Eylem Kanalı Olarak Kent Biçimi

Arş. Gör. Dr. Güzin Yeliz Kahya

Kentsel Mekan ve Gündelik Hayat Arakesitinde Kentsel Biçim Mevhumu
Kentsel mekan ve gündelik hayat arasında geri beslemeli ve dinamik bir ilişki örüntüsü vardır. Bu makalede, bu iki olgu arasındaki işleyen mekanizmanın, “kentsel biçimin” (urban form) performatif özellikleri ile kurduğu örtük ilişkiyi görünür kılmak amaçlanır. Kentsel biçimin, kentsel mekan ve kentsel gündelik hayat ile ilişki kuran bir mevhum olarak ele alınmasında şu iki soru önemlidir:  Kentsel mekan, önceden tanımlanmış kültürel, sosyal kurallar ve normlar dahilinde biçimlenmiş bir ürün müdür, yoksa kültürel ve sosyal olgulara biçim veren üretici bir güç müdür?

Karmaşıklaşan ilişkilerle biçimlenen kentsel yapılı çevreye bakılacak olursa; kentsel biçimi salt maddeye ve kültüre anlam katan ve ifade eden soyut bir ilke olarak ele almanın aksine, onu özerk bir etki alanı olarak meydana çıkaran veya üretici potansiyellerinden daha sıklıkla söz edilebilmektedir. Yapılaşmış bir biçimin üretici taraflarından söz edebilmek için onu bir kez oluştu mu artık sabitleşmiş bir nesne olarak ele almak yerine, onun farklı anlamlandırmalara söz konusu olabileceği ve bir etki alanı yaratarak bedenler aracılığı ile deneyimlendiği ve duyumsandığı anlayışı ile ele alınması gerekir. Bu bağlamda biçim kavramını biçimlenme süreci kavramı ile yer değiştirmek gerekmektedir. Burada biçimlenme süreci ifadesi ile morfolojik bir dönüşüm ve evrilmeden farklı olarak,  biçimin bedenler üzerindeki farklılaşan etkilere neden olarak performans göstermesine işaret edilmektedir. Bu anlamda, kentsel mekanın biçimsel özelliklerinin hem sosyal ve kültürel normların ifade edilmesinde hem de sosyal davranışların yapılanışında önemli etkilere sahip olduğu iddia edilebilir

Tüm bu sorulara cevap aranırken, Lefebvre’nin (1974/1991b) kentsel mekanı kavramaya dair açtığı perspektifi, 21. yüzyıl kentlerinde kentsel mekan, kent biçimi ve gündelik hayat ilişkisini çözümlemek için yeniden yorumlanmak gerekir. Lefebvre yapılaşmış biçimi mekanın üretim sürecinde nasıl bir yere yerleştirmiştir? Makalede irdelenen bu soru ile gündelik hayatın, kentsel biçimi salt maddesel olmanın durağanlığından nasıl kurtardığına dair akla yatkın bir açıklamaya ulaşılır. Sonuç olarak, bu bakış açısı çerçevesinde kentsel mekanın performatif özelliklerine dair bir saptamanın, hem mekanın biçim alma sürecinde rol alan önceden tanımlanmış kurallar aracılığı ile gerçekleşen olaylar ve müdahaleler kapsamında hem de üretici bir etki alanı olarak yapılaşmış biçimin mümkün kıldığı anlar, oluşlar, ve karşılaşmalar üzerinden yapılabileceği çıkarımı yapılabilmektedir. Bu anlamda makale, hem Lefebvre’nin 21. yüzyıl kentlerini çözümlemek için nasıl bir kaynak olduğunu anlamaya katkı sağlarken hem de kentsel biçim üzerinden mekanın performatif özellikleri gibi niteliksel bir olgunun nasıl anlaşılabileceğinin yollarını kavramsal olarak açmaktadır.

