Bir Sorun Alanı Olarak Planlama Mimarlık İlişkisi

Celal Abdi Güzer, Prof. Dr.
ODTÜ Öğretim Üyesi

Planlama ve mimarlık birbirleri ile süreklilik içinde ve aynı üretim alanının tamamlayıcı parçalarını oluşturan iki ayrı alandır. Planlama, kentleşmenin ve yapılaşmanın önceliklerine ve beklentilerine daha üst ölçekten ve daha geniş bir girdi zemini içinde bakarak yönlendirici bir rol oynar. Yapılaşma ile sınırlı olmaksızın ekonomi, ulaşım, altyapı, jeoloji, kültür, demografi, coğrafya gibi girdiler ve geleceğe yönelik öncelikler doğrultusunda yerleşim alanlarının kurgu, doku, yoğunluk ve biçimsel özellikleri üzerinde belirleyici olur. Mimarlık ise, planlamanın öncelikleri ve sınırları içinde hareket ederek planlı alanlarda yer alacak yapıların ya da yapı gruplarının tasarımlarını gerçekleştirir. Bu yapıların oluşmasında planlamanın koyduğu sınır ve kurallar belirleyicidir. Mülkiyet, planlamanın temel girdilerinden birini oluşturur. Mülkiyetin belirleyiciliği planlamanın diğer girdiler doğrultusunda oluşturacağı kurguları kısıtlar. Türkiye gibi, üst ölçekli yasa ve yönetmeliklerin olduğu coğrafyalarda plan; yapı biçimi, sınırları ve yüksekliği gibi konularda katı bir şablon oluşturur. Tasarım örneklerinin çoğunda mimar, yoğunluk ve ekonomik verimlilik kısıtlamaları içinde kendine tanınan kütle haklarını sonuna kadar kullanmaya, adeta önceden çizilmiş blok izlerini tamamlamaya ve detaylandırmaya çalışır. Bugün tekdüze olarak nitelediğimiz, birbirlerinin tekrarı ile oluşan kentsel yığılmalar, açık alan ve kamusal kullanımlara yönelik kısıtlar, özellikle merkezi alanlarda mülkiyet öncelikli planlama şablonlarının bir sonucudur. İlhan Tekeli, Türkiye’de kurumsallaşmış olan planlama anlayışını “kapalı kent planı anlayışı” olarak nitelemekte ve kentin büyümesinin önceden ve dıştan belirlenen bir kalıba uydurulmaya çalışılmasının sorunlarından bahsetmektedir (1). Benzer biçimde Murray Bookchin planlamanın modern zihniyet içinde düzensizliğe düzen getiren, tesadüf ve olumsallığı insanca anlamlı tasarım içinde örgütleyen rasyonalite ve kavramsal amaçlılık gibi sunulduğundan bahsederek, aslında bu görünürdeki rasyonelliğin arkasında “içsel bir irrasyonellik” yattığını vurgular. Bookchin’e göre “Kent planlaması bir bütün olarak çağdaş toplumsal planlamanın çelişkili doğasından kaçamaz.” (2).

