Design Bureau & ASLI / PARTNERS:

“Baku Archifest bizim için bir hayal ve insanlara ulaşabilmek için bir yol…”
Hüseyin Tonguç Özcan, Aslı Karaarslan Özcan ve Fizuli Aliyev ile Design Bureau ve ASLI / PARTNERS ortak organizasyonu ile ikinci kez düzenlenen, uluslararası ve çok disiplinli bir platform olarak binlerce meslek uzmanını ve öğrenciyi buluşturan Baku Archifest hakkında konuştuk.
Ebru Şevli, Mimar
EBRU ŞEVLİ Öğrencilere ve genç profesyonellere yönelik uluslararası bir mimarlık festivalini Bakü’de gerçekleştirmek sizin için ne ifade ediyor? Baku Archifest’i başlatma fikri nasıl ortaya çıktı ve ikinci yılında bu vizyon nasıl gelişti?
HÜSEYİN TONGUÇ ÖZCAN Baku Archifest bizim için hayal ve insanlara ulaşabilmek için bir yol. Açıkçası bunu da uzun zamandır kendi içimizde çok istişare ettik. Aslında Archifest’in temeli bizim ofis yapımızdan kaynaklıdır. Süreç içinde her zaman bizden sonra bayrağı devralacak arkadaşların önemini ofis içinde hep vurguladık. Aslı Partners’ın insanları geliştirmek ve farklılaştırmak üzerine bir yapısı vardır. Yaklaşımımızı global ölçeğe taşıyarak Baku Archifest’de de bu ışığı aynı şekilde yansıtmaya çalışıyoruz. Katılım bizi çok etkiliyor ve heyecanlandırıyor. Bu yılda çok yüksek düzeyde katılım oldu. 4000 kişiden fazla ziyaretçimiz vardı. Önemli arkadaşlarımız buradaki sohbetlere geldi. Bu 4000 kişi içerisinde etkileşimin ve katılımın çok yoğun olduğu bir festival yaşadık. Sadece orada da kalmadı; arkadaşlarımız, genç meslektaşlarımız ve öğrencilerimiz bize yazmaya devam ediyor ve etkileşimimizi sürdürüyoruz.
ASLI KARAARSLAN ÖZCAN Baku Archifest, bizim için bir etkinlikten çok, mimarlığın nasıl ele alınması gerektiğine dair bir duruşu temsil ediyor. Bakü’yü seçmemizin nedeni, kentin hem güçlü bir yerel kültürel hafızaya sahip olması hem de uluslararası mimarlık söylemiyle doğal bir temas potansiyeli taşımasıydı. İlk yıldan itibaren amacımız; bilgiyi tek bir merkezden aktaran bir yapı kurmak değil, farklı kültürel ve mekânsal bakışların aynı çatı altında ama kendi kimliklerini koruyarak bir araya gelmesini sağlamaktı. İkinci yılında bu vizyon daha da netleşti; festival artık yalnızca bir buluşma değil, sürekliliği olan bir düşünsel alan hâline geldi.
FİZULİ ALİYEV Baku Archifest’i hayata geçirmek bizim için, bir organizasyon yönetmek değil; bölgemizde uzun zamandır eksikliğini hissettiğim bir platformu yaratmak anlamına geliyor. Mimarlık, şehircilik ve tasarım konusunda büyük bir potansiyel taşıyan gençlerimizin kendilerini gösterebileceği, tartışabileceği, uluslararası seviyede görünür olabileceği bir alan yoktu. Archifest’in fikri de tam olarak buradan doğdu: “Bu boşluğu, bölgenin kalbi konumunda olan Bakü neden doldurmasın?” İkinci yılda vizyonumuz daha da genişledi. Festival yalnız etkinlik olmaktan çıkıp, gençlerin sahiplendiği, akademi ve sektörün desteklediği, uluslararası partnerliklerin güçlendirdiği bir düşünce hareketine dönüştü. Artık Baku Archifest bölgede mimarlık adına referans bir platform olma yolunda ilerliyor.

