Makaleler Önceki Sayfa
Datça'nın Su ve Yel Değirmenleri / Teknoloji / Malzeme / Detay

ŞİNASİ ACAR, ATİLLA BİR, MUSTAFA KAÇAR -
23.3.2010
DATÇA'NIN SU DEĞİRMENLERİ

Datça’nın su gücüyle çalışan değirmenleri, geleneksel yaşantının teknolojik gelişmeye karşı koyamaması sonucu kaderine terk edilmiş, pek çoğu yıkılmış, çoğu da yıkılmaya yüz tutmuştur. Değirmenlerin yalnızca obanları duruyor; makine ve taşları çoktan sökülmüştür.

Değirmen Kavramı ve Tarihçe
“Öğüten araç” ya da “içinde öğütme işi yapılan yer” anlamları taşıyan değirmen sözcüğü Türkçe’dir ve “teg” (dönme, çevrilme) kökünden “irmen” ekiyle türetilen “tegirmen” (dönen, çevrilen) sözcüğünden gelmedir. Anadolu Selçuklularında ve Osmanlı Türkçesi’nde daha çok -Farsça’dan gelme- “âsiyâb” sözcüğü kullanılır (1). Datçalılar yerel ağızla “dermen” derler.

Değirmenin ilkel örnekleri, insan soyunun toprağa bağlandığı ve ilk tarım etkinliklerinin başladığı “Neolitik Dönem”e (Cilâlıtaş Devri’ne, M.Ö. 9000-5600) kadar uzanır. Tahıl tanelerini (buğday, arpa, mısır, çavdar) iki taş arasında ezerek un elde etmeye başlayan insanlar, bu işlemi geliştirerek ilk el değirmenlerini ortaya çıkarmışlardır. El değirmeni ortası delik, kalınlığı az, iki silindirik taştan oluşur. Delikler ahşap bir mile geçer ve üstteki taş üzerine takılan kol, elle çevrilerek döndürülür. Çeşitli yerlerde yapılan arkeolojik kazılarda bu tip öğütücülere rastlanmıştır. Günümüzde bile Anadolu’nun kimi yerlerinde “bulgur” (2) ve onun daha incesi olan “düğü” yapımında el değirmenleri kullanılmaktadır.

Tarım, insanları bir yere yerleşmeye ve bir arada yaşamaya zorlamıştır. Bunun sonucu olarak toplumdaki birey sayısı artmış, ortak yaşam “işbölümü” gereksinmesini doğurmuştur. Kolektif yaşamın doğurduğu işbölümü sonucu değirmenciliğin de bir meslek olarak ortaya çıktığı ve büyük kapasiteli değirmenler yapıldığı kestirilebilir. Ve büyük olasılıkla değirmenler insan soyunun sahip olduğu ilk teknolojilerden biridir. İnsanlar bugün bile önemini yitirmeyen ve en temel besin maddesi olmayı sürdüren “ekmek”i yapmak için gereksindikleri “un”u, bu teknolojiden yararlanarak hazırlamışlardır. Başlangıçta kölelerin ya da at, eşek, katır, deve gibi hayvanların çevirdiği değirmen taşları, zaman içinde önce su, sonraları yel gücüyle döndürülmeye başlanmıştır. Değirmenlerin en çok kullanılanlarından biri de su değirmenleridir. Bu değirmenler, günümüzdeki su türbinlerinin atası sayılır.

Türklerde değirmen olgusu Büyük Hun Devleti’ne (M.Ö. 220-M.S. 216) kadar uzanır. Göktürkler’e ait değirmen taşları, Kırgızlar’ın ayak değirmenleri, Hazarlar’ın kimi öğütücü araçları Türk değirmen kültürünün kalıntılarıdır. Kimi Çin kaynaklarında Uygur kentlerindeki su değirmenlerinden söz edilmektedir (3).

Roma İmparatorluğu’nun büyük bölümünü dolaşan Eskiçağ’ın ünlü coğrafyacısı Amasyalı Strabon (M.Ö. 65- M.S. 23) “Geographika” (Coğrafya) adlı eserinde, Anadolu tarihinde bilinen ilk su değirmenlerinin Tokat-Niksar yakınlarındaki “Kabeiria”da “Lykos” (Kelkit) ırmağı üzerinde Mithridates Krallığı döneminde (yaklaşık olarak M.Ö. 1. yy’da) inşa edildiğini yazmaktadır. Belgeye dayalı olarak varlığı bilinen en eski su değirmeni budur.

