Risk Almak!
Şengül Öymen Gür, Prof. Dr. (1)
“Herhangi bir tür restoran açarak zaten
büyük bir risk alıyordum; hepimiz biliriz ki
restoranlar çoğu zaman başarısız olur.
Tamamen yeni bir konseptle bir restoran
açmak ise bu riski kat kat artırdı. Her şeyi
sıfırdan icat etmek zorundaydım. İşleri nasıl
başlatacağımı, kapılar açıldığında her şeyin
nasıl işleyeceğini ya da halkın buna nasıl
tepki vereceğini hiç bilmiyordum.”
Jerry Traunfeld (Seattle’dan bir şef)
Mimarlığın tarihi her zaman risklerle doluydu. İlk taş duvar, ilk temel, her şeyin ilki bir riskti. Bugün birbirini aşmaya çalışan gökdelenlerin her biri bir risktir. Buralarda çalışan inşaat teknisyenlerinin yaşamı da her an tehlikededir. Kentlerin yeni yüzlerini yaratan yasa, yönetmelik ve etik kuralların hepsi zaten birçok risk taşır. Sokak aralarına sızan, kaldırımlara taşan restoran ve kafeler bir yana (çünkü bunları seviyorum); siyasalar, politikalar ve onlara adapte edilen yönetmeliklerden ortaya çıkan kentsel peyzaj, örneğin, İtalya’da neredeyse yok edilme durumuna gelen Puglia, yüz binlerin ölümüne neden olan “bizim depremlerimiz”, beklenmeyen bina/çatı çökmelerimiz ve sel felaketlerimize ortam hazırlayan, kolaylık sağlayan cahil ve getirimci politikalarımız… Tümü “ahlaksız etik” yüzündendir! (2). Bu riskler, toplumun dayanışması ve gelişmesi önünde bilinçli, engelleyici bir tür meydan okumadır.
Tasarım Riskleri
Deneysellik ve risk fikri, aynı zamanda tasarımın güncelliğini ve geçerliliğini; mimarlıkta duygunun rolünü; tasarımcının modern yaşamın karmaşıklığını yansıtırken aynı anda sorumlu fakat belirsiz, şaşırtıcı sonuçlar üretme yükümlülüğüne kadar uzanır (Resim 1 ve 2). Muskoka, Ontario’da Dubbeldam Architecture + Design tarafından tasarlanan Long Lake Cottage, hiç risk almamış gibi görünmektedir.

Resim 1. Long Lake Cottage, 2026.
Diğer yandan, The Architectural Review’ın 2026 yılı AR Future Projects ödülünü kazanan, Braunschweig’ta, Alman kökenli ADEPT tarafından tasarlanan salon tamamen riskli bir projedir. Bu yapı, risk almanın mimarlıkta yenilik ve cesaretle nasıl bağlantılı olduğunu açıkça gösterir.