Benzer biçimde sürekli nüfusu artan ve büyüyen metropollerde zaman içinde katmanlar halinde oluşmuş merkez dokusu başta ulaşım ve altyapı olmak üzere çok sayıda sorunun kaynağıdır. Bu katmanları oluşturan plan değişiklikleri, bağımsız alt alan planlamaları, çok kez değişen yapılaşma koşul ve yönetmelikleri yoğunluk, yükseklik başta olmak üzere bölgesel hatta parsel ölçeğinde farklılıklar getirmişler, başta İstanbul olmak üzere Türkiye kentlerinin çoğunda eklektik bir doku oluşmuştur. Bu doku içinde tekil yapı ya da yapı grubu ölçeğine odaklanan mimarlık kenti geri besleyen, kentle bütünleşen bir parça olmakta zorlanır. Özellikle Türkiye’de hakim popüler kültürde “çarpık kentleşme” söylemi daha çok gecekondu mahalleleri ve sonrasında bu mahallelerin apartmanlaşması ile ortaya çıkan görüntü ile ilişkilendirilir (3). Bu nedenle planlı süreçlerin sonucu olan tekil yapıların çoğu bu sorunlu dokunun parçasıdır. Öte yandan ideal tasarım modellerinde, ölçekler arası geçirgenlik ve farklı disiplinlerin birbirlerini geri beslemesi beklenmektedir. Bu nedenle bir ara ölçek olan kentsel tasarım, mimarlık ile planlamanın buluşacağı bir tasarım ortamı sunar. Ancak bu ölçeğin kurumsallaşmadığı ve yasal altyapısının oluşmadığı ortamlarda planlama ve mimarlık kademelenmiş çizgisel bir ilişki düzeni içindedir. Belirleyici kararlar dizisi üst ölçekten alt ölçeğe doğru oluşur. Bu yazıda kent ve mimarlık ölçeğinde nitelikli bir çevre oluşumunu kısıtlayan olgular planlama ve mimarlık ilişkisi öne alınarak tartışılmaya çalışılacaktır.

Ölçekler Arası Geçirgenlik ve Geri Besleme Sorunları
Planlama, fiziksel yapılaşma çevresinin planlanması ile sınırlı kalmaksızın büyük ölçekli ve farklı disiplinleri içeren bir öngörü ve bu öngörü doğrultusunda sorunların çözümüne, önceliklerin belirlenmesine yönelik eylemlerin bütününü içeren bir olgu olmalıdır. Bu nedenle ekonomik ve demografik öncelikler gibi ülkenin farklı bölgelerinin birbirlerini etkileme biçimleri, göç eğilimleri, yatırım ve işlev öncelikleri, altyapı olanakları ülke ölçeğinde ele alınmalı, farklı alanlarda oluşturulacak planlamalar arasında birbirlerini destekleyen bir bütünlük oluşturulmalıdır. Örneğin; eğitimden turizme, finanstan üretime pek çok işlevin aynı anda İstanbul’da toplanması sadece kentin yoğunluk ve altyapı sorunlarını artırmamakta aynı zamanda diğer kentlerin bir çekim merkezi olma özelliğini kısıtlamaktadır.

Benzer biçimde fiziksel planlamanın alt ölçekleri arasında da bir süreklilik ilişkisi oluşmalı, bölgesel ve yerel özellikler gözetilerek mimari çözümler için esneklik sınırları tanınmalıdır. Özellikle yapı ölçeğinde oluşan tipolojik ve dokusal sorunlar, parsel sınırlamalarının kentle bütünleşmeye yönelik kısıtlar saptanarak planları geri besleyen bir girdi haline gelmelidir. Planların parsellere odaklanmak yerine daha büyük ölçekli alt alanlar tanımlamaları bir ara ölçek olarak kentsel tasarıma zemin hazırlayacak ve mimar ile plancının birbirlerini geri beslemesine olanak tanıyacaktır. 

