İç Mekân Tasarımınında Malzeme ve Mekânda Anlam İlişkisi

Demet Arslan Dinçay*

İç mekân tasarım sürecinde malzemenin belirlenmesi, ilk tasarım fikirleri ile eş zamanlı başlar. Tasarımcının bu aşamada bilgi birikimi, deneyimi, malzeme çeşitliliğine egemen olabilmesi, total mekânın görsel ve işlevsel uyumunu sağlayabilmek için son derece önemlidir.

Malzeme, davranış özellikleri, uygulama biçimleri, olanakları, kısıtları ve fiziksel çevre kontrol sistemleriyle uyumlu çalışması gibi pek çok teknik başlıkla değerlendirilebileceği gibi, iç mekân atmosferini belirleme anlamında da büyük önem taşımaktadır.

Henry Wooton “Element of Architecture” adlı çalışmasında malzeme seçim kriterlerini Vitrivus’un mimarlık kuramında etkili olan temel gereksinimine dayandırır ve “dayanıklılık, uygunluk ve güzellik” kavramları ile açıklar (1). Malzemenin dayanıklılığı, temel olarak, mekânın kulanım amacı ile uyumlu olması biçiminde açıklanabilir ve çoklukla objektif bir kriterdir. Ancak uygunluk ve güzellik tanımları subjektif bir seçimi çağrıştırmaktadır.

Bu anlamda Vitrivus’un özetlediği biçimiyle dayanıklı, uygun ve güzel olanı belirlemek; işlevsel, teknik ve estetik beklentileri optimum düzeyde karşılamak şeklinde yorumlanabilir. Öyleyse, iç mekânda malzeme seçimi, işlev, tasarım kriterleri, kullanıcı faktörü, bütçe gibi pek çok farklı belirleyiciyi aynı anda doğrulayabilecek bir kararlar bütünüdür.

Ancak bir alt değerlendirme yapacak olursak, uygun ve güzel olmak tanımları, yalnızca estetik anlamda tatmin edicilikten daha büyük bir kavramı ima ediyor da olabilir. Mekân ve malzeme arasında kurulması gereken işlevsel ilişkiler yanında malzemenin taşıdığı anlam, bir başka temel belirleyici olarak düşünülmelidir.

Mekânda Anlam Arayışları, Malzeme – Anlam İlişkisi

Mekânı anlamlandıran unsurlar ya da atmosferi oluşturan anlamlardan yola çıkacak olursak, Heidegger’in bakışıyla devam edebiliriz. O’na göre mekân değerlendirmesi, beden, duyu, duygular ve içgüdüler yoluyla yapılabilir (2). Öyleyse mekân, duyularla deneyimlenen, hissedilen bir yerdir denebilir. Mekânı deneyimleme, hissetme noktasında, insanı kuşatan yüzey ve donatıların malzeme niteliği önemli bir kriter olarak belirmektedir.

Benzer şekilde Pallasmaa, “Tenin Gözleri”nde, mimarlığın salt görme ya da klasik beş duyu yerine, birbiriyle etkileşen ve kaynaşan bir duygusal deneyim alanı içerdiğinden söz eder. Pallasmaa, Adrian Stokes yazılarından bir alıntı ile dokunsal ve tatsal deneyimler arasındaki hassas aktarımı örnekler ve O’nun Verona şehri için söylediği; “Bu Verona’yı dokuna dokuna, yiyip bitirmek istiyorum” sözüne değinir (3). Bu alıntı ile bütün bir kent dokusunda yayılım gösteren mermerin, bütünleşik duyuları harekete geçirişi,  atmosferi şekillendirme gücü ve duygu sürekliliğindeki etkisi ortaya konmuştur. O’na göre tüm duyular, dokunma duyusuyla bütünleşiktir (3). Dokunma duyusunun mekânda yüzey ve donatı malzemeleriyle eşleştiğini düşünecek olursak, malzeme seçiminin önemi bir kez daha ortaya çıkmış olur.

