Osmanlı Döneminde Deniz Hamamlarının Mekan Tabirinde Toplumsal Cinsiyet Kodları

Prof. Dr. Bedriye Asımgil

Toplumsal Cinsiyet ve Mekansal Kodları
Cinsiyet,  insanlığın biyolojik olarak sahip olduğu en temel olguların başında gelir ve bu temel biyolojik farkı mimarlık disiplininden ayrı düşünmek pek mümkün değildir.

Kadın ve erkeğin, toplumsal bir kural haline gelen toplumsal rolleri gereği üstlendiği kimlikler, yaşam biçimleri, düşünme ve üretme yöntemleri birbirinden farklıdır. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi mimari anlayışta ve yaşantıda, toplumsal cinsiyetle biçimlenen kadınlık ve erkeklik rollerinin de mimariye ve mimari üretime yansımasında oldukça belirleyici rol oynar. Kadınlık ve erkeklik rollerinin mekanla kurduğu ilişki, cinsiyet ve mekan ilişkisi söz konusu olduğunda, erkeklik rolü lehine bir hiyerarşi içerdiği görülmektedir (1).

Toplumsal cinsiyet kavramı, “War Resisters’ International’s Nonviolence Programme”ın “Empowering Nonviolence” (Şiddetsizliği Güçlendirmek) adlı programında “kadın ve erkeklerin beklentilerini, değerlerini, imajlarını, davranışlarını, inanç sistemlerini ve rollerini tanımlayan fikirlerin sosyal yapılanması” olarak tanımlanmıştır. Toplumsal cinsiyet kavramı ve kodlanışı ile etkileşimi çok yönlü/çok boyutlu olan, temel unsuru mekan olan ve insan-mekan ilişkilerine dayanan mimarlık disiplini, konuyu daha çok mimarlığın cinsiyeti, mekanın cinsiyet üzerinden kodlanışı, kent ve cinsiyet üzerinden ele alır.

Toplumsal cinsiyet ve mekan, karşılıklı ve sürekli olarak birbirlerini inşa eden, çeşitlenip farklılaşan, birbiri ile ilişkili toplumsal süreçlerdir. Mekanı cinsiyetli okumanın, toplumsal cinsiyet farklılık ve eşitsizliklerini açığa çıkarmada kritik bir rolü vardır. Özellikle, geçmişte erkek hegemonyasında devam eden bir yapı üretimi söz konusudur. Oysaki insanoğlunun barınma ve sığınma amaçlı ilk yerleşme çabalarında yapı ustaları olarak kadınlar kabul edilir (2). Ancak bu durum zaman içerisinde, toplumsal olayların sosyolojik baskılar yaratmasıyla değişerek erkek egemen bir yapıya bürünmüş, kadınlara kapalı mekanları bırakmak uygun görülmüştür. Michel Foucault’nun “heterotopia” kavramında bahsettiği tımarhanenin deliler, hapishanenin mahkumlar, sarayın da hükümdarlar için olduğu savının, bir evin de kadınlar için olduğu ve dişiliği temsil ettiği düşüncesiyle eşleştirilmesi bu görgüde bütünüyle oldukça uyumlu bir parçayı temsil eder (3).

Toplumsal cinsiyet yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi mimari anlayışta ve yaşantıda, toplumsal cinsiyetle biçimlenen kadınlık ve erkeklik rollerinin de mimariye ve mimari üretime yansımasında oldukça belirleyici rol oynar. Mimarlığın konusu olan mekanın, cinsiyet ile ilişkisini bedensel farklılıkların ötesinde, toplumun kadın ve erkek için ortaya koyduğu rol ve sorumluluklar biçimlendirmekledir.

Toplumsal cinsiyet ilişkileriyle biçimlenmiş yaşam, evin içini daha mahrem olması gerekçesiyle kadına; ev için çalışması, kendisi için sosyalleşmesi, devletleri ve devletlerarası politikayı yönetmesi için evin dışında kalan yaşamı ise erkeğe açmıştır (4). Benzer bir düzen örgüsüyle evin içinde kadın ve erkekle eşleştirilen mekanlar farklılıklar göstermiş, ev içi üretiminin adresine dönüşmüş olan mutfak kadının, dinlenme mekanları olan oturma odaları erkeğin alanı olarak görülmüştür (5). Bu algı üzerine, Batılı feminist yazarlar ev mekanını kadının ezildiği, kimliğinin yalnızca annelik ve eşlik rolleriyle sınırlandırıldığı ve toplumda kendi başına var olabilecek bir birey olarak alıkoyulduğu bir yer olarak görmüş, kadının özgürlüğünü ancak evi ve evle ilişkilendirilen rollerini terk ederek elde edebileceğini savunmuşlardır (6).