EŞ Archifest ile yalnızca bir etkinlik değil, aynı zamanda kültürel ve eğitsel bir girişim olarak neyi hedefliyorsunuz? Festivalin, bölgedeki mimarlık eğitimi ve mesleki söyleşilerin geleceğini nasıl şekillendireceğine inanıyorsunuz?
HTÖ Bizim süreç içerisinde çok fazla tekrar ettiğimiz bir sloganımız var: “Mimarlık bir kültürdür.” Mimarlık, bir kültürün parçası olmaktır. Mimarlık keşfedilen bir şey değildir; yıllar içerisinde üst üste konulan bir birikimdir. Bunu ilk kez Mario Botta’nın Türkiye’deki seminerinde dinlemiştim. Bu soruya şöyle bir cevap vermişti: “Evet, ben bir beyaz kağıda çiziyorum; fakat bu beyaz kağıtla gelişen her şey aslında mimarlığın başlangıcından itibaren oluşan kültürel bir evrimdir.” Mimarlıkta eğitim nasıl olursa olsun, tecrübe ve birikimden faydalanılabilmesi için biz bölgesel olarak pek çok ağabeyimizi, dostumuzu ve bilgi birikimi yüksek olan insanları gençlerle birleştirmeyi, birlikte olmayı bir misyon olarak edindik. Archifest’in içindeki katılımcıların anlatımları kimi zaman teorik, kimi zaman pratik; genç nesildeki arkadaşlarımıza pek çok yol açıcı örneklendirme yaptıklarını düşünüyoruz. Dolayısıyla mimarlık kültürünün derinlemesine izahını, bakış açısını, felsefesini ve tüm bu bilgi birikimini genç arkadaşlarımızla paylaştığımızı düşünüyorum. Bölgedeki mimarlık eğitimi ve mesleki söyleşilerin geleceği ise çok açık ve farklı bir alan. Mimarlık, Avrupa Birliği’ne göre insanı etkileyen üç meslek grubundan biridir; diğer ikisi de tıp ve hukuk. Sonuç olarak bu birikim ve kültürel devinimin bir parçası olarak insanların hayatını şekillendiriyoruz. Genç arkadaşların da bu mesleğe, bu öğretiye bakış açılarını geliştirmek için de bu disiplinlerin tamamını sağlamaya çalışıyoruz.
AKÖ Archifest’in temel hedefi, mimarlığı yalnızca teknik bir üretim alanı olarak değil; kültür, bağlam ve kimlikle ilişkili bir disiplin olarak ele alan bir zemin oluşturmak. Bu yaklaşımın özellikle eğitim tarafında önemli olduğunu düşünüyoruz. Öğrenciler ve genç profesyoneller için burada açılan alan, “nasıl yapılır”dan çok “nasıl düşünülür” sorusuna odaklanıyor. Uzun vadede bu tür platformların, bölgede bağlamına daha duyarlı, kendi kültürel referanslarını koruyan ama uluslararası düşünebilen bir mimarlık söylemi oluşturacağına inanıyoruz.
FA Archifest’i yalnız birkaç panel ve sunumdan ibaret bir program olarak görmüyoruz. Bu festival, bölgede mimarlık adına yeni bir “öğrenme kültürü” inşa etmeyi amaçlayan uzun vadeli bir girişimdir. Gençlerin fikir üretmesine, sorgulamasına, tartışmasına, hata yapmasına ve yeniden denemesine imkan yaratan özgür bir ortam sunuyor. Aynı zamanda bölgede akademi ile profesyonel sektör arasında köprü kuruyoruz. Bu sinerji, önümüzdeki yıllarda mimarlık eğitiminin daha çağdaş, daha analitik ve daha pratik yönlü olmasına katkı sağlayacak. Baku Archifest uzun vadede bölgenin mimarlık gelişimini şekillendirecek güçte bir platforma dönüşüyor.