Mekânı ya da atmosferi deneyimlerken, duyuları bütünleşik biçimde harekete geçiren etki iki ana başlıkla açıklanabilir: Malzemelerin niteliği ve sembolik olarak bellekteki karşılıkları. Malzemenin niteliği, fiziksel doğasından kaynaklı özellikleridir. Malzeme, yer aldığı mekâna, bu özelliklerin eş değer kavramlarını katar. Sembolik anlam ise “Geçmişten bugüne süreklilikle taşınan ve mekân kullanıcıları tarafından doğrudan alınan bir mesaj” olarak tanımlanabilir. Sembolik anlam üzerine çalışan Günther Ficsher, mimarın yaratım sürecini değerlendirirken, “Mimarlık tarihi boyunca üretilmiş şifrelere başvurarak anlam yaratılabileceğini” belirtir (4). Ona göre mimar, anlamsal gönderimler ile birlikte binanın, bir değerler skalasında nerede yer alacağını ve izleyicinin de bu yeri tanımlayıp tanımlayamayacağını değerlendirmelidir. Bu durumu bir değer şifreleri sıralaması ile açıklar. Yapının bu değer sistemi içinde istenilen yere ulaşması için sahip olması gereken özellikler; konum, büyüklük, malzeme, biçim, düzenleme kriterleri ile belirlenmiştir (4). Görüldüğü gibi, yapıda kullanılacak malzemenin seçimi, bu kriterlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Kullanılacak malzeme ne kadar zor ulaşılabilir ise bina değerler skalasında o denli üst sıralarda yer almaktadır. Bu noktada, herhangi bir malzemeye erişimin zamana bağlı değişkenlikler göstereceği unutulmamalı, her yapının ancak kendi zamanı içinde değerlendirilmesi gerekliliği düşünülmelidir. Tasarım ve yapım endüstrisi küreselleştikçe malzeme seçeneklerinde, yerel, kültürel, tarihsel bağların ortadan kalktığını, yepyeni malzemelerin teknolojik olanaklar ile farklı coğrafyalardaki iç mekânlarda yer aldığını görüyoruz (5).

Zaman içinde farklı malzemelerin tercih bulması ile ilgili olarak Fisher, bazı malzemelerin değerler skalasındaki yerlerinin tarihsel koşullara bağlı olarak değişiklik gösterdiğini belirtir. Örneğin ahşap, bir dönemin yoksulluk göstergesi iken günümüzün sağlıklı, biyolojik mimarlığının simgesi olarak görülmektedir. Buna karşılık 1950’li yılların futurist malzemesi olan beton sonraki on yıllarda değerli malzemeler skalasında aşağılara düşmüştür (4).

Malzemenin sahip olduğu niteliğin anlamsal karşılığını ya da mekânda kullanıcıya verdiği doğrudan mesajı açıklamak, göstergebilimsel bir yaklaşımla mümkündür. Bu yaklaşımda, mekân atmosferinin şekillenmesinde kullanılan malzeme ve nesneler, birer simge olarak tanımlanır. Malzeme, yapının bir parçası ya da bu bütünleşik yapıyı oluşturan bir bileşen olarak, yapının anlamı ve kullanıcıya aktaracağı mesajın oluşmasında, önemli rol üstlenmektedir. Postmodern kuramcı Baudillard’a göre; “Malzemeler nitelik anlamında birbirlerinden ayrışır; ancak, bütünleşik bir sistemin parçaları olarak kültürel simgelerdir” (6).

Fiziksel Özellikler ve Mimari Dönemler Boyunca Kullanım Biçimleri ile Ahşap ve Doğal Taş

Baudrillard, bu savını doğal bir malzeme olarak ahşap üzerinden yaptığı irdeleme ile ortaya koyar. Ahşabın doğallığından ve zamanı liflerinde yaşattığından söz eder. Ahşap mekân içinde yaşamını sürdürür, çalışır. O’nun deyişiyle zamanı tutan, hapseden ahşap, kullanıcısına da “zamana hâkim olma hissi”ni aktarır (6).

Kokusuyla, yaş alışı ve değişken dokusu ile bir yaşam alanı olarak, doğal çevredeki var oluşunu, mekân içinde biçimlenmiş, şekil verilmiş olarak sürdürebilir.