Su Değirmenlerinin Türleri
Su değirmenleri, çark millerinin konumu açısından “dikey milli” ve “yatay milli” olmak üzere iki sınıfa ayrılır. Yatay milli çarklar da “alttan çevirmeli” ve “üstten çevirmeli” olarak iki türlüdür. Alttan çevirmeli çarklar, debisi büyük, yıl boyunca fazla değişmeyen ve akış hızı yüksek akarsularda kullanılır. Bu türün en önemli iki uygulaması, geniş ırmakların kıyısında kullanılan -sal üzerine kurulmuş- yatay milli “sal değirmen”ler (4) ve su gücünden yararlanarak ırmağın suyunu sulama amacıyla -5-10 m gibi- belirli bir yüksekliğe kaldıran “dolap”lardır. İkincilere “noria” da denir. Üstten çevirmeli çarklar ise, daha çok düşük debili ve değişken rejimli akarsularda kullanılır.

Değirmen taşlarının dikey bir mile takılması gerekliliği, eskilerde çoklukla dikey milli değirmenlerin yapılmasını zorunlu kılmıştır. Üstelik yatay milli değirmenlerde bir dişli takımı kullanılması gereklidir ve bu zorunluluk bir verim kaybına neden olur.

Dikey Milli Su Değirmenlerinin Matematiği







































El değirmeni. Quern.
Taş kalınlıkları 10 cm’den küçüktür. Çapları bulunan taşa göre 50-100 cm arasında değişir. El değirmeninde yalnızca tahıl ürünleri çekilmez, kaya tuzu gibi başka ürünler de öğütülür. Üstteki taş, üzerindeki yuvaya takılan ahşap kol elle çevrilerek döndürülmektedir.
Datça Belediyesi tarafından Ergin Bircan eliyle restore edilmiş bulunan -belde içinde denize yakın bir su kaynağı olan- “Ilıca”daki minyatür su değirmeninin tekne, oluk, çakıldak, taş, kasnak, un akıtma deliği ve bağlantıları. Üçüncü fotoğrafta görülen Ilıca göleti bu değirmen için yapılmıştır; düşüsü 1,50 m kadardır. Değirmen, göletin sol tarafında görülen taş yapının içindedir. Çalıştığı dönemde en son -burayı Hazine’den satın alan- Binbaşı Hakkı Bey tarafından işletilmiştir. İkinci resimde aynı değirmenin çarkı ve su püskürtme ağzı görülüyor.






















































Su Değirmenlerinin Mimarî Yapısı
Tarihsel bulgulara göre “zahîre” (hubûbat, tahıl) öğütme işi günümüzden 5000 yıl kadar önce “dibek”lerde (taş havanlarda) taneler tokmakla dövülerek gerçekleştirilmiştir. Roma döneminde Anadolu’nun çeşitli yörelerinde pek çok su değirmeninin varlığı bilinmektedir.

Su değirmenleri basit planlı olup duvarları moloz taştan yapılmış ve aralarına ahşap hatıllar atılmıştır. Duvar kalınlıkları 50-60 cm, yükseklikleri 2,50-3,00 m arasında değişir. Uygun yerlerine kapı ve pencere boşlukları bırakılır. Duvarların üstüne mertekler atılır, kargılar dizilir ve çatı üstü toprak kaplanır (5).

Su Değirmeninin Kesiti
















































Değirmen binası iki ana bölümden oluşur:
1.Zeminden aşağıda kalan ve “domuzluk” olarak anılan alt kat, suyun değirmene girdiği, enerjisini çarka vererek sistemi çalıştırdığı ve çarktan çıkan suyun dışarı atıldığı bölümdür. Taban alanı 2,00x2,00 metre kadardır. Değirmen taşını çeviren büyük madenî çark (6) burada bulunur.

Domuzluk tabanına boydan boya 15x25 cm kesitinde bir kalas yerleştirilmiştir. “Taban ağacı” ya da “yatak” olarak anılan bu ağaç sürekli su içinde kaldığından -çabuk çürümemesi için- meşe palamudundan yapılır. Taban ağacının ortasından düşey olarak -mil görevi yapmak üzere- yaklaşık 50 mm çapında ve 150 cm boyunda yuvarlak bir demir “sibek” yükselir (7). Sibeğin alt tarafında “iğnecik” denilen bir uç vardır ve bu uç, taban ağacının ortasına yerleştirilen çelik “yuva”ya oturtulur. İğnecik, yuvanın içinde -topacın ucu gibi- döner ve ikisi birden sibeğin alt yatağını oluştururlar.

Mezgit-Hayıtbükü arasındaki tekli su değirmeni.



