EŞ Baku Archifest; mimarları, şehir plancılarını, tasarımcıları, akademisyenleri ve sektör temsilcilerini bir araya getiriyor. Sizce günümüzde bu multidisipliner yaklaşım başa çıkmakta zorlandığımız kentsel sorunlar için iyi bir çözüm getirebilir mi?
HTÖ Kentsel sorunlar, bakış açısı olarak multidisipliner bir sıkıntı mıdır, yoksa farklı kaygılarla oluşan bir etken midir? Buna cevap vermek çok zor. Reel durumla teorik durumu kıyaslamak da aslında çok zor bir iş. Bunun çok farklı etkenleri olduğunu düşünüyorum. Ama günümüzde şöyle bir fırsat var: Şehir plancısı, mimar, akademisyen, tasarımcı gibi meslekleri saydığımız zaman çok farklı alanlarda uzmanlaşmış bir kadrodan bahsediyoruz. Dolayısıyla uzmanlaşma, bu işin daha derinlemesine araştırılmasını ve çözümler oluşturabilmeyi sağlamaktadır. Düşündüğümüzde, mesleğimizin başlangıcında çok farklı bir yapı var. Bir kişi çıkıyor; evriliyor, kültürel gelişimini tamamlıyor. Biraz mektepli, ki o da soru işareti, ama daha çok alaylı bir şekilde; buna Mimar Sinan da dahildir, yetişiyor ve bir şey ortaya koyuyor. Bu kişinin tüm uzmanlık dallarını içinde taşıması gerekiyor. Bence günümüzde fırsatlar çok daha fazla. Çünkü uzmanlaşmış, konulara eğilmiş pek çok arkadaşımız var. Bunları bütüncül bir bakış açısıyla birlikte getirmek bazen zaman alabiliyor; farklı istişareleri ve tartışmaları da beraberinde getirebiliyor. Ama ben, bu şekilde geniş bir kadroyla uzmanlaşmış arkadaşların bir araya gelerek tüm bu etkileri daha iyi yöneteceğine tamamen inanıyorum.
AKÖ Bugünün kentsel meseleleri tek bir disiplinin çözebileceği ölçekte değil. Mimarlık, şehircilik, sosyoloji, ekonomi ve kültür artık birbirinden ayrı düşünülemiyor. Ancak burada önemli olan, disiplinleri bir araya getirmekten çok, aynı zeminde düşünmeye alan açmak. Baku Archifest’te hedeflediğimiz şey tam olarak buydu: Farklı uzmanlıkların kendi dilini kaybetmeden yan yana durabildiği bir ortam.
FA Kesinlikle evet. Modern şehirler çok katmanlı yapılardır: Sosyal, ekonomik, teknolojik, psikolojik ve kültürel boyutlara sahiptir. Bu nedenle yalnız mimarlık bakışıyla çözülmeleri mümkün değil. Bir şehir, kullanıcısının, özellikle sosyoloğunun fikri, bir mühendisin yaklaşımı ya da bir sanatçının bakışı, tasarımın yönünü köklü şekilde değiştirebilir. Baku Archifest’in en büyük katkılarından biri bu multidisipliner zemini yaratmasıdır. Farklı disiplinlerden gelen katılımcılar bir araya geldiğinde, daha geniş perspektifli, daha insan-odaklı çözümler ortaya çıkıyor. Günümüzün karmaşık kentsel sorunları ancak böyle bütünsel bir yaklaşımla çözülebilir.
EŞ Teknoloji, gayrimenkul, eğitim, mühendislik, sanat gibi farklı sektörlerden gelen bilgilerin yaratıcılık ortamına nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz? Disiplinler arası bu buluşmanın, öğrencilerin yapı çevresine dair kavrayışlarını nasıl zenginleştirdiğini gözlemliyorsunuz?