Gündelik Hayatın Lefebvre’nin Mekansal Üçlü Diyalektiğindeki Önemi
Mekana dair teorilere bakıldığında, tasarım ve planlama disiplinlerinde önemli yere sahip kent düşünürü Lefebvre’nin çalışmaları (1901-1991) kentsel biçim kavramına dair teorik bir perspektif geliştirmek için önemli ipuçları vermektedir. Lefebvre (1974 / 1991b, 48) kentsel mekanı tanımlarken, soyut mekandan farklı olarak “politik ve dinsel karaktere sahip […] göreceli ve tarihsel olarak evrilen bir mekandan” bahsetmektedir. Böyle bir mekan, mekansallaşmış pratiklerden doğan sosyal formlar ile biçimlenmektedir (Read, Lukkasen and Jonauskis, 2013). Bu bağlamda Lefebvre, kenti, kent yaşamından ayrı düşünmemektedir. İkisi bir arada, geri beslemeli bir ilişki içerisinde, tarihsel ve politik olanın yarattığı gerilimlerle durmadan yeniden biçimlenmektedir. Temel olarak kapitalizm etkisi altında, modern kentsel yaşamın ürettiği toplumsal problemlere değinirken mekanın üretim ilişkilerini ve yeniden üretimin yarattığı toplumsal ilişkileri içermesinin öneminden bahsetmektedir. Burada Lefebvre’nin çalışmalarının kentsel plancılar ve tasarımcılara rehber olsun diye yazılmamış, daha açık bir Marksist kritiği yapan çalışmalar olduğu unutulmamalıdır (Charmock, 2010). Lefebvre, yaşadığı 20. yüzyılın modern kent eleştirisini Marksist düşünceye bağlı olarak yapmaktadır. Fakat yaklaşımında yapısalcı Marksist anlayışın dikte ettiği gerekircilik anlayışının ötesinde tarihsel açılımlar ve oluşların devinimi önem arz etmektedir (Eden, 2004, 24).

Lefebvre’nin çalışmaları referans alınarak gündelik hayat devinimleri ile durmadan yeniden-üretilen kentsel mekan kavrayışı, bugün yirmi birinci yüzyıl kentinin de mekansal üretim sürecinde gündelik hayatın etkin rolünü irdelemek için önemli bir perspektif sunmaktadır. Bu anlamda, Lefebvre’nin mekansal üçlü diyalektiğinde önerdiği mekanın üç boyutu, mekanın üretim sürecini üç açıdan ve bütünlüklü olarak anlatmaktadır: Tasarlanan mekan (l’espace conçu; conceived space), algılanan mekan (l’espace perçu; perceived space) ve yaşanan mekan (l’espace vécu; lived space). Bu üçlü  mekan diyalektiği, yaşanan mekan aracılığı ile tasarlanan ve algılanan mekan kavramları arasında köprü inşa etmektedir. Tasarlanan mekan, tam olarak soyut, idealize edilmiş mekandır. Mekan, tasarım, mekanın organizasyonunu sağlayan kurallar ve semboller aracı ile inşa edilmektedir. Algılanan mekan ise, maddesel olandır; gözlemlenebilir ve katıdır. Kullanılan, sahiplenilen, baskı kurulan mekandır; her türlü mekansal eylem algılanan mekanın fiziksel olarak deneyimlenmesi ile ortaya çıkmaktadır. Algılanan ve tasarlanan mekanlar, tıpkı kartezyen düalizm anlayışında olduğu gibi kutupsal bir zıtlık ilişkisi içinde bir araya gelmektedirler (Elden, 2004, 186-188). Fakat bu düalist ilişkisellik yaşanan mekan kavramının bu ikiliyle ilişkilendirilmesi ile aşılmaktadır. Yaşanan mekan, tamamen soyut ve tamamen somut olan mekanlar arasında uzanmaktadır. Yaşanan mekan, tasarlanan ve algılanan mekanın insan deneyimi ile vücut bulmasıdır (Lefebvre, 1974 / 1991b, 33-39). Lefebvre’nin yaşanan mekan olarak eklemiş olduğu bu üçüncü boyut ile mekana tekil bir sürecin tarihsel bir sonuç ürünü olarak bakmak anlamsızlaşmaktadır. Mekanın üretim sürecinde meydana gelen devinimler ve açılımlar, bu üçüncü mekanın eklenmesi ile ortaya çıkmaktadır. Bu üçlü ilişki perspektifinde mekan, kentsel gerçekliğin, politik veya sosyal olan bir ürünü değil, üretebilen ve üretilen özerk bir güçtür; sosyal ilişkileri üretmekte ve yansıtmaktadır (Lefebvre, 1991/2004, 15). Bu bağlamda, Avar’ın (2009, 8) belirtiği üzere, Lefebvre Marksist bir mekan-politik proje olarak mekanı toplumsal bağlam ve üretim süreçleri içerisinde yerleştirse bile, onu bir ürün olarak ele almaz.  İşte bu yüzden, Lefebvre’nin çalışmaları 21. yüzyılın kentini anlamak için de kullanılabilecek bir kaynak haline gelmektedir.