Sosyolojik baskılarla kalıplaştırılan mekansal alışkanlıklarımız ve yatkınlıklarımız ışığında, asal olarak cinsiyet farkına odaklandığımızda, sosyal ve hatta mahrem mekanlar “kadın” ve “erkek” mekanları basitliğinde ayrıştırılmakta, bu ayrışım üzerinden farklı mekanlara farklı algılar yükleyerek onları birbirinden kopartmakta ve bu kalıplaşmış alışkanlıkları sonsuzlaştırmaktadır. Mekanları sadece mekanın fiziksel farklılaşması olarak görmenin ötesinde, üretim süreçleri tamamlanmış olan özel veya kamusal mekanların, farklı cinsiyetler ile kurdukları karşılıklı ilişkileri gözlemlemek faydalı olacaktır. Bu nedenle, başta konut olmak üzere mutfak, hamam, harem, kahvehane, stadyum, hükümet binaları ve askeri binalar, yurt gibi birçok farklı mekanın cinsiyete göre değişen anlamları mutlaka sorgulanmalıdır.

Bu çalışmada alışılagelmiş baskının ayırdığı mekanlardan biri olan Osmanlı Dönemi deniz hamamlarının mekan tabirinde cinsiyet üzerinden kodlanışı, cinsiyet ve mahremiyet üzerinden deniz hamamlarının mekansal kurgusu ele alınacaktır.

Deniz Hamamları
Deniz hamamları hakkında arşiv araştırmaları belgeleri,  deniz hamamlarının sosyal kullanımından çok, teknik ve mali yönüne açıklık getirir niteliktedir. Bu çalışmada Osmanlı Dönemi’nde deniz hamamlarının mekan tabiri toplumsal cinsiyet kodları üzerinden geliştirilecek ve kadının denizle ilgisi ortaya çıkarılacaktır.

Evliya Çelebi’nin anlatımında XVII. asırda Eyüp ve Langa’daki derya hamamlarına yer verilmiştir. Sosyal mahremiyet kavramı çerçevesinde, insanların denize girebildiği, deniz üzerinde dört tarafı kapalı mekanlara Osmanlılar derya hamamı veya deniz hamamı adını vermişlerdi. 1867 yılında İstanbul’da irili ufaklı, 34’ü erkeklere, 28’i kadınlara ait 62 deniz hamamı bulunmaktadır

Evliya Çelebi’nin ünlü eseri Seyahatname’den anlaşıldığı üzere deniz hamamlarının geçmişi 17. yüzyıla dayanmaktadır ve Eyüp ve Langa’daki derya hamamlarından sıklıkla bahsedilmektedir. Deniz hamamlarının kabul görerek yaygınlaşması ise Batılılaşmanın da etkisiyle 19. yüzyılın ortalarına rastlamaktadır (Resim 1,2).

Özellikle, kadınlar için inşa edilmiş deniz hamamları, kadınların daha rahat hareket etmesine imkan verdiği için, bir bakıma “hürriyet” anlamına gelmektedir. Kadınlar hamamı, kadınlar tuvaleti, kız mektepleri gibi deniz hamamları da kadınların rahat hareket etmesi amacını taşımaktadır.

XIX. Yüzyılda,  birincisi Galata Köprüsü ayağı, ikincisi Salıpazarı ve üçüncüsü de Kumkapı’da olmak üzere, yüzyılın sonunda sayıları 60’a ulaşan deniz hamamları vardır. Hamamların yarısı kadınlara aittir. Moda, Beylerbeyi, Salıpazarı, Paşabahçe’de ise yalnız kadınlara ait olan deniz hamamları vardır (Resim 3). Kadıköy, Büyükada, Büyükdere, Beşiktaş, Salacak, Bebek, Kabataş, Üsküdar, Çengelköy, Tarabya, Yeniköy, Çatladıkapı, Yenikapı, Ahırkapı, Üsküdar-Ayazma İskelesi, Heybeliada, Kuleli, Beykoz, Yenimahalle, İstinye, Kuruçeşme, Kumkapı, Samatya, Makriköy (Bakırköy), Ayastefanos (Yeşilköy), Ortaköy ve Davutpaşa’da hem kadınlar hem de erkekler için yan yana deniz hamamları vardır. Kadın ve erkek hamamlarının arasında sesin işitilmeyeceği kadar, yaklaşık 50 metre mesafe bırakılmıştır. Büyük hamamlar erkeklere tahsis edilmesine rağmen kadınlar kısmının daha kalabalık olduğu bilinmektedir.