HTÖ Aslında bu, tasarımın realitesini biraz ortaya koyuyor. Teknoloji, sanat, gayrimenkul, eğitim, mühendislik gibi disiplinlerin hepsi bizim meslek yaşantımızın bir parçası. Artık bilginin akışı çok hızlı ve bilgiye sahip olmak, insanlara neredeyse sonsuz bir ortam sağlıyor. Burada şunu ayırmak lazım: Öncelikle yaptığımız işin ne olduğunu tanımlamak gerekiyor. Şöyle düşünün; Future Museum mu tasarlıyoruz, yoksa tersane gibi bir dönüşüm mü oluşturuyoruz? Ne yapıyoruz? Burada esas işte, mimarın bence en önemli etkenlerinden ve öğrencilerin de bilmesi gereken şey şu: Bu birleştirmeyi yaparken nereden ne geleceğini, doğru tasarımın nasıl evrileceğini ve etkileşimin nereden kaynaklandığını çok iyi ayrıştırması gerekiyor. Bilgiye ulaşmak da kolay; her şey ortada. İşte burada açıkçası mimari evrim, her şeyi fazlasıyla değiştiriyor. Bence yapının gelişimiyle ilgili olarak konular, çevreyle bütünleşik olmasi gibi tüm etmenler tasarımcının evriltmesi gereken durumlardır. Sanatın da bunun için kesinlikle olması gerekiyor. Dolayısıyla bu evrilme ve gelişmedeki bütün düzenin parçalarını siz tekrar vurgulamış oldunuz. Bu vurgu için de teşekkür ederiz.
AKÖ Bu tür buluşmalar, öğrencilerin mimarlığı yalnızca bir tasarım nesnesi olarak değil, çok katmanlı bir yapı çevresi olarak algılamasını sağlıyor. Teknoloji, ekonomi ya da mühendislik; mimarlığın karşısında değil, onunla birlikte düşünülmesi gereken alanlar. Özellikle genç mimarlar için bu farkındalık, erken dönemde kazanıldığında mesleki refleksleri köklü biçimde etkiliyor. Bu da daha bilinçli, daha sorumlu ve daha bağlamlı üretimlere zemin hazırlıyor.
FA Biz yaratıcılığı, farklı bilgi dünyanın çarpışmasıyla ortaya çıkan özel bir enerji olarak görüyoruz. Bir mühendislik çözümü tasarımı güçlendirir, bir sanat yorumu mekana ruh katar, emlak sektörünün gerçekleri projeyi ayakları yere basan bir sisteme dönüştürür, teknoloji ise sınırları genişletir. Festivalde öğrencilerin en çok fark ettiği şey şu oldu: Mimarlık bir “meslek” değil, bir “ekosistemdir”. Yapılı çevreyi anlamak için farklı disiplinlerin bir araya geldiği bu alanı görmeleri, onların düşünme şeklini daha olgun ve bütüncül hale getiriyor.
EŞ Bu yıl festivalde çok sayıda gönüllü öğrenci aktif rol oynadı. Öğrencilerin bu katılımı sizin için ne ifade ediyor? Gönüllü öğrenciler arasında nasıl beceriler, sorumluluk bilinci ve ekip çalışması dinamikleri oluştuğunu gördünüz?
HTÖ Baku Archifest’te bizi heyecanlandıran konulardan biri de gönüllü öğrencilerin gösterdiği özveri ve katılım. Müthişler; müthiş bir katılım sağlıyorlar. Bulundukları her ortamda gözleri parlıyor. Bizi de her sene bu işi yeniden yapmaya ve daha yukarı taşımaya motive eden en büyük paydaşlarımızdan biri onlar. Bence en büyük, aktif olarak oynadıkları rol de bu: Bizi teşvik ediyorlar. Onların bu iştahı ve tutkusu bizi daha da hırslandırıyor. Dolayısıyla sizler bunu görmeseniz de, aslında bu festivali düzenlemek normalde çok daha zorlayıcı bir süreçken onların aktifliği bize çok büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. Öğrencilerin katılımı bu sene çok büyüktü; yaklaşık 80 gönüllü öğrencimiz vardı. Kapasitenin çok üstünde bir katılım isteği oluştu ve bu nedenle üzülerek eleme yapmak zorunda bile kaldık. Seçtiğimiz arkadaşlarımız ve Ada Üniversitesi’nin öğrencileriyle birlikte bir ekip oluşturduk; onlara rehberlik etmesi için genç profesyonelleri de işin içine kattık. Bence müthiş bir adaptasyon, iş birliği ve ortak bir dil vardı. Festivalin bu birleştirici yapısı da arkadaşlarımızın çok daha aktif rol almasına sebep oldu.