Bu bakışla, mekânda yoğun biçimde yer alan bir malzemenin, mekân karakterinin bir parçası olduğu hattâ fiziksel nitelikleri ve bünyesinde taşıdığı özellikler ile mekân atmosferini domine edebileceği düşünülmelidir.

Baudrillard’ın yaklaşımını sürdürerek, ahşap gibi doğal taşın da taşıdığı anlamı, öncelikle fiziksel doğasından başlayarak açıklamak yerinde olacaktır.

Doğal taş, yıllarca yer altında kalan magmanın, yeryüzüne çıktığında geçirdiği etkileşimle oluşur. Dünyanın alt katmanlarında geçirdiği uzun süre içinde, farklı tözlerin bir araya gelerek kendi özelliklerini bütüne aktardıkları doğal bir malzemedir. Kalıcıdır, dayanıklıdır ve yaşar. Her bir doğal taş cinsi, içinde barındırdığı tözlerin rengi, dokusu ve sertliği ile belirlenen farklılıklar taşır. Onları yansıtan ama kapsayan yapısı ile doğal taşı, bu özellikleri ışığında, yaşanmışlıkları barındıran, deneyimli, ortam koşullarından etkilenmeyecek kadar kendiliği yüksek gibi tanımlar ile nitelemek mümkündür.

Her iki malzeme de niteliklerinden kaynaklı kavramları, biçimlendirdikleri yapılara aktarmış, mekânların  karakterini şekillendirmiş, temel yapım malzemeleridir.

Malzemenin taşıdığı anlam bir başka açıdan bakarak belleklerde yer eden kullanım biçimleri yoluyla da açıklanabilir. Malzemenin mimari dönemler boyunca  belli tipolojiler için geçerliliğini koruması, malzeme ile yapı türü eşleştirilmesini getirmiştir. Kuban, mimarlık tarihinde malzeme kullanımına, geniş perspektifli bakışı ile; klasik Batı mimarlığının her dönem kargir yapılar ile evrensel üslubunu yarattığını belirtir (7).

Dönemler boyunca örneklenirse doğal taş, Antik dönemden 20. yy’a dek kamusal mimarinin baş aktörü olarak görülür. Antik dönem tapınakları, tiyatro ve stadyumlarında strüktürel malzeme olarak, kusursuz düzgünlük ve sağlamlık arayışı ile karşımıza çıkar (8) (Resim 1). Bu dönemin konut mimarisi ise ahşap malzeme ile biçimlenir.

Romada, güç ve kalıcılık mesajlı önemli kamusal yapıların yanında, soylulara ait konut iç mekânları içinde de mermerin kullanıldığı, refah ve zenginliğin mermer ile eşleştiği görülür. Roma döneminden sonra Batı uygarlığı, saldırılar ve yıkımlarla karşılaştığından, kent yaşamı geriler ve kamusal yapılarda ekonomik darboğazın sonucu olarak ahşap malzeme kullanımı başlar. 13. yy’da katedrallerin tonoz yapımında kullanılan kesme taş, kırsaldaki toplulukların olanaklarını aştığı için dini yapıların ahşap çatı ile örtüldüğü görülür (9). Ahşap bu noktada güç ve prestij sembolü olan doğaltaşın yerini alan mütevazi malzeme olarak karşımıza çıkar. Batı’dan bağımsız olarak, Doğu’da Bizans mimarisinde ise mermer, önemini korur (Resim 2). Bu dönem iç mekân kaplamalarında da yine bir doğal taş kökenli bezeme olarak mozaikleri de sıkça görürüz. Mermer kaplama ve mozaikler iç mekânda kütlenin ağırlığını yok eder (8).

Ortaçağda, dini ve sivil mimarinin kamusal örnekleri olarak katedraller ve yönetim binaları doğal taş işçilikleri ile birlikte belleğimize kazınmıştır.

