Yvonne Kerzrého Yenilikçi Pedagoji Okul Kompleksi

Proje Yeri
Nanterre, Fransa

Mimari Tasarım
Sam Architecture

Toplam İnşaat Alanı
4.856 m²

Tamamlanma Tarihi
2025

Fotoğraflar
Salem Mostefaoui

Sam Architecture tarafından tasarlanan Yvonne Kerzreho Yenilikçi Pedagoji Okul Kompleksi, öğrenme mekanlarını esneklik, ortak kullanım ve doğayla ilişki üzerinden yeniden ele alarak çağdaş eğitim anlayışına uyum sağlayan yeni bir okul modeli öneriyor.

Anglosakson ülkelerinde eğitim programlarının geçirdiği dönüşüm, okul mimarisinin tipolojisini köklü biçimde değiştiriyor. Bu değişim, 19. yüzyıldan miras kalan; sınıfların koridor boyunca sıralandığı ve öğretmenin merkezde olduğu geleneksel okul modelinden uzaklaşıyor. Kopenhag’daki Hellerup Skole ve Orestad College ile Almanya’da Peter Hübner’in, İsviçre’de ise Peter Märkli’nin tasarladığı Waldorf okulları; sınıfların geniş, esnek ve çok amaçlı ortak mekanlarla bir araya geldiği “öğrenme peyzajları” (Lernlandschaften) ve “öğrenme kümeleri” yaklaşımını benimsiyor. Bu mekanlar, bireysel ya da küçük grup çalışmalarına olanak tanıyan açık kullanım senaryoları sunuyor. Peter Hübner’in yaklaşımı bu anlayışı daha da ileri taşıyor. Günün büyük bölümünü okulda geçiren çocuklar için okul, kamusal bir bina ya da kurumsal bir yapı olarak değil, çocuk ölçeğinde tasarlanmış küçük bir köy olarak ele alınıyor. Böylece çocuklar gün boyunca ihtiyaç duydukları mekanlara ve etkinliklere özgürce ulaşabiliyor.

Bu mekansal dönüşümlerin temelini oluşturan pedagojik yaklaşım, özellikle Almanya’daki Montag Stiftung tarafından geliştirilmiş. Yaklaşıma göre çocukların en verimli şekilde öğrenebilmesi için eğitim, onların fizyolojik ritmine ve bireysel ihtiyaçlarına uyum sağlamalı. Okul günü; dikkat süreleri, dinlenme gereksinimleri ve fiziksel hareket ihtiyaçları dikkate alınarak düzenlenmeli. Bu döngüler her çocukta farklılık gösterdiği için eğitim sürecinde esneklik sağlanması ve çocuklara belirli ölçüde özerklik tanınması büyük önem taşıyor. Buna paralel olarak eğitim yöntemleri de çeşitleniyor. Öğretmenin sınıfın önünde yer aldığı geleneksel model giderek yerini bireysel öğrenmeye, küçük ve büyük grup çalışmalarına ve farklı yaş gruplarının birlikte öğrenmesini destekleyen etkileşimli yöntemlere bırakıyor. Çünkü bilginin kalıcı hale gelmesinde en etkili yöntemlerden biri, öğrenilen bilginin başkalarına aktarılması olarak görülüyor.

İtalya’daki Reggio Emilia yaklaşımının kurucusu Loris Malaguzzi’nin dile getirdiği “Üçüncü öğretmen mekandır.” düşüncesini temel alan Max Planck Enstitüsü nörobilimcisi Wolf Singer ise çocukluk döneminde yaşanan duyusal deneyimlerin zenginliğinin, yetişkinlikte karşılaşılan zihinsel ve sosyal sorunlarla başa çıkabilme kapasitesini doğrudan etkilediğini belirtiyor. Bu nedenle yapılı çevre ve doğal çevre, çocukların duyusal gelişimini destekleyen en önemli araçlardan biri olarak kabul ediliyor. Maria Montessori’nin kuramlarından da yararlanan Singer, çocuğu öğrenmeye, yeni deneyimler edinmeye ve kendini sürekli geliştirmeye istekli meraklı bir “sünger” olarak tanımlıyor. Bu nedenle yetişkinlerin ve eğitim kurumlarının temel görevi; çocuğu en uygun çevreyle buluşturmak, eğitimi fizyolojik ve psikolojik gelişimine göre uyarlamak ve okul ile öğrenmeye karşı olumsuz duygular geliştirmesini engellemek olarak görülüyor.