AKÖ Gönüllü öğrencilerin sürece aktif olarak dahil olması, festivalin en değerli taraflarından biriydi. Bu katılım, yalnızca organizasyonel bir destek değil; sorumluluk alma, birlikte üretme ve kolektif düşünme pratiği anlamına geliyor. Öğrencilerin bu süreci sahiplenmesi, mimarlık kültürünün yalnızca sınıf ortamında değil, gerçek bağlamlar içinde öğrenildiğini de gösteriyor.
FA Öğrencilerin gönüllü olarak festivalin parçası olması benim için Archifest’in en değerli yanlarından biri. Çünkü gönüllülük; sorumluluk almak, aidiyet hissetmek, inisiyatif göstermek ve kendini geliştirme isteğini temsil eder. Gençlerimizde, yüksek sorumluluk bilinci, takım çalışmasında etkin uyum, doğal liderlik davranışları ve profesyonel iş disiplini gibi temel beceriler şunlardır nasıl iştiyakla sergilediklerini gözlemledik. Bu gençlerin yetenekleri ve çalışma şekli, kendilerinin gelecekte mimarlık ortamına ciddi katkı sunacağına dair büyük bir ümit veriyor.

EŞ Festival; Türkiye, İtalya, İran, Gürcistan ve Azerbaycan’dan gelen konuşmacılarla uluslararası bir buluşma ortamı sundu. Bu kültürlerarası diyaloglar “Navigating Urbanity” temasıyla nasıl kesişiyor?
HTÖ İnsan tektir. Hangi coğrafyadan olursa olsun, insanın yaşam beklentileri büyük ölçüde birbiriyle örtüşür. Elbette farklı etkileşimler ve kültürel farklılıklar vardır. Ama insan dediğimiz olgu; çerçeveye sığmayan, yaşam beklentisi yüksek ve yaşadığı ortamın etkilerine çok açık bir yaratılışa sahiptir. Festivalde bu farklı kültürlerin ve farklı beklentilerin, farklı coğrafyalarda nasıl bir etkileşim gösterdiğini katılımcılarla birlikte net bir şekilde ortaya koymuş olduk. Günün sonunda ise, farklılıklara rağmen insanların sosyal ortamlarının hazırlanması, insanların sokakta etkileşimi gibi pek çok noktada ortak bir hedefe yöneldiği çok açık biçimde görüldü. Bunu İtalya’dan gelen arkadaşlarımız da, İran’dan ve Gürcistan’dan gelen arkadaşlarımız da çok net şekilde ortaya koydular. İnsan tek; kültürel yapılar farklı olsa da, şehir yaşamını birlikte düşünebiliyor ve birlikte “yazabiliyor” olmamız, “Navigating Urbanity” temasıyla kesişen ortak nokta oldu.
AKÖ “Navigating Urbanity” teması, günümüz kentlerini tek bir doğrultudan okumak yerine, çoklu bakışlarla anlamayı öneriyor. Farklı kültürlerden gelen konuşmacıların katkısı da bu nedenle önemliydi. Burada amaç, kentlere dair tek bir doğru üretmek değil; her bağlamın kendi dinamikleriyle okunabileceğini göstermekti. Bu yaklaşım, kültürleri aynılaştırmadan bir araya getiren bir mimarlık düşüncesinin de temelini oluşturuyor.