Kentsel Tasarım Sorunları
Çok özel bazı alanlar dışında kentsel tasarım yaygın uygulama olanağı bulamayan bir ölçektir. Özellikle Türkiye gibi deprem riski nedeni ile ivmelenmiş bir dönüşüm yaşayan coğrafyalarda dönüşümün kentsel ölçekte ele alınması bir fırsattır. Bu yaklaşım sadece yapıların yenilenmesi ile sınırlı olmayan bir kentsel iyileştirme sürecini yaşama geçirecektir. Öte yandan başta İstanbul’un merkezi alanları olmak üzere pek çok kentte dönüşüm tekil yapı ölçeğinde ve parsel sınırları içinde ele alınmaktadır. Çoğu zaman yoğunluk artışı ile sonuçlanan parsel bazlı dönüşüm kentsel servis hizmetleri, kamusal kullanım ve altyapı sorunlarının çözümünü göz ardı etmektedir. Özellikle merkezi alanlarda mülkiyet sınırlarının farklılığına rağmen ada ve bölge bazında kentsel tasarım ölçeğinin işlevselleştirilmesi, mimari yapılaşma için bölgesel esneklikler tanınması sadece yapı dili ve dokusu ile sınırlı olmaksızın kentle bütünleşmeye yönelik iyileştirmelere zemin oluşturacaktır. Benzer biçimde otopark ve açık alanlarda bütüncül ve verimli kullanım olanakları getirecek, yapıların birbirlerinin varlıklarını gözeterek yönlenme ve biçimlenmelerine olanak tanıyacaktır.

Yasa ve Yönetmelik Sorunları
Türkiye’de yapılaşmaya yönelik yasa ve yönetmelikler birçok bölgede tek tip bir çerçeve sunmakta, bölgesel ve yerel farklılıklar ile yapının kentsel önemini temsil eden özgün koşullar göz ardı edilmektedir. Özel planlama notları içermeyen alanlarda uygulanan tek tip yönetmelikler mimari tipolojilerin yerden, iklimden, kültürel ve ekonomik önceliklerden bağımsız olarak oluşmasını getirmekte, özgün değer barındırabilecek projelerde yeni denemeler yapılabilmesini, teknolojik ve yapısal araştırmaların yaşam bulmasını kısıtlamaktadır. Tasarım süreçlerinde yoğunluk, yükseklik, kullanım alanı gibi rakamsal bazı değerlerin sağlanması tasarımın ağırlıklı çıkış noktasını oluşturur ve yerin bağlamsal verilerinin tasarımın belirleyici unsuru olması güçleşir. Kot kabulleri, çekme ve yaklaşma mesafesi, emsal hesabına dahil olan ve olmayan alanlar gibi konular topoğrafya ya da çevresel konumu nedeni ile özgün değer barındıran yerlerin mimari şekillenişlerinde bağlamsal çözüm üretimini sınırlar.

Parçacı Planlama ve Plan Değişikliği Sorunları
Türkiye’de planlar çeşitli nedenlerle geçerliliğini uzun süre koruyamamakta, çok kez değiştirilmektedir. Bu değişikliklerin başında işlev değişiklikleri, yoğunluk ve yükseklik artışları ile beraber plan notlarından, yasa ve yönetmeliklerden kaynaklanan değişiklikler gelmektedir. Bu nedenle zaman zaman aynı ulaşım aksı üzerinde ya da cephe düzeni içinde farklı zamanlarda inşa edilmiş yapılar arasında radikal inşaat hakkı kullanımı, yoğunluk, yükseklik ve cephe düzeni farklılıkları gözlenmektedir. Tersten gidildiğinde de zaman zaman işlev değiştirmiş, örneğin konut kullanımı niteliğini yitirmiş, iş, eğitim, ticaret, turizm gibi işlevler üstlenmiş konut alanları işlevsel plan özelliklerini korumakta, buralarda inşa edilecek yapıların konut yapısı gibi tasarlanması beklenmektedir. Kentin yaşayan bir organizma olduğu anımsandığında plan haklarının, yapılaşma koşullarının ve işlevlerin zamana bağlı olarak değişmesi doğal bulunabilir. Ancak Türkiye özelinde bu değişiklikler bir yandan sayısal çoklukları öte yandan bir plan öngörüsünden çok politik ve ekonomik önceliklerin baskıları ile oluşmaları nedeni ile planlama süreçlerini kesintiye uğratacak ve kentsel sorunları artıracak bir nitelik kazanıyor. Bütün bu sorunlar göz önüne alındığında planlama ve mimarlık arasındaki geri besleme ve süreklilik ilişkisini destekleyecek bazı çözümler önermek olası…

Resim 1. Sırasıyla; İstanbul, Dubai, Berlin, Barselona uydu fotoğrafları. 