Anadolu yakasının en meşhur iki hamamı Moda ve Fenerbahçe Deniz Hamamları’dır (Resim 4). Fenerbahçe Deniz Hamamı’nın kadınlar kısmı, ilk zamanlar dışarıdan görünür durumdadır. Fenerbahçe ve Moda Deniz Hamamı, önemli oranda Levanten ve Batılı etnik azınlığa ev sahipliği yapan semtlere olan yakınlıklarından dolayı rağbet gören hamamlardır. Moda’daki deniz hamamı sonradan plaja dönüşmüş olsa da halk arasında Moda Deniz Hamamı adı uzunca bir süre daha kullanılmıştır.

20. yüzyıl başlarında İstanbul’un her iki tarafındaki sahillerde, çok sayıda deniz hamamı vardır. Sadece payitahtta değil; İzmir, Antalya, Mersin, Beyrut, Lazkiye, Bingazi, Selanik ve bazı Karadeniz şehirlerinde deniz hamamlarına rastlanmaktadır.

İstanbul’da deniz hamamına sahip semtlerden birisi de Çengelköy’dür. Birinci Dünya Savaşı’na kadar Çengelköy koyunda biri kadınlara diğeri erkeklere ait olan iki deniz hamamı bulunmaktadır.  Bu hamamlar ve hamama giden sokak aralıkları birbirine uzak mesafededir. Hamam, uzun yıllar bir Rum tarafından işletilmiştir ve çoğunlukla Kuleli Askeri Lisesi talebelerine hizmet etmiştir.

Meşrutiyet devrinde ilk defa İngilizler Tarabya’da kadınlı-erkekli denize girmiş, bunları Beyaz Ruslar takip etmiş yabancıların kadın-erkek girdiği karışık plajlar yaygınlaşmıştır. Cumhuriyetten sonra kadın-erkek plajları Müslümanlar arasında yaygınlaşmış, ancak 1970’lerde deniz hamamları ortadan kalkmıştır.

Konstrüksiyon ve Kurulum
Deniz hamamları denizin içinde, suya dayanıklı ahşap kazıklar üzerine inşa edilmiş ve ahşap duvarlarla örtülerek ayrılmış yapılardır. Dışarıdan kapalı kutucuklara benzeyen bu yapılar kıyıya yine kazıklar üzerine oturtulan bir köprüyle bağlanmışlardır. Kendi içlerinde farklılık göstermekle beraber umumi ve hususi hamamlar olmak üzere iki gruba ayrılmışlardır. Hususi hamamlar yalıların kenarında, yalılara ait mekqnlardır; umumi deniz hamamları ise daha büyük mevsimsel yapılardır (Resim 5).

Deniz hamamları, kadınlar ve erkeklerin ayrı kullanımına dayalı, davranış biçimlerinin disipline edildiği ve toplumsal kontrolün mekansallaştırıldığı çok denetimli alanlardır (7).

Deniz hamamlarının genellikle akıntı olmayan sahillerde kurulmasına dikkat edilmiştir (Resim 6). Akıntılı sahillerde inşa edilen hamamlar ise her sene tamir edilen ya da yeniden yapılan hamamlardır (8).

Mevsimlik kurulan deniz hamamları sonbahar aylarında kapatılmakta ve keresteleri sökülmektedir. Hamam kurulumunun sökülemediği durumlarda veya fırtınaya kapılan, gemi çarpması ile harap olan hamamlar tamir edilmekte, içi ve dışı boyanmaktadır. Çivi çıkması veya kazık çürümesi, deniz hamamları için en büyük tehlike olarak bilinmektedir.

Deniz hamamları salaştan yapılmış, dışarıdan kapalı kutucuklara benzeyen kapalı yerlerdir. Akıntılı yerlerden uzak, dışardan görmenin mümkün olmadığı tahtadan yapılmış barakalar şeklindedir (Şekil 1).  Genellikle deniz dibine çakılan kazıklar üzerine inşa edilmiştir. Hamama karadan ahşap bir iskele ile geçilmektedir. Derin olmayan sahillerde istenilen derinlik sağlanıncaya kadar denizin açıklarında inşa edilmiştir. Hamamlarda kullanılan kazık ve keresteler suya dayanıklı malzemelerdir. Hamamların en büyüğü 20×30 metre ebatlarındadır.