Avrupa’da Gotik çağ mimarisinin dinamik ve dikey biçimleri taşın keskin biçimlenişleri ile baskıcı bir atmosfer yaratırken, Anadolu’daki dini yapılarda incelikli oyma ve bezemeler yapının kalıcılığını ve gücünü insancıl ve zarif etkilerle harmanlar (Resim 3). Bu noktada baskıcı ya da insancıl, dini mimarinin etkileyici gücünün her iki coğrafyada mermer ile ifade bulduğu söylenebilir.

Aydınlanma çağında, mermer işçiliği hem iç mekân yüzeylerinde, hem de mekânla bütünleşen heykellerde vazgeçilmez malzemedir (10). Mermer, yalnızca kamusal yapılarda değil, konut yapıları olarak saraylarda da, iç mekân yüzeylerinin tümünü giydirir, incelikli işlemeler ve heykellerle karşımıza çıkar (8). Yaşamın kutsallığını ortaya koyan hümanizm, yapılarda mermer ile hayat bulur. Güç bu kez, kişisel mekânındadır (Resim 4).

Farklı coğrafyalara ait mimari gelenekleri değerlendirdiği eserinde Kuban, Mısır, Hindistan, Orta Amerika mimarilerinin taş malzemenin sağladığı olanaklar içinde şekillendiğini, ancak karşıt olarak, Orta Asya ve İran’da toprak malzemenin egemen olduğu üsluplar yaratıldığından söz eder. Orta Asya ve İran geleneği temelde toprak malzeme üzerine kurulduğu halde Anadolu-Türk kültüründe dini ve anıtsal yapılar kargirdir (7). Osmanlı mimarisinde anıtsal dini yapıların doğal taş malzeme ile oluşturulması konut mimarisinde ise ahşap malzeme kullanım geleneği hâkimdir. Doğan Kuban’a göre, “Osmanlının dine dayalı sosyal düşüncesindeki sonsuzluk kavramı, dini yapıya malzeme yoluyla da aktarılmıştır” (7). Kalıcılık-geçicilik kavramları ışığında dini kamusal yapının kalıcılığı önemsenmiş ve kalıcılık,  doğal taş malzeme ile pekiştirilmiştir. Mimari dönemler içinde kamusal yapılarda erk-güç göstergesi olarak,  yoğun olarak doğal taş malzeme  karşımıza çıkarken, ahşap malzemenin kullanım biçimlerinde dönem dönem farklılıklar görülebilir. Örneğin, Romenesk dönemde dini yapıların ahşap malzeme ile oluşturulduğu görülür. 2. yy’da İskandinav coğrafyasında dini yapılarda güç ve anıtsallığı, yaygın yöresel malzeme olarak ahşap şekillendirir (11). Benzer şekilde, Beylikler dönemiyle başlayıp Selçuklu ile devam eden ahşap cami geleneği dini anıtsal bir yapının ahşapla inşasına örnek olarak gösterilebilir. 18. yy’da, Osmanlı mimarisinde bir dönem klasiği olarak karşımıza çıkan ahşap saraylar da yine bu sembolik eşleşmeye ters düşer gibi görünebilir (Resim 5).

Ancak saltanat mensuplarına ait konut yapıları olan bu sarayların, ahşap konut geleneğinden gelen alışkanlıkla sonuçta birer konut yapısı olarak inşa edildiklerini ve hızlı inşa olanağının en önemli tercih sebebi olduğu  düşünülmelidir (7). Bu noktada ahşap saraylar, güç-erk sembolizminden uzak konutun geçiciliği ile eşleşmiş yapılar olarak düşünülebilir. Yine, 18. yy’da sanayi devrimiyle birlikte ağır malzemelerin uzak mesafelere taşınma olanağının ortaya çıkması Batı’da, yerel malzeme olarak sıklıkla ahşabın tercih edilmesi durumunu değiştirmiştir (12). Bu dönemde cam-çelik malzemenin yüksek teknoloji ürünü olarak ortaya çıkışı, yapım kolaylığı ile birlikte anıtsal yapılarda sık kullanımını gündeme getirmiştir.

20. yy’da, rasyonalizm ile arınan mimarlık anlayışı da doğallıktan ve doğal taştan vazgeçmez. Çağımıza ait örnekler içinde doğal taşın anlamını yansıtabilecek önemli bir yapı Peter Zumthor’un İsviçre Vals’ta yer alan, Therme Vals Otel / Kaplıca Kompleksi’dir (Resim 6).