Resim 1. Sırasıyla; İstanbul, Dubai, Berlin, Barselona uydu fotoğrafları. 

Çok Girdili Bütünsel Planlama Süreçlerini Öne Almak
“Planlama” kavramı fiziksel planlama ile sınırlı olmaksızın ekonomi, kültür, üretim, tüketim, ulaşım gibi konularda oluşturulan strateji ve politikalarla uyumlu olmalıdır. Bir bölgenin gelişmesi ya da belli işlevlere yönelik olarak öncelik kazanması diğer bölgelerden bağımsız olarak düşünülmemeli, ülke genelindeki önceliklerin parçası olarak ele alınmalıdır. Bu anlamda bölgeler arası göçler ve yoğunluk farklılaşmaları nedeniyle oluşan dengesizlikler değerlendirilmeli, çekim oluşturacak işlevlerin dağılımı ve teşvik uygulamaları planın parçası olarak görülmelidir. Tarım, turizm, sanayi gibi temel istihdam alanları ve eğitim, finans gibi işlevlere yönelik öncelik bölgeleri belirlenmeli, bu öncelikler plan kararları ile desteklenmelidir.   

Kentsel Tasarıma Yer Açmak
Özellikle merkezi kentsel bölgelerde ve belli bir büyüklüğün üzerindeki alanlarda kentsel tasarım zorunlu bir çalışma ölçeği, farklı disiplinlerin ortak üretim ortamı olarak görülmeli, bu ölçekte uzlaşılan tasarım çıktıları planları doğrudan besleyecek veri olarak kullanılmalıdır. Kentsel tasarım çalışmaları ile yönlendirilen yapı ölçekli tasarımlar bağlamla daha güçlü bağ kurma şansına sahip olur.

Yere ve Bölgeye Bağlı Esneklikler Geliştirilmesi 
İklim, zemin, kültür, tarih, gelenek, gelir dağılımı gibi girdiler ile farklılık kazanan bölgelerde ve bağlamsal nedenlerle özgünlük barındıran alanlarda özel tasarım süreçleri ve esnek plan koşullarına olanak tanınmalıdır. İlhan Tekeli, Türkiye’de planlama alanında “merkez ile yerel yönetim ilişkisinin hemen hemen her dönemde merkezin aşırı vesayeti altında gerçekleştiğini” vurgular ve bu durumu “demokrasinin yumuşak karnı” olarak niteler (4).

Resim 2.  Sırasıyla; Karaçi, Ankara, Atina, Bakü uydu fotoğrafları. 

Resim 2.  Sırasıyla; Karaçi, Ankara, Atina, Bakü uydu fotoğrafları. 

Merkez ve Yeni Yerleşim Alanlarına Yönelik Farklı Stratejiler Geliştirilmesi
Büyük kentlerin merkezi alanları yıllar içinde oluşmuş ve dönüşüme uğramış yapı stoku nedeni ile karmaşık ve eklektik bir doku oluşturmaktadır. Bu doku içinde dönüşüme açık yapıların yanı sıra tescilli ya da koruma kararı içeren yapılar, kent belleğinde temsili değer oluşturan yapılar, nitelikli ve niteliksiz yapılar bir arada yer almaktadır. Bunların zaman içinde yapılaşma ve birbirlerine eklemlenme biçimleri, yollarla ve kentle kurdukları ilişkiler inşaat alanlarının da yapılaşmaya uygun olmayan ölçek ve arsa biçimlerinin oluşmasını getirmiştir. Bu alanlara özgü planlama kararları alınalı, bazı ülkelerde uygulandığı gibi yükseltilmiş, zemini boşaltan yapı, tünel yapı ya da köprü yapı kamu kullanımına yer açmak üzere mülkiyet sınırlarını aşan yapı önerileri değerlendirilmelidir. Özellikle kırsal alanda yer alan arsalarda belli bir büyüklük ve kat sınırlaması belirlenerek yapı izin onayları ve yönetmelik koşulları sadeleştirilmelidir.