Mekanı hem somut bir maddesellik, hem bir kavram, hem de deneyim içerecek şekilde kavramsallaştıran bu mekansal üçlü diyalektik ile toplumsallığın üç boyutuna – onun maddi, kavramsal ve sembolik üretimlerine- ulaşılmaktadır (Avar, 2009, 11). Bunlar sırasıyla algılanan, tasarlanan ve yaşanan mekânlara karşılık gelecek şekilde mekansal pratik, mekan temsilleri ve temsil mekanlarıdır (Lefebvre, 1974 / 1991b). Mekansal pratikler, algılanan mekan ile doğrudan ilişki içindedir. Fiziksel mekanın nasıl kullanıldığı ile ilgilidir. Tüm para, işgücü, insan, bilgi akışının gerçekleştiği somut mekandır (Harvey, 1990). Mekan temsilleri ise tasarlanan mekandır; algılanan ve yaşanan mekanı tasarlayan, plancıların, teknokratların, tasarımcıların soyut mekanlarıdır. Onlar mekanın temsilerini üreterek, mekansal ve zamansal olarak düşünceler ve davranışlar üzerinde sabitlemeyi amaçlar. Yapılaşmış biçimde vücut bulması gereken bir kurallar dizini yani bir düzen kurgulamaktadırlar. Somut ve toplumsal mekan, projelerde soyut mekanla yer değiştirdiği anda, mekan üreticisinin herhangi bir araç yolu ile uyguladığı indirgemecilik belirli bir düzen kurmayı ve bileşenleri tanımlamayı gerektirir. Lefebvre (1991b, 42) bunun egemen üretim ilişkilerinin zorunlu kıldıklarını mekansallaştıran politik bir eylem olduğunu özellikle söylemektedir. Gündelik hayatın kaynağı olan yaşanan mekan ise toplumda temsil mekanları olarak vücut bulmaktadır. Soyut mekana direnebilen, gündelik hayat içindeki kodlamalarla ortaya çıkan mekanı anlatmaktadır. Direnme özelliği, kentsel mekanın onun sakinleri tarafından bireysel hedef ve ifade gibi öznel nedenlerle deneyimlenmesinden kaynaklanmaktadır. Bu anlamda, bir araya gelebilse bile aynılaştırılamayan bireysel hayallerin eyleme dönüştüğü mekanlardır. Maddesel mekanın vücut bulduğu deneyim alanıdır. Lefebvre’nin (1974/1991b, 45) deyimi ile “bu mekan nesnelerin sembolik kullanımları ile fiziksel olanın üzerine uzanır”. Bu özelliği ile temsil mekanları mekansal üretim sürecini akışkan ve değişken kılmaktadır. Gündelik hayatın kendisidir. İşte bu yüzden, Lefebvre gündelik hayatın mekanın kökten dönüşümü ile ilintili olduğunun altını ısrarla çizmektedir (Sargın, 2008, 50).

Bu kavramsal model ile Lefebvre 20. yüzyılın Marksist bir düşünüründen öte, çalışmaları ile bu paradigmanın ötesinde zaman ve mekanı yeniden ele alıp bütünleyen düşünsel bir izlek oluşturmaktadır. Gündelik hayat bu izleğin önemli bir bileşenidir ve kentsel mekanın zamansal boyutuyla, diğer bir deyiş ile kentin ritmik yapılanışında önemli bir rolü olduğu söylenebilir. Lefebvre (1991/2004), geliştirdiği mekânsal üçlü diyalektiği bir adım öteye götürerek, temsil mekanını ve yaşanan mekanı sırasıyla yerleştirilmiş ve ortaya çıkan anlar olarak tahlil eder ve bu anların oluşturduğu ritimlerin algılanan mekânla kurduğu gizli veya aleni ilişkiyi irdeler. Temsil mekanları kentin gündelik hayatını kod edilmiş ritimlerle arsızca tahakküm altına alırken yaşanan mekan, diğer bir deyişle öznel veya toplumsal bedenlerin kentsel mekanla dolayımsız ilişki içinde olduğu anlar kentin çoklu ritmik yapısını oluşturmaktadır. Bu çoklu ritmik yapıda birçok öznel ritim birbiri ile etkileşmekte ve karmaşık bir ritmik örüntüyü ortaya çıkarmaktadır.