FA “Urbanity” bir şehrin kimliği, ritmi ve ruhudur. Bu ruhun oluşması için farklı kültürlerin bakışıyla zenginleşmiş bir perspektife ihtiyaç vardır. Türkiye, İtalya, İran, Gürcistan ve Azerbaycan’dan gelen konuşmacıların her biri şehre dair farklı bir kültürel hafıza, farklı bir tasarım dili ve farklı bir şehircilik yaklaşımı getirdi. Bu çeşitlilik temamıza büyük bir güç kattı. “Navigating Urbanity” artık yalnız bir tema değil, festival boyunca yaşanan canlı bir deneyime dönüştü. Katılımcılar şehir problemlerini yalnız kendi perspektiflerinden değil, farklı kültürlerin gözünden de yorumlama imkanı buldu. Bunun da festivalin en büyük kazanımlarından biri olduğunu düşünüyoruz.
EŞ Atölyeler; kapsayıcı kamusal alanlardan kentin duygusal haritalarına kadar pek çok farklı konuya odaklandı. Bu içerikler nasıl belirlendi ve sizce nasıl sonuçlar ortaya çıktı? Öğrencileri aktif katılımcılar olarak festivale dahil eden “RePlay Architecture” yarışmasından da bahsedebilir misiniz?
AKÖ Atölye içerikleri belirlenirken, öğrencilerin yalnızca izleyici değil, aktif katılımcı olmalarını önceliklendirdik. Kamusal alan, duyusal haritalar ve mekansal hafıza gibi konular bu nedenle seçildi. “RePlay Architecture” ise öğrencilerin düşüncelerini doğrudan üretime dönüştürebilecekleri bir alan sundu. Bu tür deneyimler, mimarlığın yalnızca teorik değil; deneyimle öğrenilen bir disiplin olduğunu hatırlatıyor.
EŞ Türkiye ve Azerbaycan’dan iki organizasyon olarak bu bölgede uluslararası ölçekte bir etkinlik üretmek sizin için ne anlama geliyor? Çalışma alanlarınızı kapsayan bu bölgelerde uluslararası mimari etkinlikler düzenlemenin sizce ne gibi fırsatları ve zorlukları var?
HTÖ Biz tabii iki farklı lokasyon, iki farklı ülke olmayı çok büyük bir fırsat olarak görüyoruz. Sonuçta etkileşim gösterdiğimiz ortamı ve insan sayısını ciddi biçimde artırmış oluyoruz. Bu nedenle uluslararası ölçüye ulaşmış olmamız bizi motive ediyor; hatta ileriki yıllarda bunu daha da genişleteceğimizi düşünüyoruz. Çünkü aktivasyon gösterdiğimiz ülkeler de giderek artıyor. Bu bölgelerde insanlara dokunmanın ne kadar büyük bir etki yarattığını çok iyi görüyoruz. Dolayısıyla etki alanımız ne kadar büyürse, biz de çalışma alanlarımızı ve mimari olarak kullandığımız dili o kadar farklılaştırabiliyoruz. Bir kere farklı kültürler bizim bakış açımızı müthiş genişletiyor. Çünkü Türkiye’de veya kısıtlı bir coğrafyada bir işe konsantre olduğunuz bakış açısıyla, daha geniş bir coğrafyada farklı kültürlere ve farklı beklentilere odaklandığınız bakış açısı arasında müthiş bir fark var. Örneğin Zaha Hadid’in ünlü bir sözü vardır: “360 derece varken neden birini kullanayım?” Tabii ki bu sözün atfı çok daha farklı bir yer olsa bile gerçekten bizim de bakış açımızı tek bir noktadan alıyor ve çok daha global, çok daha farklı insan yaşantılarına etki edecek etkenleri, kendimizde oluşan mimarlık kültürünü çok daha geliştiriyor ve farklı bir noktaya getiriyor. Bu da bizi mutlu ediyor açıkçası. Bizi daha etkin hale getiriyor. Bizim de mimarlıkta kendimize ait oluşturduğumuz etkenleri çok daha genişletiyor ve büyütüyor. İyi ki giderek büyüyen bir organizasyon düzenliyoruz.
