Coudoux Kültür Merkezi ve Derneği
Künye
Proje Yeri
Bouches-du-Rhône, Fransa
Mimari Tasarım
atelier EGR
Baş Mimar
Frédéric Einaudi
Statik ve Tesisat Danışmanlığı
SP2I
Akustik Danışmanlığı
A2MS
Yüklenici
SBS (kaba yapı); Smed Etanchéité, Metafer, Menuiserie Bouze, Multiservices, TCF, Erde, Avenir Terrassement (uygulama ortakları)
İşveren
Coudoux Belediyesi
Toplam İnşaat Alanı
500 m²
Tamamlanma Tarihi
2025
Fotoğraflar
Giaime Meloni
atelier EGR imzalı Coudoux Kültür Merkezi ve Derneği, tepelik ve düşük yoğunluklu bir yerleşim dokusunda, yeniden işlevlendirilen eski bir ağılın çevresinde örgütlenen taş, tuğla ve betonarmeden oluşan hibrit yapısıyla mahalle ölçeğinde yeni bir buluşma noktası kuruyor.
atelier EGR tarafından tasarlanan Coudoux Kültür ve Dernek Merkezi, büyük ölçüde müstakil konutlardan oluşan, yoğunluğu düşük bir tepe yerleşiminde bulunuyor. Parselin karşısında, bölgeye içme suyu sağlayan kanalın bir parçası olan eski bir taş su deposu yer alıyor; bugün kullanılmayan bu depo ve parselin içindeki eski kuyu, tasarımın çıkış noktalarından birini oluşturuyor. Tarımsal geçmişi bağ eviyle genişletilmiş eski bir ağıla dayanan arazide, bu yapı yeniden işlevlendirilerek iki müzik stüdyosuna dönüştürülüyor.
Projenin ilk hamlesi, dağınık bir dokunun ortasına yerleşen bu yeni kültür yapısını mahalle ölçeğinde bir referans ve buluşma noktasına dönüştürmek. Bu amaçla parseli çevreleyen duvarlarla kapalı bir alan tanımlanıyor; bu çerçeve sokağa ve su deposuna doğru açılarak depoyu kompozisyonun bir parçası haline getiriyor, ana bina üzerindeki yuvarlak açıklık (oculus) iki yapı arasında güçlü bir görsel ilişki kuruyor. Sokak cephesindeki duvar hizadan geri çekilerek hem kamusal alan kurgusuna bir ilk eşik kazandırıyor hem de su deposunun görülebileceği bir mesafe yaratıyor.
Kamusal alan bir dizi mekansal sekans olarak kurgulanıyor. İlk sekans, yeniden işlevlendirilen ağılın önünde gerçek bir meydana dönüşüyor; bu alan iki taş piramit ile mevcut kuyunun hizalanmasıyla belirlenen bir köşegen boyunca uzanıyor. Kuyu, ağıl meydanı ile ana binayı çevreleyen alan arasındaki eşiğe tam olarak denk düşüyor. Yapısal bir simge olarak kurgulanan ana bina, betonarme bir kaide üzerine oturtularak doğal bir giriş sekansı yaratıyor; bu kaide ziyaretçiyi binanın çevresinde dolaştırarak zemin kattaki dört odanın girişlerine yönlendiriyor. Zemin katta merkezi bir kolon, giriş sekansıyla ilişkili geometrilere sahip dört kirişi taşıyor ve dolaşımı yönlendiriyor; bu güçlü strüktürel kurgu, mekanın ihtiyaca göre bölünebilmesine olanak tanıyor. Sarı akustik kumaş kaplı bölme duvarları hafifliklerini ve geçiciliklerini vurguluyor. İki merdiven karşılıklı köşelere yerleştirilerek merkezi kolon etrafında dönen bir hareket kurguluyor; merdivenler ve servis mekanları, masif taş kabuk ile yalıtımlı tuğla arasında kalan ısıtılmayan ara boşlukta konumlanıyor, bu sayede taş bu bölümlerde açıkta kalıyor. Tuğla yüzeyler ise iç mekanlardaki ısıtılan alanlarda da tekrarlanan kırmızı toprak sıva ile kaplanıyor.
Üst kattaki büyük salon, çevreleyen duvarların üzerine yükselerek dört farklı manzarayı içeri alıyor ve mekana kamusal bir nitelik kazandırıyor; bu manzaralar, doğramayla aynı malzemeyle kaplı alçaltılmış nişler içindeki kalın sabit pencerelerle derin çerçevelere dönüşüyor. Yapı, dışta kamusal alanla ve su deposuyla ilişki kuran taşıyıcı masif taş, ısıtılan hacmi sınırlayan toprak sıvalı yalıtımlı tuğla ve cephede okunan betonarme hatıllardan oluşan hibrit bir sistemle kuruluyor. Kalıp izi bırakmadan dökülen brüt beton lentolar hem giriş hem açıklıkları vurguluyor; 2,80 metrelik parapet yüksekliğine rağmen kalıp deliği bırakmadan dökülen bu betonun -5/+5/+10 cm arasında değişen hatıl kesitleri, yapıya adeta içten dışa büyüyen bir organizma etkisi kazandırıyor. Geleneksel yöntemle kireç harcıyla dikey olarak örülen taş cephe ise ölçülü bir kütlesellik izlenimi veriyor.


































