İstanbul Niçin Bu Hale Geldi?
Cengiz Bektaş, Mimar
Her şeyden önce iyi bir değerlendirme yapıldığında bütün bunlara asıl neden olarak geçmişle bağlarımızın kopmuş olduğunu görebiliriz. Her yeniyi iyi, her eskiyi kötü saydık. Böylece de yetiştirildik. İyi olan her şey yeni olma durumundaydı sanki. Ve kentin oturanları çoğaldı. Bu çoğalma herhangi bir ölçüye sığabilecek bir çoğalma değil. Bu durumda, değil kentte oturanlar, İstanbul Belediyesi bile kenti kavrayamıyor. Kenti ve çevresini, hatta kentin çevresindeki kendi arazilerini bile denetleyemiyor. Gecekondulaşmanın büyük çoğunluğu da bu arsalarda oluyor. Hiçbir şey yapmamış gibi görünen bir belediye başkanı geçti bu şehirden: Ahmet İsvan. Yaptığı çok önemli bir iş vardı; belediyenin neyi var neyi yok diye bir sayım yaptırdı ve çok şey ortaya çıktı. Sonradan yapılabilen pek çok şey bu sayım sayesinde yapılabildi. Bu sayıma kadar İstanbul Belediyesi’nin nerede neyi var kimse tarafından bilinmiyordu. Bugün de tam bilindiğini sanmıyorum. İstanbul bugünkü boyutlarıyla artık bir kent olarak yönetilemez. İstanbul, bugünkü boyutlarıyla en azından beş kentlik bir birimdir. Bunun araçlarını gereçlerini geliştirmek zorunluluğu vardır. Hep tersi söylendi. Ama her şey her zaman halkın dışında yapıldı. Her dönemde üstelik…

Fotoğraf: R. Günay.
Yöneticiler hep krallar, tanrılar gibiydiler. Hitit kralı şöyle söylüyor: “Aç köpeklerdiniz, size iş buldum, yiyecek buldum.”
Günümüzün yöneticileri de diyor ki “Falan meydanı açtım, falan yolu açtım.” Dinlediğinizde sanki gerçekten tanrı konuşuyor sanarsınız. Ve halkta da, tersine bir duygunun oluşmasına izin verilmemiş. Halkın karar oluşturmasına, yönetime katılmasına hiç önem verilmemiş; bu düşünülmemiş bile. Bugün bunu somutlamak için belediye binasına bir bakın. Belediye binasının adı “Belediye Sarayı”dır. Gerçekten de ortasında başkanlık sarayı vardır. Öte yandan meclis toplantılarını dışarıdan izleme olanağı da yoktur. Yani yapının kendisi antidemokratik bir olayı belgeler.
Bizim hiçbir zaman doğru dürüst kültür yorumumuz olmadı. Türklük mü? İslamlık mı? Türk-İslam sentezi mi? Batı suyunda mıyız? Anadolu sentezinde bir süreklilik mi?… Aydınlar bile bu konuda kapsayıcı bir öneride bulunmadılar bugüne dek. Aynı şekilde hiçbir siyasi parti yönetmeliğinde kültür programına yer vermedi. Her şey ekonominin dümen suyuna göre yapıldı. Çağdaş bir İstanbullu şöyle yaşar, diye bir şey söyleyebilir miyiz? Çoğumuzun ne kadar çarpık yaşama biçimi olduğunu hepimiz kolaylıkla saptayabiliriz. Herhangi bir kente gidiyorsunuz, çarpık yaşama biçiminden söz edenlerin hepsi apartmanlarda en çarpık şekilde yaşıyorlar. Apartmanlarda yaşamaktan dolayı çarpık değil; alışkanlıklarıyla, yaptıklarıyla… Hiçbir şey kendileriyle koşutluk içinde değil. Bir mutfakları bile yok. Öte yandan müziğimizi düşünün…
Sabah evden çıkıp akşam eve dönene kadar kulağınıza kaç tür müzik gelecek?