Resim 2. Haus der Musik in Braunschweig, Almanya – ADEPT Mimarlık.
Deneysellik ve risk düşüncesi, doğrudan tasarımın geçerliliği sorusuna ve mimarlıkta duygulanımın rolüne odaklanır; tasarımcının karmaşıklığı yansıtırken aynı zamanda sorumlu, fakat belirsiz ve şaşırtıcı sonuçlar üretme yükümlülüğüne kadar uzanır.
Ancak risk, yalnızca tasarım profesyonellerine özgü değildir; statükoya karşı koymak, cesur olmak sadece tasarımcılardan beklenen bir duruş değildir. Bundandır ki bu metin, Bruce Goff (3) ve Daniel Cohn-Bendit (4) gibi isimlerin ilhamıyla kaleme alınmıştır. Bu referansların ortak noktası iki insanın da başarısız olmaktan asla korkmamasıdır. Çünkü başarısız olma riski her zaman, her koşulda Demokles’in kılıcı kadar gerçektir. Tam da bu nedenle risk almak politikacıların, performans sanatçılarının, eğitimcilerin, kent bilimcilerin ve mimarların ölçütleri arasında çok önemli bir duruşu temsil eder. Doğal olarak, toplumsal-siyasal ideallere varmak için ciddi, hesaplanmış riskler olabileceği gibi sırf biraz keyif ve heyecan uğruna alınmış riskler de olabilir. Örneğin, Türk mutfağında Thali yemekleri denemek gibi… Bir kasabamızda Cem Yılmaz’ın “komedi stand-up” yapması gibi…
Kentsel yerleşimlerin özgün biçimi ve bileşenlerinin görünümü arka plandaki kültürü ve o kültüre özgü beğeniyi ve etiği yansıtırdı. Değişim dönemlerinde binalar, peyzajlar ve nesneler, yeni veya değiştirilmiş politikaların etkisini serimleyecek şekilde dönüşür. Uyumun sonuçlanan şekilleri – örneğin, yeni bir şehir merkezi, imar kodları tarafından belirlenen yeni yükseklik standartları, hacim ve yoğunluk normları – kentsel panoramayı potansiyel olarak yeniden şekillendirir.
Doğu Karadeniz’in incisi Trabzon radikal bir değişime uğramış ve tanınmaz hale gelmiştir. Artık geçmişi yoktur; yeni kuşaklar onu ampute haliyle bilecekler! (Resim 3-6).

Resim 3. Sekiz ayaklı üst geçit, Kanuni Bulvarı, Trabzon.

Resim 4. Sekiz ayaklı üst geçit tamamlandı. Geleneksel semtler başarıyla üçe beşe bölündü.

Resim 5. Trabzon’da Kanuni Bulvarı ve kritik kavşaklar başarıyla hizmete açıldı!

Resim 6. Bütün tarihi doku kıyma makinesinden geçti.