Böyle bir mekan-zaman kavrayışının lineer bir tarihsel anlayışa dayanmadığı açıktır. Aksine kentsel gündelik hayat lineer ve döngüsel olan ritimlerin kesişimlerinden ve değişimlerden meydana gelmektedir. Lefebvre mekana bağıl performatif pratiklerle gündelik hayat aktivitelerinin vuku bulduğu yaşanan mekanı, zamanın bu hesaplanamaz ve anlık boyutlarını devreye sokarak tam anlamı ile ihtiva etmektedir. Bunu yaparken, müziğin matematiğe alternatif olarak sunduğu ölçümü, melodi, harmoni ve ritim kavramlarını ödünç almaktadır. Müzikte ritim zamanın içerdiği titreşimin, ifadenin, harmoninin ve ölçümün yarattığı hareket hissi olarak tanımlanmaktadır (Large&Palmer, 2002, 2). Müziğin sunduğu bu ölçümleme, gündelik hayatın ritmik bir analizini yapmayı olanaklı kılmaktadır. Ritim, yapısal olarak zamansal bir örüntüdür; bu örüntüyü periyodik ve tekrarlayan vurgular oluşturmaktadır. Fakat her tekrar ritmi oluşturmamaktadır. Ritimleri meydana getiren, güçlü ve zayıf vuruşlar, sesin hareketi ve onun akışı içerisindeki duraklar, sessizlikler, boşluklar ve aralardır (Lefebvre and Regulier, 1985 / 2004). Bu yönleri ile ritim hem ifade eden, hem de yapısal bir örüntü olarak ölçümlenebilir. Hareket halindeki akışkan bir düzene karşılık gelen ritim, “farklılaşmış bir zaman dilimi ya da belli bir nitelik kazanmış süredir […] bu zaman ya da süre de, tekrarlardan, kopukluklardan, sürprizlerden oluşmaktadır” (Lefebvre and Regulier, 1985 / 2004, 80).

Tıpkı müzikteki ritim gibi, gündelik hayat kendini bu tekrarlayan organizasyonlarla meydana getirmektedir. Kentsel mekanda ortaya çıkan bu tekrarlar ise, müziğe özgü olan bir ölçümü (measure) ortaya çıkarmaktadır (Lefebvre, 1991 / 2004, 60). Lefebvre (1991 / 2004, 7), gündelik hayatın ritmini yapılandıran tekrarlar içinde yeni ve önceden kestirilemeyen ortaya çıkışları ise farklılık (difference) kavramı ile açıklamaktadır. Tekrar eden döngüler içinde meydana gelen ve döngünün akışını değiştiren olaylar, farklılıklar olarak ritmik yapılanmaya dahil olmaktadır. Aslında ritmik bir örüntüyü meydana getiren tekrarlar farklılıkları üretmektedir. Bu anlamda, toplumlarda gündelik hayat her ne kadar soyut ve lineer bir ritmik düzen içerisinde tüm yönleri ile –çalışma, boş zaman, uyku, yemek, eğlence vb. gündelik hayat aktiviteleri- şekillendirilmeye çalışılsa da, öznel ve toplumsal bedenlerin özgül mekansal deneyimleri ile vücut bulan ritimlerin tam anlamıyla dışlanması sağlanamaz. Gündelik hayatın kalıplaşmış ritimleri içinde kenti deneyimleyen ve herhangi bir acı ile karşılaşmadığı sürece mutat olarak kendi farkındalığına varamamış bedenlerin aksine, kendine özgü bir ritmi deneyimleyen bedenler gündelik hayat rutinlerinin içine işlemiş bir farkındalık ile cebelleşirler. Mekanın öznel ritmik deneyimleri sayesinde, gündelik hayat sabit ve tanımlanmış kurallar altında düzene sokulmuş mekanik bir ritmik yapılanma olarak tariflenemez. O, bedenle ve yaşananla her zaman ilişki halindedir.

Lefebvre’nin mekansal üçlü diyalektiği, onun gündelik hayatın ritmik yapılanmasına yaptığı bu vurgu aracılığı ile sadece mekanı kavrayabileceğimiz soyut bir kavramsal model olmaktan kurtulmaktadır. Diğer bir deyiş ile Lefebvre’nin çalışmalarında bahsettiği tüm kavramların dilbilimsel anlamlarından öte toplumsal olduğu da söylenebilir. Örneğin, Lefebvre kentsel gündelik hayatı etkisi altına alan hegemonik söylemi dilbilimcilerine referansla post-yapısalcı bir tavırla ele alan birçok toplum düşünüründen farklı bir yolu izleyerek çözümlemiştir. Onun yorumu ile hegemonik söylem bir üst dil olarak kurgulansa bile; o gündelik hayattan ve politik mücadeleler ile ortaya çıkan toplumsal olgulardan bağımsız bir şekilde yapılanamamaktadır (Kipfer et all, 2008). Dolayısıyla onun bahsettiği gündelik hayat ritmine dair akışkan ve hesaplanamayan anlar, soyut bir yapısal model önerisinin ötesinde, öznel ve toplumsal bedenlere dair ritimlere işaretetmektedir.