Yatağın hemen üstüne çark takılır. Çark göbeğiyle sibek arası ağaçlarla sıkıştırılır. Su, paletlerine vurduğunda çark döner ve birlikte döndüğü sibekle bu hareketi üst değirmen taşına aktarır. Çarkın paletlerine “kanat” denir. Çark 10 cm yüksekliğinde olup aynı boyda ve 20 cm genişliğinde olan kanatlar, düşeyden 2 cm kadar eğik bağlanmışlardır. Sibek, üst katın zeminine oturan alt değirmen taşının ortasındaki delikten geçer ve “balta”yla üst taşa bağlanır. Balta yaklaşık 30x10 cm boyutlarında, 20-25 mm kalınlığında, ortası dar, kenarları geniş, çift yüzlü antik baltalara benzer- bir sac parçasıdır. Baltanın ortasına 2,5x4 cm boyutunda bir delik açılmıştır. Bu delikten sibeğin üst ucuna geçirilir. Kendisi de, üst taşın alt yüzünün boğazı kenarına önceden açılmış olan “balta yuvası”na oturtulur.

Taban ağacına bağlanan ikinci mekanizma “dümen ayağı”dır. Dümen, iki değirmen taşı arasındaki mesafeyi ayarlayarak üst değirmen taşının dönmesini ya da durmasını sağlayan -yaklaşık 2 m boyunda- bir demir çubuktur (8). Alt ucu taban ağacına sabitlenmiştir. Halka haline getirilen üst ucundan -yaklaşık 1 m uzunluğunda- bir ağaç geçirilir ve ağacın bir ucu sabitlenir. Kaldıraç biçiminde öbür ucu yükseltilince üst değirmen taşı serbest hale gelir ve dönmeye başlar. Durması için uç aşağı indirilir. Bu iki harekete “dümen ayağını kaldırmak” ya da “dümen ayağını indirmek” denir. Öğütülecek tahılın türüne ve aynı tür tanelerin rutubetli ya da kuru oluşuna bağlı olarak üst taşın dönüş hızının ayarlanması gerekir (9). Bu hız ayarı da dümen yardımıyla yapılır. Üst taşın kaldırılıp indirilmesi oranında yarma, tarhana ve un elde edildiği gibi, unun incelik ayarı da bu kolla sağlanır.

2.Üst katta, öğütme işlevini gerçekleştiren -üst üste oturtulmuş- iki değirmen taşı yer alır. El değirmeninde olduğu gibi, alttaki taş sabittir. Taşların üstünde, ters piramit biçiminde asılmış “sepet” bulunur. “Tahıl teknesi” de denilen bu ahşap sandık tahılla doldurulur ve altında yer alan “tane oluğu”ndan tahıl tanecikleri üst değirmen taşının ortasındaki boşluğa akıtılır.

Bu katta ateş yakmak için bir de “ocak” (şömine) vardır. Değirmenci ocak katında çalışır. Öğütülmek üzere tahıl getirmiş olan müşteriler, sıra beklerken (10) kışın burada ısınırlar ve baldan tatlı olduğu söylenen değirmen sohbetlerini burada yaparlar. Yeri geldiğinde ocakta -“değirmen gömbesi” adıyla bilinen- çörek biçiminde küçük ekmekler ve yemek pişirdikleri de olur. Geceleri değirmenin aydınlatılması için “yağ kandili” ya da “gemici feneri” kullanılır.

Değirmen taşlarının çevresine dört direk dikilmiştir. Bunların alt uçları tabana oturur; üst uçları çatı atkılarına sabitlenmiştir. “Değirmen direği” denilen bu ağaçlar, ahşap latalarla ikişer ikişer birbirine bağlanarak sağlamlaştırılır. Lataların üzerine -içine öğütülecek tanelerin konduğu- sepet yerleştirilir. Yaklaşık 60 cm derinliği olan sepetin giriş ağzı yaklaşık 60x70 cm olduğu halde, alttaki çıkış ucu 5x5 cm kadardır. Sepetin altına 35-40 cm uzunluğunda ve uca doğru daralan tane oluğu yerleştirilir. Oluğun dar ucu, üst taşın ortası hizasında bulunur. Düz ve dengeli durması için iki yanından bağlanan ipler ortada birleştirilir ve sepetteki makaraya sabitlenir.

Alt ve üst taşların çevresi, bir karış yüksekliğinde bir tahta perdeyle çevrilmiş ve unun dışarı dökülmesi önlenmiştir. Bu çembere “kasnak” denir (11). Tane oluğunun uzun kenarlarından biri -yatay olarak- bir ağaç parçasıyla kasnağa düşey olarak tespit edilmiş olan tahtaya bağlanır. Bu bağlantı ağacının ortasından üst taşın üzerine ağaçtan bir ya da iki kol “çakıldak” bastırılır. Bu kol, üst taşın dönmesiyle -ona sürtünerek- bağlantı ağacında ve dolayısıyla onun bağlı olduğu olukta bir “vibrasyon” (titreşim) meydana getirir. Bu titreşim, tanelerin üst taşın ortasındaki boşluğa düzgün bir şekilde ve gerektiği kadar akmasını sağlar. Çakıldağın çıkardığı ses, değirmenciye taşın dönüş hızı hakkında da bir fikir verir. Değirmenin iç bölümlerinde çoklukla çam, meşe palamudu ve söğüt ağaçları kullanılmıştır.

