Doğan Hasol:

©Ozan Güzelce
“Dergi sistematik çalışma gerektirir. Her sayı, kendimizle bir yarıştır. 500. sayı, bir başarıya ulaşmanın gururunu yaşatıyor bize…”
YAPI Dergisi’nin ve Yapı-Endüstri Merkezi’nin kurucusu Yüksek Mimar, Mühendis Doğan Hasol ile YAPI’nın 500 sayılık serüvenini, mimarlık yayıncılığının meslek kültürüne katkılarını ve Türkiye mimarlığının elli yıllık dönüşüm sürecini konuştuk.
Ebru Şevli, Mimar, Editör
Gülce Halıcı, Mimar, Yazı İşleri Müdürü
Yasemin Şener, Mimar, Genel Yayın Yönetmeni
YAPI Dergisi’nin ilk sayısını hazırlarken sizi en çok heyecanlandıran anılarınızdan birini paylaşır mısınız?
Doğan Hasol YAPI Dergisi’nin yayına başladığı 1973 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 50. yılı kutlanıyordu. 5 yıl önce kurulmuş olan Yapı-Endüstri Merkezi’nin de yeni atılımlara girdiği yıldı. YAPI Dergisi’nin düşünsel altyapısı Mimarlık ve Sanat Dergisi’ne dayanır. Dergi, Bülent Özer, Doğan Kuban ve bazı arkadaşlarının girişimiyle 1961’de yayına başlamıştı. Ben mimarlık fakültesinde öğrenciyken, Bülent Özer asistandı. Bana, okulu bitirince ne yapacağımı sordu. “Bizim evin üst katında boş bir daire var. Orayı tutup mimarlık yapmaya çalışacağım.” dedim. Bülent, “Hayır, öyle şey olmaz; senin yerin burası, üniversite.” dedi. Ben de ona uyup üniversitede kalmaya niyetlendim. Üniversitede bir yandan asistanlık yaparken bir yandan Mimarlık ve Sanat Dergisi’ni çıkardık. Bülent Özer ve Doğan Kuban, Mimarlık ve Sanat’ın ilk sayısını çıkarmışlardı. 2. sayı için beni de davet ettiler.
O tarihlerde mimarlık dergisi olarak Zeki Sayar ustamızın ARKİTEKT Dergisi büyük çaba ve güçlükle çıkmaya çalışıyordu. Bir de Mimarlar Odası’nın MİMARLIK Dergisi. Bülent Özer ve ben Mimarlık ve Sanat Dergisi’ni ekonomik nedenlerle ancak 10 sayı sürdürebildikten sonra bu serüvenden vazgeçip Mimarlar Odası’nın çağrısıyla MİMARLIK dergisinde bir süre görev almıştık. Yayıncılığın sevimli kurdu girmişti içimize. Dolayısıyla yeni bir dergi çıkarmak gerekiyordu. Mimarlıkla ilgili bütün bilgileri içermeliydi. Yurt içinde ve yurt dışında mimarlıkta olan gelişmeleri içerecek bir dergi olmalıydı.
Yola çıkarken hayal ettiğiniz okur kimdi? Bugün, 500. sayıda bu okur profilinin nasıl değiştiğini düşünüyorsunuz?
DH O günlerde çoğunlukla mimarlık öğrencileri için mimarlıkla ilgili yayın çok azdı. Mimarların da yurt içindeki ve dışındaki gelişmeleri izlemeleri çok zordu. Bugün ise sanal ortam kolaycılık sağlıyorsa da “söz uçar, yazı kalır” deyişindeki olgu gerçekleşti gibi. Artan mimarlık okulları ile birlikte, mimar sayısı arttı. Toplumda da mimarlığa ilgi arttı. Böylece okur sayısında artış olmaya başladı. Ciddi bir dergi oldu. Akademik makaleler için başvurular da giderek arttı.
İlk yıllarda, derginin geleceğini riske atan ama sonunda onu güçlendiren bir kararınız oldu mu?
DH Dergi ilk yıllarda 2 ayda bir çıkarak yayına başladı. Çok ilgi görünce Temmuz 1988’den itibaren aylık çıkmaya başlaması derginin tirajını artırdı. Dergiden para kazanmak zordur. Mesleki tutkudur dergi çıkarmak.
YAPI’nın yıllar içindeki yayın çizgisinde, sizin için “olmazsa olmaz” değerler neler oldu?
DH YAPI’da yayınlanacak projelerin, evrensel mimarlık değerlerini taşıması öncelikliydi. Mimarlık ülkelere göre değişmez. Yayınlanan yazılar, başka bir yayında yer almamış, özgün çalışmalar olmalıydı.
Fotoğrafları özenle seçiyor, baskıda iyi sonuç verecek görselleri yayımlıyorduk. Kapak tasarımı için, dergi içeriğinde kapağa basılmaya değer fotoğraf varsa kullanıyorduk; yoksa grafik tasarım yer alıyordu.
İlk sayılarda bitmiş ve olgun geometrisi olan kare formu seçtik. Mimarlık ve Sanat Dergisi de kare idi. Daha sonra 2003 yılı başından itibaren kareden dikdörtgene döndük. Kare yayınlar, kitabevlerinde diğer yayınların arasında kayboluyordu.
Derginin sayfalarına giren konuların yıllar içindeki dönüşümünü düşündüğünüzde, bugün artık çok daha önemli hale gelen meseleler neler? (örneğin çevre, iklim krizi, toplumsal eşitlik, afetler, modern mirası koruma vb.)