Zumthor, yapı tasarımında en önemli noktanın duyusal nitelik olduğu fikriyle hareket eder (2). Bu bakışla, kullanıcının mekân içindeki duyusal deneyimi, atmosfere aktarılan tasarım mesajı olarak tariflenebilir. O’nun “..İşe başlarken binaya ilişkin geliştirdiğim ilk fikir malzeme ile ilgili olur. Bence mimari bununla ilişkilidir. Kâğıtla ya da biçimlerle değil, önemli olan mekân ve malzemedir” anlatımı mekân yaratımında, atmosferin malzeme ile organik bağını ortaya koymaktadır (5). Bu yapıda işlev, malzeme seçimini domine etmiş su, mermer ile kapsanmıştır. Doğal bir ikili olarak taş ve su, Zumthor için birer malzeme ve fenomen olmanın ötesinde düşünsel kavramlar taşırlar (2). Tasarımcı, malzeme ve taşıdığı anlam ile ilgili yorumunda ise; malzemelerin maddeselliğinin, insanı dünyayla ilişkiye sokabileceğine değinir ve hafıza yoluyla yaşanmışlıkları canlandırdığını belirtir (2). Bu açıdan malzeme, mekân atmosferinde yaşadığımız andan daha öncesini de hissettirecek bir araç olarak düşünülebilir.

Ahşap malzemenin kullanım bulduğu kamusal bir yapı örneği olarak ise Savill Binası verilebilir. Proje botanik bahçe içindeki pavyon binası olarak ikonik bir yapıdır. Tasarımcıları projenin konseptinin anahtar kelimelerini sürdürülebilirlik, yerel-geleneksel malzeme olarak sıralamış ve bu kavramların karşılığı olarak yerel bir ahşap türü ile dev boyutlu bir üst örtü yaratmışlardır (Resim 7).

Bu örnekte görüldüğü gibi, ahşap malzemenin bugünün kamusal mimari mekânlarında kullanımı, doğallık temasının vurgusu ile doğru orantılı düşünülebilir. Çevreyle uyumlu, sürdürülebilir kamusal bir yapı yapma amacı ahşap malzeme ile eşleşecektir. Geçmişte ahşap malzemenin birincil tercih sebebi olarak görülen kolay erişilebilirlik özelliğinin, bugün -yerel malzeme olarak kullanılabildiği coğrafyalar hariç- büyük oranda değişime uğramış olduğu söylenebilir.

Günümüzde, konut iç mekânlarında sık kullanım bulan iki malzeme olarak doğal taş ve ahşap, fiziksel nitelik ve bellekte yerleşmiş kullanım biçimleri açısından taşıdıkları anlamı kişisel mekâna aktarmakta, konut mekânının karakterinin oluşmasında önemli rol oynamaktadırlar. Günümüzde konut atmosferinin, tarihsel süreçteki geçici ifadesinden farklı olarak kalıcılık ifadeleri ile donandığı, statü ve güç kavramlarının kişisel mekânda aranır olduğu düşünülebilir. Bunun yanında, teknolojinin getirdiği tekdüze mekanik yaşamdan soyutlanma gereksinimi ile kişisel mekânda doğallık arayışı da giderek artmaktadır. Doğal taş ve ahşap malzemelerin, işte bu iki temayı temsil eden göstergeler olarak kişisel mekânlarda sıkça karşımıza çıktığı söylenebilir. Malzeme teknolojsindeki çeşitliliğe karşın konut iç mekânlarında taş ve ahşap malzemenin önemini korumasını fiziksel, ekonomik koşulların iyileşmesi ya da salt moda-popülarite ile sınırlamadan tarihsel süreçte belleklere kazınan kavramlar ile ilintili düşünmek yerinde olacaktır. Tarihsel süreçteki  örneklerin gösterdiği gibi, yapımın amacı erkin gücünü göstermek ya da saygınlık yaratmak ile eşleştiğinde, genellikle anıtsal kamusal yapılar ve bazen de konut yapıları, yer ve zamandan bağımsız olarak, doğal taş malzeme ile inşa edilmiş, biçimlenmiş, bezenmiştir. Bu bakışla, konut iç mekânlarında doğal taş kullanımının artışını, statü, kalıcılık, güç temalarının konuta aktarılma isteği ile açıklamak da mümkündür.