Bu yeni öğrenme modellerinin hayata geçirilebilmesi için öğrenme ortamlarının da değişmesi gerekiyormuş. Ancak bu dönüşümün, eğitim programı hazırlanırken öğretmenlerle birlikte ve ortak kararlarla başlaması gerektiği belirtiliyor. Okul yapıları üzerine 15 yılı aşkın deneyime sahip olan sam architecture, projelerinde eğitsel ve oyun odaklı bir katma değer oluşturmayı amaçlıyormuş. Bu doğrultuda koridorlar platformlar, kütüphaneler ve sahneler gibi işlevlerle zenginleştirilerek kullanılabilir mekanlara dönüştürülmüş. Ortak kullanıma açık, esnek ve çok amaçlı alanlar tasarlanmış; çocuklara uygun farklı karakterlerde sınıflar geliştirilmiş. Farklı yaş gruplarındaki öğrencilerin, öğretmenlerin, ailelerin ve kentlilerin bir araya gelebileceği geniş açık alanlar oluşturulmuş; okulun kentle ilişki kurması desteklenmiş. Rampalar, kaydıraklar, tepeler, tırmanma duvarları, merdivenler ve nişlerle zenginleşen farklı mekansal deneyimler sunulurken, sebze bahçeleri, koruluklar, bitkiler, arı kovanları ve kulübelerle çocukların doğayı keşfetmesini teşvik eden doğal alanlar da tasarlanmış.

Günümüzde okul yapıları giderek daha fazla kurala tabi tutuluyor ve bunun çocukların olduğu kadar ailelerin de sorumluluk alma biçimini sınırladığı ifade ediliyor. Buna karşın tamamen steril ve aşırı korunaklı ortamların çocukları çevrelerindeki dünyayı ve karşılaşabilecekleri riskleri anlamaya hazırlayamadığı belirtiliyor. Coğrafyacı Pascal Clerc’in “kale okul” olarak tanımladığı, oyun bahçesi ile kamusal alan arasında opak bir sınır oluşturan okul tipolojisi; çocukları disiplin odaklı kapalı bir çevre içine yerleştiriyor. Anglosakson ülkelerinde ise oyun alanları çoğu zaman kamusal mekanın bir parçası olarak tasarlanıyor; akşamları ve hafta sonlarında da kullanılabiliyor. Bu alanlarda gözetmenlere, turnikelere ya da sınır kapılarını çağrıştıran güvenlik sistemlerine ihtiyaç duyulmuyor. Çünkü çocukların kaçacağı varsayımı üzerinden bir mekan kurgulanmıyor. Geleneksel okul modeli, kapalı plan şeması ve öğretmen merkezli eğitim anlayışı nedeniyle disiplin mekanizmalarına ihtiyaç duyuyor. Öğrencileri pasif ve bağımlı bir konuma yerleştiren bu sistemin; özerklik, yaratıcılık ve sorumluluk duygusunu yeterince geliştiremediği belirtiliyor. Oysa bilişsel, duygusal ve sosyal becerilerin birlikte gelişmesi, çocukların geleceğin dünyasına uyum sağlayabilmesi açısından büyük önem taşıyor.

Almanya’da giderek yaygınlaşan Waldkindergarten (orman anaokulu) uygulamaları da bu yaklaşımın dikkat çekici örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Bu okullarda çocuklar yalnızca dinlenmek ya da yemek yemek için küçük bir yapı veya karavan kullanıyor; günün geri kalanını ise doğayla doğrudan temas içinde geçirerek öğreniyor. Böylece öğrenme süreci, doğanın sunduğu keşifler ve beraberinde getirdiği deneyimlerle şekilleniyor. Okulların yalnızca bilgi aktarılan yapılar değil, çocukların toplum içinde yaşamayı öğrendiği mekanlar olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle aşırı korumacı olmayan eğitim ortamları oluşturmanın, çocukların sorumluluk duygusunu geliştirmesinin ve pasif ile sürdürülebilir okul yapıları aracılığıyla çevre bilincini güçlendirmenin bu yaklaşımın temel parçaları arasında yer aldığı ifade ediliyor.

Paris’in batısındaki Nanterre kentinde büyük bir dönüşüm geçiren Les Groues Mahallesi’nin merkezinde yer alan Yvonne Kerzrého Okul Kompleksi, mahallenin eğitim, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere tasarlanmış. Yapıda sekizi okul öncesi, on ikisi ilkokul olmak üzere toplam yirmi derslik, okul sonrası bakım merkezi ve yemekhane bulunuyor. Proje, Sam Architecture’ın uzun yıllardır sürdürdüğü iki temel araştırma alanını bir araya getiriyormuş. Bunlardan ilki, biyobazlı malzemeler ve pasif çevresel stratejilere dayanan düşük karbonlu ve uzun ömürlü mimari yaklaşımı; ikincisi ise eğitimdeki dönüşümü desteklemek amacıyla geliştirilen deneysel ve yenilikçi mekansal araştırmalar olmuş.