Hamamların iç kısmında ve kenarlarında küçük soyunma kabinleri, dinlenme yerleri, dar gezinti alanları, bir kahvehane ile suları denize karışmayan bir tuvaleti bulunmaktadır.  Sahile iskeleler ile bağlı olan bu dört köşe tahta havuzların altlarında birer ızgara bulunmaktadır. Suyun en derin yeri genellikle birer ızgara boyundadır (Resim 7).

Yerleşim yerlerine yakın yerlerde kurulan hamamlar, üstten görünmemeleri için barakanın üstü branda bezleriyle kapatılmıştır. Kadınlar hamamının çevresi, üstü sımsıkı örtülü; tahtaların budakları iyice kapalı olacak şekilde korunaklıdır (Resim 8) (9).

Bir deniz hamamının hangi özellikleri taşıması gerektiği belediye tarafından belirlenmekte ve iki-üç seneliğine ihaleye çıkılmaktadır. Giriş ücreti belediye tarafından tespit edilmektedir. Genellikle Ermeni biletçiler ile hamam hademesi hizmet etmekte, biletçi iskelenin başındaki kulübede satış yapmaktadır. Hamamın bakıcıları Ermeni kadınlardan oluşmaktadır.

Hamam ustaları gayrimüslim olduğunda, işletmecileri genellikle Müslümanlardan oluşmuştur. Hangi hamamın kime ihale edildiği, yaz başında gazetelerde ilan edilmesine rağmen, kaçak olarak inşa edilmiş deniz hamamlarına da rastlanmıştır. Bazı yalıların önünde ev halkına ait özel deniz hamamları yer almıştır.

Fiziksel özellikleri ve pratikleri nizamnamelerle düzenlenen,  izinle inşa edilen deniz hamamları, yüzmeden çok deniz banyosu yapma fikrini barındıran yapılardır. Deniz hamamları sadece İstanbul’a özgü yapılar olmamakla beraber bu şehrin kıyılarının parçası olarak varlıklarını yakın tarihimize kadar sürdürmüşlerdir. 1970’lerde deniz hamamlarının sayısı oldukça azdır. Özellikle 1920’lerden başlayarak deniz hamamlarının ve banyo kültürünün yerini plaj yapıları ve plaj kültürü almıştır.

Sonuç
Mekan, insan ile etkileşime geçerek toplumun sosyal ve kültürel yapısına ayna tutmaktadır. Mekan bireyin sahip olduğu bu altyapı ile örgütlenir ve bu durum mekana biçimsel olmaktan çok, mekan kullanımı ve düzeni ile yansır. Bireyin toplumdan edindiği roller ve değer yargıları mekanda kendini tavır ve davranış olarak gösterir. Mekansal davranışlar ile ortaya koyulan mahremiyet, güven duygusu, sosyalleşme, bireysel mesafelere duyarlılık, kimliğini yansıtma isteği gibi noktalar bireyin sahip olduğu toplumsal roller ve dünya görüşü ile ilişkili olup, mekan içerisinde bu durum somut bir görünüm kazanır.

Bu yazıda, toplumsal cinsiyet kavramı ve mekansal tabirde kodları, mimarlık kapsamında bulunduğu yer ve mekanın tabirinde oynadığı rol çerçevesinde şekillendirilmiştir.

Toplumsal cinsiyet ve mekan, karşılıklı ve sürekli olarak birbirlerini inşa eden, sosyal ve kültürel altyapı ile çeşitlenip farklılaşan, birbiri ile ilişkili toplumsal süreçlerdir. Mekanı cinsiyetli okumanın, toplumsal olayların çözümlenmesine katkısı büyüktür. Mimari anlayışta ve yaşantıda, toplumsal cinsiyetle biçimlenen mekanlar,  toplumsal rollerin mimariye ve mimari üretime yansımasında topluma ipuçları vermektedir.

Bu makalede, İstanbul’da XIX. yüzyılın ortasında, toplumun tüm kesimlerinde kabul görmüş olan denize girme alışkanlığının mekana yansıması, özellikle kadınlara ait deniz hamamının mekan tabirinde mekanın cinsiyet üzerinden kodlanışı ele alınmıştır. Mekanın cinsiyet kodlaması hamam kullanıcısının kadın veya erkek olması ile ilgili olarak, mekansal mahremiyetin, mekanın konumunun ve organizasyonunun belirleyicisidir.