Lefebvre, yaşadığı dönemin, endüstri sonrası kapitalist kentine ve mekanın üretim sürecine bakmış ve yönlendirilmiş tüketimin bürokratik toplumunun, gündelik hayatı nasıl yeniden yapılandırdığını ve onun ritmik yapısına nasıl müdahalede bulunduğunu görmek istemiştir ve gündelik hayatı ıralayan zamansallıkları masaya yatırmıştır. O, kapitalist sistemin baskıcı pratikleri ile gündelik hayatın içine incelikle nüfus etmesini eleştirmiştir. Ona göre, kapitalist üretimin önemli bir aracı haline gelmiş kentsel mekan aynı zamanda denetimin ve iktidarın nesnesi olarak kurgulanmakta ve yeniden biçimlendirilmektedir (Lefebvre, 1947 / 1991a; Sargın, 2014). Gündelik hayat ise tekrarlayan olay dizgeleri sayesinde çeşitli birçok öznel ve toplumsal eylemi disipline eden monoton bir zamansal düzen yaratılarak reform edilmektedir. Dolayısıyla, kapitalist kentte sanayi öncesi kentlerden farklı olarak, gündelik hayat sadece doğanın döngüleri etrafında şekillenmemektedir. Aksine doğal döngüler, hakim üretim pratiklerinin gerekleri doğrultusunda ölçülebilir üzerine kurulu doğrusal ritimler etkisinde köklü değişimlere uğramaktadır. Sosyal mekan ve zamanın kapitalist sermaye dolaşımına hizmet edecek şekilde tasarlanmış bu ritimler, işlevsel kategorilere göre her yönü ile yapılandırılmış bir gündelik hayatı öngörmektedir. Bu tekil ve monoton yapı ise gündelik olanın öznel bedenle vücut bulan çok ritimli yapısına empoze edilmekte ve onun çoklu ritmini manipüle etmektedir. Sargın (2014), Lefebvre’nin yaşadığı dönemin kapitalist kent hayatında gerçekleşebilecek kökten değişimi gündelik hayatta aramasını özellikle vurgulamıştır. Lefebvre’ye göre yaşanan mekanının cismani dünyasının taşıdığı potansiyel kapitalist metalaşmanın dikte ettiği değişim değerini terk edip kullanım değerinin yeniden dönüşümü ile gerçekleşebilir (Lefebvre, 1947/1991a).

Bugün ise, günümüz kentlerinde gündelik hayatı tahakküm altına alan manipüle edici pratikler zaman ve mekan sorunsalını yeniden tahlil etmeyi gerektirmektedir. Kentte gündelik hayat soğuk savaşın sona ermesi, küresel iletişimin yaygınlaşması, çok uluslu ticaret antlaşmalarındaki artış ve bunun sonucu olarak sermaye, işgücü, mal ve fikirlerin kitlesel göçü ile farklı bir ritmik düzenle işlemektedir. Bilgi teknolojileri bilginin akışını ve iletişimi her an her yerde mümkün kılarak, dinamik ve hareket halinde özneleri ve böyle bir yaşama döngüsünü işlevsel kılan mekansal üretimi gerektirmektedir. Kültürel anlamda ise bu dinamiklik kentlerin, Moussavi’nin (2009 / 2011, 7) deyimi ile çeşitli kültürler ve kültürel biçimlerin bir arada yaşayıp birbirleri ile ilişkilendiği, sürekli yeni alt kültür ve kimliklerin ortaya çıktığı yerler haline dönüşmelerine neden olmaktadır. Sosyal anlamda ise, en kökten değişim zaman ve yerden bağımsız şekilde iletişim içinde olabilme durumudur. Fiziksel olarak yakın olma iletişim içinde olmanın ve hatta sosyal etkileşimin öncelikli şartları olmaktan çıkmıştır. Bu yönleri ile ele alındığında, endüstriyel kapitalizm işlerliğini sağlayan monoton ritmik düzen yeniden reform edilmiş gözükmektedir.