Ne tür müziğimiz var? Biz neyiz, nelerden hoşlanıyoruz?…
Ve gerçekten her şeyimizin kopya olduğu bir dönemde biz kendimizi nasıl tanımlayabiliriz? Sonuç: Kültür üretemiyoruz. Her şeye özellikle kültüre tüketici olarak bakmaya alıştırıldık. Sürekli yabancı menüler tüketiyoruz. Ne zaman kendi kültürümüzü üretirsek o zaman belki kendi kentimizi de üretebileceğiz. Ama bu yolda herhangi bir kolaylığımız da yok. Kent artık bizim yaşama alanımız değil. Ortak yaşamımız olabildiğince az. Kente sadece gidip geliyoruz. Herkes bir gün içinde ortalama üç-dört saat bir yerden bir yere gidiyor. Çalışıyoruz. Arkadaş ve dostlarımız için zamanımız yok. Yani ortak bir şeyleri paylaşamıyoruz. Ortak gereksinimlerimiz yok. Bu nedenle ortak programlar yapamıyoruz. O zaman da kentimiz kent olmuyor.

Fotoğraf: R. Günay.
Eski İstanbul’u korumak kimin ortak bilinci diye düşündüğümde şaşırıyorum. Çünkü eskiyi korumak kimi ve kaç kişiyi ilgilendiriyor? Yani bizim sorunumuz tamamen azınlığın sorunu. Bu azınlığın sorunu geniş halk kitlelerini kesinlikle ilgilendirmiyor. Kenti tanımıyoruz. Kenti tanımayan insan nasıl koruyabilir? Kenti tanımak, tarihi yapıları tanımak anlamında değil. Tanımadığımız kenti yönetmenin araçlarını da oluşturamıyoruz. Katılım yok, yönetmelik yok. İstanbul’da yıllardan beri yüksek yapı yapılıyor. Fakat yüksek yapı ile ilgili yönetmelik yok. Bunun yanında planlama yok. Birikim ve hafıza yok, süreklilik yok. Yapılan planlar hep “geç planlar”, hepsi “fiziki planlar”. Planı yapan kişi, “Ben burayı planladıktan sonra burada yaşayan insanlar ne olacak,” diye düşünmüyor. Büyük bir alan planlanıyor. Sosyal planlama yok. Hepsi seçim planı, kısacası kentin sahip çıkanı yok. “Bu sokak, bu alan benim,” diyen yok.
İstanbul’da geçmişte asıl spekülasyon yapanlar kendilerini gerçek İstanbullu sananlar. Çünkü bu yerler onların elindeydi. O insanlar kendi ev ve arazilerini sattılar ve kendi şehirlerini savunmadılar. Yani İstanbul’u bozanlar kendi yerlileriydi. Bu insanlar, şimdi dışardan gelenleri suçluyorlar. Kentli kentliliğini savunmadı. İstanbul’un doğru dürüst bir tanımı bile yok. İstanbullu ne demek? Zamanında bütün Anadolu’da İstanbulluluk ne demek öğretilirdi. Buna bağlı olarak belediye de İstanbulluluğu temsil edemiyor. Belediye uygulamada hep bir partinin belediyesi oldu. O partililer geldi, öbür partililer gitti. Halk da bunu böyle kabul etti. Bütün bunlardan sonra İstanbul’da yapılar bazında da olsa gerçek bir koruma yapıldı mı? Ben Teknik Üniversite (Taşkışla) dışında başka bir örnek anımsamıyorum. Gerçekten birileri sahip çıkıp mücadele etti. Bunun dışında hiç kimse hiçbir yapıya sahip çıkmadı. Ayrıca tek tek yapı koruması gerçek koruma olmuyor. Çünkü yapıyı kökünden kesiyorsunuz, çevresini yok ediyorsunuz. Sonra o yapıyı, elbette ki, korumuş olamıyorsunuz. Şu anda İstanbul’da koruma yapılamıyor. Ama bunun yanında her geçen gün bir şeyler yok ediliyor. Yok edilenler de; örgütlenme bilinci, sahip çıkma bilinci ve ortak yaşam bilinci.
Editörün Notları
- Cengiz Bektaş tarafından kaleme alınan bu yazı, ilk kez YAPI Dergisi’nin 100. sayısında “İstanbul Niçin Bu Hale Geldi?” başlıklı dosya bölümü kapsamında yayımlanmıştır.
- Yazının içerisinde yer alan, R. Günay tarafından çekilen fotoğraflar bu yayın için dijitalleştirilmiştir.