Deniz hamamları kadının toplumdaki sosyal ve kültürel alt yapısı ile örgütlenerek mekanın kullanımı ve düzenine yansımıştır. Kadının toplumda edindiği roller ve değer yargıları mekansal davranışlar ile mahremiyet ve güven duygusunu, sosyalleşme ve bireysel mesafelere duyarlılık davranışını ortaya koymuştur. Deniz hamamlarında kadının edindiği bu toplumsal roller hamam organizasyonunda somut bir görünüm kazanmıştır.

Osmanlı toplumunda, dinlenmek eylemi, önceleri zihni dinlendirmek için gerçekleştirilen bir eylem iken, daha sonra savaşlar ve göçler ile sosyal hayatın karmaşık hale gelmesiyle, insanların rahatlama ihtiyacını karşılamak için gerçekleştirilmeye başlamıştır. Modernizmin sosyal hayata iyice hakim olmaya başlamasıyla, deniz hamamları yüzme, eğlenme ve denizden yararlanma isteğinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Deniz hamamları Cumhuriyet Dönemi plajlarının öncüsü olarak, Osmanlı toplumuna özgü simgesel bir yapıdır ve gelenekselden Batılılaşmaya uzanan bir sürecin önemli bir parçasıdır. Deniz hamamları ayrıca, mekanın cinsiyete göre değişen anlamlarını sorgulamamıza yardımcı olan, kadının daha sonraki süreçte sosyalleşmesinin önünü açan, kadını denizle barıştıran, Cumhuriyet Dönemi ile birlikte, plajlara geçişi sağlayan önemli bir ortam yaratmıştır.

Deniz hamamları, kentin gelişmesine, toplumsal yapı değişikliklerine ve bunun sonucunda açık plajların kurulmaya başlamasına zemin oluşturmuş, İstanbul’da XIX. yüzyıldan itibaren suyla kurulan özel ilişki, özellikle kadınların bir yaşam biçimi inşa etmelerine yardımcı olmuştur.

Kamusal alanda denize girme ve daha sonraki süreçte, deniz hamamlarının yaygınlaşmasının bir sonucudur. Ayrıca deniz hamamlarında düzenlenen çeşitli etkinlikler ve yüzme yarışları da kadının toplumsal hayatta rekabet gücünün geliştirilmesine yönelik eylemler olmuştur. Söz konusu etkinlikler Osmanlı Dönemi’nde kadınlara ait deniz hamamlarında kadının rekabet gücünü ortaya koyan kısıtlı ortamlar olsa da, 1970’li yıllardan sonra ortaya çıkan plaj yapılarında, çeşitli yüzme müsabakalarında kadınların erkekler ile rekabet edebileceği ortam ve cesaretin temelini oluşturmuştur.

Kaynaklar

1. Bhasin, K., 2003, “Toplumsal Cinsiyet / Bize Yüklenen Roller”, Kadav Yayınları.

2. Dostoğlu, N., 2002, “Mimarlık ve Kadın Kimliği”, İstanbul, Boyut Yayın Grubu.

3. Kuban, D., 2010, “Kadın ve Mekan”, İstanbul, Turkuvaz.

4. Erol, D.,2011, “Mekanlar, İlişkiler ve Duygularını İşe Koşan Kadınlar”, Kadın ve Mekan, İstanbul.

5. Yalçınkaya, Ş., 2015, “Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Mekansal Davranış Yurt Odaları”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 37, s. 639-649.

6. Kılıçkıran, D., 2010, “Gitmeli mi, Kalmalı mı?”, Feminizmde Ev Üzerine Çeşitlemeler, Dosya 19: Cinsiyet ve Mimarlık, TMMOB, Ankara Şubesi, ss.43-52.

7. “İstanbul’da Deniz Sefası: Deniz Hamamından Plaja Nostalji” Sergisi, 26 Ağustos, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü.

8. Adil, F., 1941, Deniz Hamamından Plaja, Tan Gazetesi, 9 Ağustos 1941.

9. psychedelicnews.blogspot.com.tr/2006

10. Ekinci, E. B.,2014,”Deniz Hamamından Kadınlar Plajına”, Türkiye Gazetesi.

11. Beyoğlu, S., 2004, “Osmanlı Deniz Hamamları”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, sayı: 5, İstanbul, s. 53-73.

12. digitalism.org

13. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu.

14. Pera Müzesi Blog.

15. Ali Şükrü Çoruk.

16. 1962, Hayat Dergisi.

17. Gökhan Akçura Arşivi.