Kentsel mekan daha çok katmanlı ve karmaşıklaşan bir ilişkisellik içinde durmadan üretilirken; bu üretkenlik içinde Lefebvre’nin üçlü mekansal diyalektiğindeki yaşanan mekanın rolü sorgulanması gereken bir soru olarak yeniden karşımıza çıkmaktadır. Gündelik hayat gerçekliğinin bedenle, bedenin burada ve şimdi olma durumu ile yakından ilişkisi vardır (Berger&Luckman, 1966, 22). Diğer bir deyiş ile yaşanan mekanın üretim sürecini dönüştürücü rolü insanların bulunduğu mekana ve zamanla olan dolayımsız ilişkisi ile yakından ilişki içindedir. Aynı zamanda gündelik hayat sadece bireysel olanı değil, özneler arası paylaşılan ve etkileşim içinde olunan olayları tarif etmektedir. Günümüz bilgi toplumunda insanların burada ve şimdi olma durumunda yaratılan bu köklü değişim, özneler arası paylaşımda ve etkileşimde bulunduğu kentsel mekanların gündelik hayat akışında işlevini belli ölçüde kaybetmelerine neden olmuştur. Gündelik hayat, öznenin dolayımlı olarak etkileşim içinde bulunduğu uzak yerlerle mekansal olarak yeniden yapılanmaktadır. Böyle bir etkileşim ve iletişim matrisi içinde yeniden yapılanmakta olan gündelik hayatın, kentsel mekanın üretim sürecindeki dönüştürücü rolü eskisinden farklılaşan incelikleri barındırmaktadır. Bu makalede bu dönüştürücü rolün bugün şartlarında tahlil edilmesinden ziyade, Lefebvre’nin mekansal üçlü diyalektikten yola çıkarak bilgi teknolojileri ekseninde evrilen günümüz kentlerinde tekrar eden, sıradan, banal ve önemsiz olanın, yani gündelik olanın ritminin hala kentsel mekan üretiminin kökten değişimi ile ilintili olduğunun vurgusu yapılmaktadır.

Kentsel Mekan, Kentsel Biçim ve Gündelik Hayat
Lefebvre, gündelik hayatı merkeze koyarak yeni bir Marksist sosyoloji oluşturmanın yanı sıra kentsel biçime dair maddesel anlayışı değiştiren ve bunu yaparken kentsel biçimi yaşam ile buluşturan bir perspektif oluşturmanın yollarını açmıştır. Lefebvre’nin ortaya koyduğu mekansal trialektik anlayışı izlenerek, kentsel mekanı, kentsel biçim üzerinden kavrama pratiğinin incelikleri ortaya çıkar. Kentsel mekan tasarlanan, yaşananlar ve onlarla ortaya çıkan ritimler ile beraber durmadan yeniden biçimlenmektedir; hem bu ritimlerin etkisi altındadır, hem de kendisi de bir etki alanı olarak üretici bir güçtür. Bu üretici güç gündelik hayatta tekrar eden döngüsel ve doğrusal ritimleri etkilemekte ve dönüştürmektedir. Diğer bir deyişle bu kavrayış üretici bir etki alanı olarak kentsel biçimin gündelik hayatta çeşitlilik üretebilecek bir performans gösterilebileceğine işaret etmektedir.

Geliştirilen bu kavrayış temelde zaman ve mekan arasındaki dinamik ve geri beslemeli ilişkiye dayanmaktadır. Kentsel mekan, yapılaşmış bir biçim olarak tüm ritmik etkileşimlerin merkezine yerleştirilerek, somutlaşmış bir madde olmanın ötesinde, farklı ritimlerin etkisinde ve aynı zamanda kendisi mekansal bir ritim olarak performans göstermektedir. Bu anlamda kentsel olanın tıpkı doğal olan gibi farklı süreçleri doğurabilecek güce sahip bir özerkliği olduğundan bahsedilebilir (Read, 2006). Kentsel olanı tariflerken veya anlamaya çalışırken, bir araya getirilmesi gereken parçalar çeşitlenir ve ortaya çıkan karmaşıklık doğal olana yakın bir düzene işaret eder. Bunun odağında bulunan kentsel yapı biçimi ise türevseldir; karşılaşmaların, eş zamanlılığın ve birleşmelerin kaynağıdır (Lefebvre, 1974 / 1991b, 118). Kentsel mekan böylelikle biçimselliğinden kaynaklanan üretici bir güç haline gelmektedir.