Resim 7. Hani bir dantel örneği vardır. Komşu komşuya küstü!
Bu durumda, yeni düzenlemelere yanıt olarak dikte edilen kentsel peyzajdan ve düzenlemelerden kaçınmayı yansıtan karşıt bir kentsel morfoloji oluşturmak üzere dramatik bir kentsel planlama ve tasarım riski alınabilirdi. Gündelik kentsel yaşam bağlamında, dayatılan bu tepeden inme düzenlemeden kaçınmaya odaklanarak alternatif şekil ve desenlerin nasıl ortaya çıkabileceği tasarım aracılığıyla savunulabilirdi. Bu dinamik, inşa edilmiş çevre ile düzenleyici çerçeveler arasındaki karmaşık ve sorgulanmaya muhtaç ilişkiyi gösterir ve hem uyumun hem de kaçışın kentsel kimliği nasıl tanımlayabileceğini ortaya koyabilirdi. Risk almak koşuluyla! Yıllardır bekliyorum; bu topraklarda böyle bir alternatif çevre önerisi hala göremedim (Gür, 1984), (5).
Kentsel yerleşimlerin biçimi ve bunları oluşturan yapılar altta yatan kültürü ve düzenlemeleri yansıtır. Günümüzde arazi kullanımının bu denli kapsamlı biçimde düzenlendiği düşünüldüğünde, kendiliğinden ortaya çıkan ve yonca-böğürtlen gibi doğal yolla tekrar eden, “kaçınma biçimleri” (6), planlı olanlardan daha ilginç ve sürdürülebilir bir kentsel peyzaj tanımlayamaz mıydı? Yoksa günümüzde en görünür “kaçınma biçimleri” artık yalnızca sandıkta ve kentsel duvarlarda rastladığımız ifade özgürlüğüyle mi sınırlı? Graffiti ve yakın dönemlerdeki elektronik peyzajın çağımızın trullileri (7) (yap/kaç) olduğu ileri sürülebilir mi?
Kendiliğinden gelişen, tekrar eden “kaçınma biçimleri” (resmi planı dolanma, mikro uyarlamalar, gündelik taktikler) hala güçlüdür; ama artık çoğu zaman mekanın makro formunu değil, onun kullanım katmanlarını ve algısal/toplumsal anlamını dönüştürür.
Başka türlü söylersek, aslında kaçınma biçimleri yok olmadı, ölçek değiştirdi. Geçmişte bu tür pratikler, örneğin enformel-spontane yerleşimler, kendiliğinden ve yaşamsal gereksinmeler doğrultusunda oluşan sokak ağları, doğrudan fiziksel formun oluşmasını sağlardı (8). Bugün ise imar mevzuatı, mülkiyet rejimleri ve gözetim/denetim teknolojileri nedeniyle bu tür mikro dönüşümler çok daha zorlaştı. Buna çok ikna edici bir örnek olarak Trabzon Kanuni Bulvarı yukarıda aktarıldı.
Ama bu durum kaçınmanın artık olanaksız olduğu anlamına gelmez! Gelmemeli. En azından nasıl bir karadul ile mücadele ettiğimizin göstergesi olarak tarihe geçmeli. Çünkü; insanlar hala kestirme yollar açıyor (arazi üstünde izler); mekanlar planlanandan farklı kullanılıyor (gece-gündüz dönüşümleri, geçici işgaller); dijital katmanlar üzerinden yeni kaçınma biçimleri doğuyor (algoritmik yönlendirmeyi kırma, alternatif ağlar kurma, vb.).
Yani, planlı kentin içinde aslında ikinci bir kent, çok daha akışkan bir kent oluşuyor. Bu kendiliğinden örüntüler genelde: yerel bilgiye dayanır; gerçek gereksinmelere hızlı yanıt verir; esnek ve uyarlanabilir olur. Bu yüzden çoğu zaman planlı çözümlerden daha güzeldir ve sürdürülebilir olma özelliği taşır. Ancak; altyapı eksikliği, eşitsizlikleri yeniden üretme riski ve ölçeklendirilememe problemi gibi nedenlerle tek başlarına bir kentsel model olamazlar. En iyi sonuç, planlama ile bu pratiklerin diyaloğundan ortaya çıkar. Diğer yandan, graffiti, sokak yazıları ve duvar müdahaleleri gerçekten de çağdaş “kaçınma dilinin” en görünür örnekleri olup mekanın resmi anlatısını kırar, alternatif hafıza üretir, görünmez olanı görünür kılar. Ama kaçınma artık sadece duvarda değil, paylaşımlı ekonomi pratiklerinde, geçici mekan kullanımında, dijital haritaların güdümünde ve protesto mekansallığında da kendini gösteriyor.
Sonuç yok! Çünkü ne kent bilimcilerimiz ne de kentsel tasarımcılarımız risk almadı! Ama kaçınma biçimleri de ortadan kalkmadı; sadece daha ince, daha çok katmanlı ve bazen daha görünmez hale geldi. Bugünün kentsel peyzajı, planlı olan ile kendiliğinden gelişen arasındaki gerilimde şekilleniyor. Gerçek yenilik-özgünlük de tam burada ortaya çıkıyor; planın kaçınmayı bastırmak yerine okunabildiği ve entegre edilebildiği noktada… Bağlama göre daha isabetli olabilecek birkaç alternatif şöyle sıralanabilir: “dolanan pratikler” (en dengeli), “aşındırma biçimleri” (en kavramsal/eleştirel), “gündelik mekansal taktikler” (en teorik)…
Dolanma
Sistemi doğrudan reddetmek yerine etrafından dolanma fikrini taşır. Bu, hem gündelik pratiklere hem de mekansal zekaya iyi oturur: Temkinlidir, bela istemez! Ancak ülkemizde sonuç verdiğine tanık olunmamıştır. Her adım bir başkasından beklenmektedir. Yerel yönetimler, üst yönetimlerin uydusu gibi hareket etmekte; meslek odalarının ya da halkın sesi çıkmamakta, belki de çıkamamaktadır.
Aşındırma
Zamanla, tekrar eden küçük hareketlerle sistemi yıpratma anlamına gelir. Daha teorik ve güçlü bir kavramdır “gündelik aşındırma biçimleri.” Ama tüm sorunlar medyanın üzerine yıkıldığında gazete köşelerine sıkışır kalır (9). Nitekim üst geçitle ilgili yukarıda aşama aşama verilen resimler üzerinden aktarılan bilgiler, medyanın üzerine yıkılmış; halkın vurdumduymaz bir çaresizlik içinde seyirci kaldığı bilgilerdir.
Taktik (Özellikle “Gündelik Taktikler”)
Gündelik mekansal taktikler, Michel de Certeau (10) çizgisine yakın olanlar için en temiz çözümlerden biridir. Burada “strateji” (iktidarın kurduğu) ile “taktik” (kullanıcının geliştirdiği) ayrım korunur. Doğal olarak, bu kuramın zorluğu halkın kimlerden oluştuğuyla ilgilidir.
São Paulo’da pazar günleri “İşgal Et” (Occupy), genellikle kamusal alanların kültürel ve sosyal olarak geri kazanılmasını, özellikle de sokak sanatçıları, performans sanatçıları ve yayalarla dolup taşan Avenida Paulista’nın her hafta gerçekleşen canlı yayalaştırılmasını ifade eder. Ayrıca, konut sıkıntısını protesto etmek amacıyla MSTC gibi grupların bina işgalleri de dahil olmak üzere devam eden sosyal hareket aktivizmini de simgeler. Avenida Paulista, ana arteri her Pazar trafiğine kapatılarak dinlenme, çeşitli etkinlikler ve sanat için halka açık, yaya odaklı bir alana dönüşür ve sakinleri tarafından sıklıkla bir “arka bahçe” olarak tanımlanır.
Brezilya’dan bu halkı buraya taşımak çok masraflı ve zor!