DH Derginin çıkmaya başladığı ilk yıllarda göç sorunu ve gecekondulaşma gündemde öne çıkıyordu. O yıllarda pek dikkate alınmayan konular, günümüzün önemli sorunları oldu. İklim krizi, toplumsal eşitlik, evrensel konuları oluştururken, Türkiye’deki modern mimarlık mirasımızın korunması, doğal zenginliklerimizin artırılması, doğal afetlere karşı duyarlı ve bilinçli olunması öncelik kazandı.
Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal dalgalanmaları içinde YAPI dergisi birçok krize tanıklık etti. En zorlandığınız dönem hangisiydi, nasıl aştınız?
DH YAPI Dergisi Türkiye’nin çeşitli sorunlarının etkilerini aştı. Yapı-Endüstri Merkezi’nin dağılma sürecine rağmen yoluna devam etti. Yayınını sürdürdü.
YAPI’nın kurulma ve tanınma hikayesinde anmak istediğiniz yol arkadaşlarınız kimler? Bugün 500. sayı vesilesiyle onlar hakkında neler paylaşmak istersiniz?
DH Başlangıçta derginin Danışma Kurulu vardı ama çok etkin olmadı. İçlerinden Bülent Özer’in desteği hiç eksilmedi. Bir de Demirtaş Ceyhun’un Yapı-Endüstri Merkezi Kitabevi sürecinde düzenlediği edebiyat söyleşileri ve mesleki konferanslar katkı getirdi. Mimar-karikatüristler Güngör Kabakçıoğlu, Tan Oral ve Behiç Ak, ayrıca Semih Poroy karikatürleri ile renk kattılar. Emek verenler arasında, Ömür Candaş, Deniz Toka, Semih Erkin, Saadet Altınay, Ayla Gürsel, Güner Çılgın (Çelikkurgan), Sedat Acar, Yalçın Karaca, Ayşe Hasol, İbrahim Niyazioğlu, Dayna Lewis var. Daha sonra Derya Nüket Özer, Burçin Yılmaz, Yasemin Engin Keskinöz ve YEM ekibine katkılarından dolayı teşekkür etmek isterim. 1973 yılından bu yana süren başarılı çalışmaların devamını umarım.
YAPI’nın kurucusu olmak, hayatınızı nasıl şekillendirdi? Sizi başka türlü biri yapan değerler ya da alışkanlıklar kazandırdı mı?
DH YAPI Dergisi meslek hayatımı etkiledi. Yazma alışkanlığım mesleki kitaplarla sürdü. On dokuz kitap yazdım. Bazı kitaplarım on bir baskı yaptı. Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü 23. kez basılıyor. Mimarlık okullarına yeni başlayan öğrencilere, hocaları, “Doğan Hasol’un Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü’nü” alın, kitapçılarda kalmamışsa da fotokopicilerden edinin” diyordu.
Dergi sistematik çalışma gerektirir. Her sayı, kendimizle bir yarıştır. Çalışıp program yapmak, sayının hangi konuda olacağı, ağırlığın neye verileceği, kimden yazı alınacağı, kimlerle konuşulacağı, fotoğrafın nereden bulunacağı ve bütün bunların kısıtlı bir zaman diliminde yapılması, özel bir deneyim kazandırır. Bu deneyimler birleşip yaşamın diğer alanlarına da yansır.
Bu çalışmalar sonuçta, mimarlık eğitimi yapan üç üniversiteden “Onursal Doktor” unvanı almamı sağladı.
Bugünden geçmişe bakınca, dergiyi ilk kurduğunuz günlere bir mesaj gönderebilme şansınız olsa ne söylerdiniz?
DH “Düşünün ve yazın, söz uçar yazı kalır.”
Sizce önümüzdeki on yıllarda mimarlığı en çok dönüştürecek gelişmeler neler olacak?
DH Öğrenci olduğum yıllardan bugüne çok şey değişti. Fiyaka olsun diye yollarda elimizde taşıdığımız T cetvelini gazete bulmacalarında soruyorlar. Ancak o cetvel tarihe karıştı. Çizim araçları müzelik oldu, çizim, sunum, yapımın etkinliklerinde o cetvelin yerini bilgisayar aldı. Geleceği tahmin etmek oldukça zor. Zekanın bile yapayı çıktı. Önümüzdeki yıllar yapay zekaya emanet…
Türkiye’de mimarlık kültürünün geleceğinde YAPI dergisi rolünü nasıl görüyorsunuz?
DH Bugüne kadar YAPI Dergisi mimarlık kültürünün temel araçlarından biri oldu. İlgiyle izlendi. Daha sonra internete de girdi. İnternette mimarlıkla ilgili yayınlara başladı. Bugün yapay zeka gündemde.
“500. sayı” sizin için ne ifade ediyor? Tüm bu arşivin içinde geriye baktığınızda nasıl bir birikim görüyorsunuz?
DH YAPI Dergisi, çıktığı dönemi yansıtıyor. Bugün ülkemizde mimarlık alanında 500. sayıya ulaşan başka bir dergi yok. 500. sayı, bir başarıya ulaşmanın gururunu yaşatıyor bize.
YAPI dergisinin arşivlediği, tanıklık ettiği ve tartışmaya açtığı son on yılın mimarlık ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz? 2015-2025 yılları arasında sizce en çok değinmek gereken konular neler?
DH Daha önce değindiğimiz gibi; son yıllar teknolojik olanakların çeşitliliği, mimaride biçimsel özgürlük olanağı yarattı. Evrensel ortamda uygulanan bu özgürlük sonucunda, çevre, iklim, kültürel-tarihsel, doğal veriler göz ardı edildi. Ticaret, mimarinin önüne geçti. Toplumun sosyoekonomik gereksinimleri ve çevre kimliği giderek kaybolmakta.