Böyle bir bakış açısı içinde,  kentsel biçim sadece ifade edici, okunmayı bekleyen bir obje olmaktan kurtulmakta ve evrilen, değişen ve üreten yani performatif bir karakter kazanmaktadır. Yapılaşmış biçime atfedilen böylesi bir performatif karakter, mekan ile eylem arasındaki ilişkiden beslenir. Yapılaşmış biçim eylemi içine alıp, kapsayan bir bütünsellik olmanın yanı sıra eylem için bir kanal/strateji oluşturmaktadır (Lefebvre, 1974/1991b, 122). Gündelik hayat ise tam bu ilişki bağlamında önem kazanmaktadır. Öznel olarak çeşitlilik arz edebilecek gündelik hayat rutini öznelerin eylemlilik halleri ve aynı zamanda yapılaşmış biçim aracılığı ile vücut bulmaktadır.

Kentsel mekan baskın ritimlerin etkisi altında, aynı zamanda gündelik hayatın çoklu öznel ve toplumsal ritimlerinin üreticisi olarak durmadan yeniden üretilmektedir. Özne mekandaki bedensel varlığı aracılığı ile mekansal biçimin düzenini keşfeder. Kentsel mekan, eyleme dönüştürülmeyi bekleyen bir araç olarak öznel bedenlerle bir araya gelir.  Bu açıdan bakıldığında, sadece aşkın ve sistematik olan ritimlere değil; kendiliğinden, öznel ve toplumsal eylemler ile ve bu eylemlerin aracılığı ile mekanın deneyimlendiği belki anlık fakat zengin ritimlere ulaşılmaktadır. Bu ritimleri sadece eylemlerle ortaya çıkmasının nedeni ise öznelerinden ayrıştırılamaz olmasıdır. Ritmi meydana getiren tekrarlar ve farklılıklar önceden tariflenmiş bir hedef doğrultusunda vuku bulmamakta; aksine bir keşfetme süreci içinde ortaya çıkmaktadırlar. Doğaçlama ve deneysel olan eylemlerin ritmidir. Öznel olarak farklı bedenler tarafından deneyimlenen mekan, hisler ve öznel ifadelerin etkisinde performans göstermektedir. Bu deneyime dayalı öznel ritimler bireyin gündelik hayat içinde kentsel mekan deneyimine dair kendine özgü bir ritmi belirli araçlarla veya dolayımsız olarak ortaya çıkarabilme yetisine bağlıdır ve bu özellikleri ile gündelik hayatı hegemonyası altına alan ritmik yapılanmayı ters düze edebilme potansiyeli taşırlar.

Kentsel Mekanın Performatif Niteliği ve Öznelerin Eylemlilik Hali
Lefebvre’nin kente dair geliştirdiği tarihsel ve sosyal boyutları ile bu canlı ve yaşayan mekan anlayışının izinden gidilerek oluşturulan bu düşünsel altyapıdan gündelik hayatın, dolayısıyla öznelerin eylemlilik durumunun, kentsel yapılı çevrenin fiziksel ve işlevsel özelliklerinin değişiminde önemli bir etken olduğunu çıkarımı yapılabilir. Kentsel yapılı çevrenin fiziksel bileşenlerinden kentsel biçim ise öznelerin eylemlilik hallerinde hem bir etki alanı ve hem de araç olarak konumlanır. Bu, kentsel biçimin üretici bir güç olarak bireyin mekandaki öznel temsillerinde etkin rollere sahip olmasına ve dolayısıyla kentsel gündelik hayatın ritmik yapılanışını etkileyebilmesine ve türlü türlü sosyallikleri üretebilme kapasitesine işaret etmektedir. Böyle bir kavrayış, kentsel yapılı çevrenin fiziksel bileşenleri değiştirerek yapılan kentsel müdahalelerin nasıl sosyal örüntüler üretebildiği sorunsalına dair önemli ipuçları verebilir.