Ahşap malzeme ise hızlı ve kolay inşa olanakları için tercih edilmiş ve hemen her dönemde konut tipolojisinin temel malzemesi olmuştur. Bugün, strüktürel görevi indirgenmiş olsa da yüzey kaplama ve donatı malzemesi olarak konut yapımında geçerliliğini  korumaktadır. Geçmişte anıtsal kamu yapılarından farklı olarak geçicilikle eşleştirilen ahşap, bugünün yorucu teknolojik dünyasında, kişisel mekânda doğallık arayışı ile tercih edilmektedir.

Sonuç olarak konut tipolojisinin iki temel malzemesinin önemini her dönemde koruduğu, ahşabın yapıya kattığı anlam ya da tercih edilme nedenlerinde dönemler bazında bazı değişiklikler olduğu, doğal taşınsa ahşaptan farklı olarak her dönemde aynı anlamsal karşılık ile tercih edildiği söylenebilir.

Dipnotlar

  1. Edwards, C., “Interior Design a Critical Introduction”, Oxford International Publishers, Oxford. pp: 207-209, 2011. Yazarın bahsettiği temel eser için, Vitrivius,P., “The Ten Books on Architecture”, Harvard University Press, London, pp: 11-12, 2006 incelenebilir.
  2. Sharr, A., “Mimarlar için Heidegger”, YEM Yayın, İstanbul, ss: 82,94,97,107, 2010.
  3. Palasmaa, J., “Tenin Gözleri”, A. Ufuk Kılıç (çev.), YEM Yayın, Istanbul, ss: 13,73, 2014.
  4. Ficher, G., “Mimarlık ve Dil”, F. E. Akerson (çev.), Diamon Yayınları, İstanbul ss: 23-27, 2015,
  5. Gagg, R., “Interior Architecture: Texture and Materials”, Ava Publishing, Switzerland, pp: 12-19, 2012.
  6. Baudrillard, J., “The System of Object”, New Left Books, London, pp: 37-39, 1996.
  7. Kuban, D., “Ahşap Saraylar”, YEM Yayın, ss: 9-13, 2001.
  8. Mutlu, B., “Mimarlık Tarihi Ders Notları-1”, Mimarlık Vakfı İktisadi İşletmesi, İstanbul, 2012.
  9. Roth, L., “Mimarlığın Öyküsü”, Kabalcı Yayınevi, Istanbul, ss: 413, 2002.
  10. Pevsner, N., “Ana Çizgileriyle Avrupa Mimarlığı”, Çev. Selçuk Batur, Cem Yayınevi, İstanbul, 1977.
  11. Slavid, R. “Architecture in Wood, a World History”, Thames and Hudson, New York, pp: 320, 2005.
  12. Farelley, L., Brown R., “Materials and Interior Design”,  Laurence King Publishing, 2012.

Görsel Kaynaklar

Resim 1a: Demet Dinçay arşivi

Resim 1b: http://  www.paestum.org.uk/temples/neptune

Resim 2: https://  events.ucsb.edu/event/intangible-and-unspeakable-hagia-sophia

Resim 3a: https://  richardnilsen.com/2017/03/23/cathedrals-of-northern-france-part-5-laon/

Resim 3b: https://  www.kulturportali.gov.tr/medya/fotograf/fotodokuman/5147

Resim 4: http://  machicon-akihabara.info/2017mimage-medici-chapel.awp

Resim 5: https://  www.pendiklitv.com/19-yuzyil-istanbul-gravurleri-pendikte-sergilenecek/

Resim 6: https://  arkhitekton.net/2012/12/31/interstitial/therme-vals/

Resim 7: https://  www.woodsolutions.com.au/inspiration-case-study/savill-building

*Demet Arslan Dinçay, Dr.

İTÜ İç Mimarlık Bölümü