Resim 3.  Sırasıyla; Tokyo, Paris, Mumbai, Moskova uydu fotoğrafları. 

Resim 3.  Sırasıyla; Tokyo, Paris, Mumbai, Moskova uydu fotoğrafları. 

Kentsel Öncelikli Yapılara Özel Uygulamalar
İşaret değeri içeren ya da işlev ve büyüklüğü nedeni ile kamusal kullanımlar içeren yapılarda tasarım öncelik ve beklentileri özel plan koşullarına yönelik bir değerlendirme zemini oluşturmalıdır. Bugün uluslararası ortamda işaret değeri kazanan pek çok yapının imar sınırlamaları nedeni ile Türkiye’de gerçekleştirilmesi oldukça zordur. Yönetmelikler genel geçer koşulları ve güvenlik önceliklerini esas almakla beraber özel yapılarda yasa ve yönetmeliklerin özüne aykırı olmamak koşulu ile düzenlemeler yapılabilir.

Burada tartışılan sorun ve çözüm önerileri çok girdili ve çok aktörlü süreçlerdir. Bu kısa metin içinde bütün başlıkları detaylı olarak tartışmak olası değil. Ancak özetle planlama süreçlerini diğer disiplin ve ölçeklerden aktörlerin katılımcı olduğu, ölçekler arası geri beslemelere olanak veren ve özel koşullarda esnekleşen süreçler olarak ele almak gerekiyor.  Benzer biçimde gerek yapı yakın çevresi gerekse bölge bazında farklılaşmalara olanak tanınmalı, yerel karar oluşturma mekanizmalarının işlevselleştirilmesi gerekmektedir. Şüphesiz esnekleşen koşullar sadece nitelikli bir çevrenin değil, aynı zamanda güvenlik zafiyetleri olan abartılı hak kullanımlarının da zemini olacaktır. Ama bu tür aykırı ya da niteliksiz uygulamaların önünü kesmeye yönelik çabalar aynı zamanda özgün ve nitelikli çevreleri de kısıtlayacak, kentlerin baskın yüzünü oluşturan vasat yapılaşmanın mazereti olacaktır. David Harvey’in altını çizdiği gibi, mekanı “birbirleriyle bağlantı halindeki nesnelerin varlığı sayesinde var olan, bu nesneler arasındaki bir ilişki” (5) olarak anlarsak gerek planlama ve tasarım ölçekleri arasındaki ilişki, gerekse bu süreçler içinde bağlamsal girdilerin önemi daha iyi görülecektir. 

Kaynaklar

  1. Tekeli, İ. (2025), “Kapalı Plandan açık Plana”, Antakya için Toptan İyileşme (ed: Süveydan, Ş.), Ortak Akıl-Antakya, s:14-17.
  2.  Bookchin, M. (1996), Ekolojik Bir Topluma Doğru, Ayrıntı, s:130.
  3. Kurtuluş, H. (2023), İstanbul’da Eski Orta Sınıfın İnşaatçıları: Yapsatçılığın Sözlü Tarihi, Kentleşme ve Toplumsal Değişim (ed: Arlı, A) Marmara Belediyeler Birliği Kültür Yayınları, s:124.
  4. Tekeli, İ. (2023), Bir Üst Anlatı: Cumhuriyet’in 100. Yılında, Türkiye’de Kent Planlamasının ve Yaşam Kalitesinin Gelişimi,  Kent Planlama Deneyimi (ed: Tekeli, İ.) Marmara Belediyeler Birliği Kültür Yayınları, s:119.
  5. Harvey, D. (2002), Sosyal Adalet ve Şehir, Metis, s:18.