaşanmadı. Bugün ise tüm belirsizliklerin kesiştiği bir zamana işaret ediyor. Çünkü geleceğe dair beklentilerin mevcut kaygılarla çatıştığı, geçmiş hayallerin ise maya tutmadığı apaçık. Hemfikir toplulukların dünyaları birbirine zıt; tekil pozisyonların sesi cılız; fizikselin ötesindeki hayat şiddetli ve gerçekler ise bütünüyle şaibeli.” (Sergi metninden alıntıdır.)