AKÖ Bu coğrafyada uluslararası ölçekte bir etkinlik üretmek, yerel bağlamı dikkate almadan mümkün değil. Bizim için önemli olan, bulunduğumuz her yerde mimarlık kültürüne dışarıdan bakan bir yapı olmamak. Aslı Partners olarak Azerbaycan’da yerel bir ofisimiz, yerel ekibimiz ve yerel üretim pratiğimiz var. Bu nedenle festival de bu bağlamın doğal bir uzantısı olarak ele alındı.
EŞ Bakü’nün tasarım, mimarlık ve kültürel değişim açısından bölgesel bir merkez olarak rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
HTÖ Bakü çok farklı bir yer. Bakü’ye ilk seyahatimi 2009 yılının son aylarında yapmıştım ve bu süreç içerisinden 16 yıl geçti. Bu 16 yıl içerisinde çok ciddi reformist bir yönetim ve reformist bir mimarlık değişimi var. Tabi mimarlığın değişmesi aslında şehrin değişmesi demektir. Şehrin değişimi de kültürel açıdan insanların yaşamlarının evrilmesi demek. Ben Bakü’de bu süreci çok pozitif olarak algılıyorum. Her gittiğimde kendimi daha da değerli bir revizyon ve değişim içerisinde buluyorum. Buna da biz ölçeğini bilemiyorum ama ufak da olsa bir katkıda bulunduğumuz için çok mutluyuz. Eminim ki ilerleyen zamanlarda çok daha bütünleşik, çok daha şehir kültürünü yansıtan ve insanların o şehri olan aidiyet duygusunu geliştiren bir süreç yaşayacağız.
AKÖ Bakü, güçlü tarihsel katmanları ve dönüşen kentsel yapısıyla önemli bir potansiyel taşıyor. Bu potansiyelin en değerli tarafı, kentin kendi kimliğini koruyarak dönüşebilme kapasitesi. Bu tür festivallerin, Bakü’nün mimarlık ve kültür alanında bölgesel bir düşünce merkezi hâline gelmesine katkı sağladığını düşünüyoruz.
EŞ Bu yıl ADA University, Politecnico di Milano ve UN-Habitat gibi önemli kurumlar festivalde yer aldı. Bu iş birlikleri festivalin misyonunu nasıl güçlendiriyor? Bu ölçekte bir etkinlik için uluslararası ve yerel partnerlerle, sponsorlarla ve akademik kurumlarla güçlü bağlar kurmak ve sürdürmek nasıl bir süreç gerektiriyor?
HTÖ Bu durum aslında bizim en çok dillendirdiğimiz konulardan biri. Tekelleşmeden ziyade geniş bir zemin, geniş bir çerçevede olmak bizim her zaman hedefimiz olmuştur. Bu konuda bugüne kadar çok seçici olduk; özen göstermeye de devam edeceğiz. ADA Üniversitesi, modern ve ilerleyen Azerbaycan’ın çok farklı bir yüzü. Politecnico di Milano ise bu işin ve kültürün kaynağı. Dolayısıyla böyle bir birleşim bizi de çok farklı bir noktaya getirdi. Hatta sadece öğrencileri etkilemekle kalmayıp, bizim bakış açımızda bile bir evrilmeye sebep oldu. Bu birleşimle birlikte UN-Habitat’ın da listesine girmiş olmak, açıkçası bizi çok onure etti ve aynı zamanda teşvik eden çok önemli bir nokta oldu. Bunları gerçekleştirirken çok farklı birliktelikler kurmak zorundayız. Bu birliktelikleri kurarken de bizim hiçbir zaman bırakmadığımız yerelleşme, yerel kültür ve yerelin tanıtımıyla ilgili alanda bize çok ciddi katkı sunan partner ve sponsorlarımız oldu. Bunlar adeta kültürel ağacın köklerini oluşturuyor. Çünkü siz yerel partnerlerle, yerel gruplarla çalıştığınızda aslında yaptığınız iş o bölgeyi daha fazla besliyor. Bu yüzden bulunduğumuz her coğrafyada yerel partnerlere bu bakış açısıyla çok önem veriyoruz. Anlattıklarımızın topluluklara ulaşmasına esas vesile olan şey de yerel partnerlerimizdir. Sizin vasıtanızla da buradan hepsine çok teşekkür ediyorum.