Resim 8. Boş binaları sahiplenen evsizler!

Resim 9. Bir bütün olarak hareket eden halk.

Resim 10. Pazar günleri sokaklar piknik alanları. Hadi gel, geç!
Notlar
- Beykent Öğretim Üyesi ve The International Committee of Architectural Critics (CICA) üyesi.
- Ahlak ve etik açılımları için bkz. İoanna Kuçuradi, ve Gür, Ş.Ö. “The Ethical Dimension of Architectural Quality”, içinde, Defining Architectural Quality, Eds. Jose Manuel Pozo & Wilfried Wang, ss.38-52.
- Amerikalı mimar Bruce Goff (1904-1982), kendi yaratım sürecini Stein’ı temele alarak anlatıyor ve “bir işe başlamak” kavramından ziyade bir işe dahil olmak, içine girmek kavramlarına inanıyor. Goff, geleneksel mimarinin sınırlarının oldukça dışındaki üretimleriyle biliniyor.
URL: (https://bantmag.com/organik-ve-soyut-calismalariyla-taninan-mimar-bruce-goffu-konu-eden-belgesel/)
- Daniel Cohn Bendit, “Biz devrimi çok sevmiştik” konulu kitabın yazarıdır, bkz. Afa Yayıncılık, 1987.
- Gür, Ş.Ö. Alternatif çevreler üremek bir karar sorunu mu? MİMARLIK 91-1, 1984, ss.91-97.
- Gecekondular, favelalar, trulliler şeklinde farklı kültürlerde farklı farklı adlandırılan kurulu ve dayatmacı düzene meydan okuyan yerleşme biçimleri.
- Trulli 14. yy’da Kuzey İtalya’da inşa edilen konik çatılı harçsız yapılar olup vergilendirme dönemi geldiğinde oradan oraya taşınabilen, sökülüp yeniden inşa edilen yapılardır. UNESCO tarafından kayıt altına alınmışlardır. Harçları kireç taşından yapıldığı için vergi dönemlerinde sökülmeleri kolaydı.
- Bernard Cache, Earth Moves: The Furnishing of Territories (1995), Mimarlık teorisinde, kentsel ve mimari prototipleri temsili olmayan, yapılandırıcı imgeler perspektifinden yeniden düşünen temel bir metindir.
- Tüm yerel gazetelere ve köşe yazarlarına şükranlarımı arz ederim.
- Güç ağına direnmek amacıyla direniş taktikleri kuramını geliştiren Fransız asıllı bir toplumsal kuramcı.