Bugün değişen tasarım ve planlama anlayışında kartezyen ikicilik anlayışı çerçevesinde mekanın bir obje olarak ele alındığı konumlandırmalar yerini hızla farklı kavrayışlara bırakmaktadır. Fakat kente dair yapılan birçok çalışma, kentsel biçimin performans gösteren bir alan olarak ele alınmasında yetersiz bir kavramsal perspektif üzerine kurgulanmaktadır. Genellikle kentsel mekan sosyal güçler karşında pasif bir alıcı olarak konumlandırılmaktadır. Burada tartışmaya açılan kentsel biçimin gündelik hayat ile kurduğu ilişki aracılığı ile kazandığı performatif karakter ve gündelik hayat rutini içinde oyunları, karşılaşma ve etkileşimi mümkün kılarak, kentte öznel ve toplumsal olanı var edebilmesinde oynadığı etkin rol, kentsel çalışmalar alanındaki bu boşluğu doldurmaya yönelik önemli bir bilgi sunmaktadır. Bu bilgi, kentsel yapı biçiminin kendi içinde fakat toplum ve çevre konularını dışarıda bırakmadan değerlendirilmesine olanak sağlamakta, aynı zamanda, biçimsel müdahalelerle kentin mekansal kurgusunda yapılan her değişim sosyal etkileşimin kanalları üretilebileceğinin veya engelleyebileceğinin altını çizmektedir.

Kaynaklar
Avar, A. A., 2009, Lefebvre’nin Üçlü -Algılanan, Tasarlanan, Yaşanan Mekan- Diyalektiği, Dosya 17: Mimarlık ve Mekan Algısı, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Aralık, 7-17.

Berger, P., Thomas, L., 1966, The Social Construction of Reality: A Treatise in the Sociology of Knowledge, Garden City, New York: Doubleday.

Charmock, G., 2010, Challenging New Satellite Spatialities: The Open Marxism of Henri Lefebvre, Antipode 42: 1279-1303.

Elden, S., 2004, Understanding Henri Lefebvre: Theory and The Possible, London: Continiuum.

Enderson, T., 2010, Introduction: Thinking About Rhythm and Space, T. Enderson (Ed.) Geographies of Rhythm: Nature, Place, Mobilities and Bodies içinde (s. 5-30), London: Ashgate.

Harvey, D., 1990, The Conditions of Postmodernity, Blackwell, Oxford.

Kipfer, S., Goonewardena, K., Schmid, C., Milgrom, R., 2008, On the Production of Henri Lefebvre, Space, Difference and Everyday Life: Reading Henri Lefebvre, London: Routledge.

Large, E. W., Palmer, C., 2002, Perceiving Temporal Regularity in Music, Cognitive Science 26 (1), 1–37.

Lefebvre, H., 1991a, The Critique of Everyday Life. J. Moore (çev.). London: Verso. (İlk baskı 1947).

Lefebvre, H., 1991b, The Production of Space. Nicholson-Smith (çev.). New York: Wiley-Blackwell. (İlk baskı 1974).

Lefebvre, H., Regulier, C., 2004, The Rhythmanalytical Project. Elden and G. Moore (çev.). Rethinking Marxism, Rhythmanalysis: Space, Time and Everyday Life içinde (s. 73-81). London: Continuum. (İlk baskı 1985).

Lefebvre, H., 2004, Elements of Rhythmanalysis: An Introduction to the Understanding of Rhythms. S. Elden & G. Moore (çev.). Rhythmanalysis: Space, Time and Everyday Life içinde (s. 5-72), London: Continuum. (İlk baskı 1992).

Moussavi, F., 2011, Giriş. S. Lopez, G. Ambrose, B. Fortunato, R. Ludwing & A. Schricker (Ed.), Biçimin İşlevi içinde (s. 7-37). P. Derviş (çev.).  İstanbul: Yem Yayınevi. (İlk baskı 2009).

Sargın, A. G., 2008, Yakın Dönem Kentleşme Süreçlerine İlişkin Eleştirel Notlar, Mülkiye XXXII, 26, 45-54.

Sargın, A. G., 2013, Kerbelanın Evladıyız, Ayıptır, Zulümdür, Cinayettir. Dosya 32: Direniş Mekanları, TMMOB, Ankara Mimarlar Odası Ankara Şubesi, 2, 1 – 6.

Sargın, A. G., 2014, Nisan 5, Mekan/Siyasete Dair Serzenişler… [ya da; “Biber gazına / Copuna Sopasına / Tekmelerin hasına / Eyvallah Eyvallah [1}]

wordpress.com/2014/04/05/mekansiyasete-dair-serzenisler-ya-da-biberine-gazinacopuna-sopasinatekmelerin-hasinaeyvallah-eyvallah1/#comments

Read, S., 2006, The Form of The City. P. A. Helly & G. J. Bruyns (Ed.), De-/signing The Urban: Technogenesis and Urban Image içinde (s. 74-91), Rotterdam: 010 Publishers.

Read, S., Lukkasen, M., Jonauskis, T., 2013, Revisiting Complexification, Technology and Urban Form in Lefebvre. Space and Culture, Ağustos (16): 381-396.