AKÖ Bu iş birlikleri, festivalin yalnızca etkinlik ölçeğinde değil, düşünsel ve akademik düzeyde de güçlenmesini sağlıyor. Ancak burada önemli olan, kurumların isimlerinden çok, ortaya çıkan ortak zemin. Bu ölçekte ilişkiler; karşılıklı güven, net bir vizyon ve uzun vadeli bir bakış gerektiriyor. Biz de bu ilişkileri bu çerçevede ele alıyoruz.
EŞ Geriye dönüp baktığınızda, bu yılki festivalin sizin için en anlamlı çıktıları neler oldu? Şu ana kadar öğrencilerden, konuşmacılardan ve partnerlerden nasıl geri dönüşler aldınız?
HTÖ Tek kelimeyle müthiş. Konuşmacı arkadaşlarımızın ve partnerlerimizin bize geri dönüşleri tabii ki bizim için çok önemli. Ama öğrencilerden gelen geri dönüşler açıkçası müthişti. Çocukların bu işi yapmaktaki heveslerini ve önceliklerini gerçekten yakaladığımızı düşünüyorum. Bu konuda da çok fazla geri dönüş aldık. Bu işle ilgili en önemli şey “farkındalık” diye bakarsak; arkadaşlarımızın farkındalığı, hevesleri ve bu işe dair eğilimlerinde çok ciddi pozitif bir ayrışma olduğunu net bir şekilde gördük. Bu da bizim için festivalin en anlamlı çıktılarından biri oldu; çünkü doğru bir etki bıraktığımızı ve gelecek yıllar için çok sağlam bir motivasyon oluşturduğumuzu hissettirdi.
AKÖ En anlamlı çıktı, farklı kültürel arka planlardan gelen katılımcıların ortak bir mimarlık dili etrafında buluşabilmesiydi. Öğrencilerden ve konuşmacılardan aldığımız geri dönüşler, bu zeminin karşılık bulduğunu gösterdi. Bu, festivalin doğru bir yerde durduğunu teyit eden önemli bir göstergedir.
EŞ Baku Archifest’in gelecek yıllarda nasıl evrilmesini planlıyorsunuz? Yeni temalar, iş birlikleri veya formatlar gündeminizde var mı? Festivalin uzun vadede ulaşmasını istediğiniz ideal hedef nedir?
HTÖ Baku Archifest’in gelecek yıllarda evrilmesini, daha önce de aralarda belirttiğim gibi “mimarlık bir kültürdür” yaklaşımıyla; tek seferlik bir etkinlikten ziyade yıllar içinde üst üste konan bir birikim platformu olarak görüyoruz. Hedefimiz, etki alanımızı genişleterek daha fazla ülke ve farklı kültürle temas eden, uluslararası ölçekte daha görünür ve daha güçlü bir buluşma zemini oluşturmak; bunu yaparken de tekelleşmeden, daha geniş bir çerçevede büyümek. Format tarafında konuşmaların yanında öğrencilerin aktif sorumluluk aldığı multidisipliner üretimi artırmayı; gençlerle tecrübeyi daha çok yan yana getirerek pratik ve teoriyi birlikte besleyen bir yapı kurmayı planlıyoruz. Uzun vadede ideal hedefimiz hem yerelde kök salan hem de uluslararası ölçekte referans gösterilen, mimarlık kültürünü derinleştiren ve gençlerin farkındalığını güçlendiren sürdürülebilir bir platform haline gelmek.
AKÖ Baku Archifest’in geleceğini büyüklük ya da sayı üzerinden tanımlamıyoruz. Önceliğimiz, festivalin düşünsel derinliğini ve bağlamsal hassasiyetini koruması. Uzun vadede hedefimiz; Bakü merkezli ama uluslararası düşünen, yerel kimliklere saygılı ve genç mimarlara alan açan kalıcı bir mimarlık platformu oluşturmak.