Un, taşları terk ettikten sonra çevrede birkaç tur atar ve kasnağın ön kısmında bırakılmış bir delikten -“merkezcil” (merkezkaç) kuvvetin etkisiyle- “un teknesi”ne dökülür. Biriken un, kısa saplı ahşap bir kürekle çuvallara doldurulur (12).

Bu bölümde ayrıca alt kattaki su saptırma paletini kumanda eden “su saptırma kolu” vardır. Gerektiğinde bu kolla su gelme ağzı gölgelenerek, suyun çarkın kanatlarına vurması engellenir ve değirmen taşının dönmesi durdurulur.

Değirmen binasının çok yakınına bir de “ahır” yapılmıştır. Tahıl çuvallarını getiren ve un çuvallarını götürecek olan hayvanlar burada dinlendirilir.

Hayıtbükü’ndeki su değirmenlerinden görüntüler. Değirmenlerden geriye taş yapılarının harabeleri kalmış. Birinin içindeki “ocak” (şömine) ve taş “oban”ı, bir başkasının su kanalı ve oban ağzı görülüyor.




































Su Oluğu
Su değirmenleri, suyu mevsimsel olarak yeterli olan derelerin kenarına yapılmıştır. Ancak, değirmeni çalıştıracak olan suyun belirli bir akış hızına ulaşarak basınç kazanması için, su kotunun değirmen çarkından olabildiğince -hiç olmazsa 7-8 metre- yüksekte olması istenir. Ayrıca, değirmenin olanaklar ölçüsünde yola yakın bir yerde kurulmasına çalışılır.

Suyu değirmene götüren, taştan yapılmış üstü açık düz yola “kanal” ya da “ark” denir. Kanalın dere tarafında toprak su yolu, değirmen tarafında “oban” bulunur. Suyun cılız ya da kuvvetli oluşuna bağlı olarak obanlar sac borudan ya da taştan yapılır. Yatayla 60°-90° açı yapacak biçimde yerleştirilen obanlar, bu değirmenlerin en önemli öğelerinden biridir.

Suyun başında, suyun değirmene ya da boşa (tahliye arkına) akmasını sağlayan bir kapak “savak” vardır (13). Su değirmene yönlendirildiğinde önce kanaldan geçer, sonra obana ulaşır ve buradan hızla aşağı iner. Oban ağız çapının -değirmenden değirmene farklılık göstermekle birlikte- 30-40 cm olduğu söylenebilir (14). Obanların -çarka yakın olan- alt uçları dar yapılarak suya hız kazandırılır. Suyun dışarı çıktığı deliğe “poyra” (göbek) denir. Poyradan fışkıran su, kanatlara vurur ve çarkı döndürür. Çark ve ona bağlı olan üst değirmen taşı -öğütme sırasında- saniyede 1-2 devir yapar.

Poyrada -suyun geliş gücüne göre- çapı 10-15 cm arasında daraltıp genişleten basit bir mekanizma vardır.

Değirmenci, suyun debisindeki değişime bağlı olarak zaman zaman delik çapını küçültür ya da büyültür. Küçük su değirmenleri debilerinin -mevsimden mevsime pek değişken olmakla birlikte- 150-250 litre/saniye arasında olduğu söylenebilir.

Küçük derelerin yanında kurulan değirmenlerde taş bir tane olur. Bu değirmenler suyun yetersiz olduğu yaz aylarında çalışmaz. Suyun bol olduğu yerlerde değirmen aynı anda iki taşı birden döndürecek şekilde yapılır. Bunlara “iki oluklu” ya da “iki taşlı” değirmen denir.

Değirmenbükü yakınında Badayut su değirmeninin dışarıdan ve içeriden görünüşü. Su cılız olduğu için kanalı kısmen taştan kısmen ahşaptan ve obanı sacdan yapılmış; küçük değirmen taşı yıkıntılar içinde yerinde duruyor.



























Değirmen Taşları
Değirmen taşları silindirik olup biri altta öteki üstte olmak üzere iki tanedir ve ikisi de aynı büyüklüktedir. Alttaki sabit taş, tahılın öğütülmesinde zemin görevi üstlenir. Alttaki taşın üst orta kısmı ile üstteki -hareketli- taşın alt orta kısmı -kenarlarına göre- biraz daha incedir. İki taşın orta kısımları yaklaşık 1 cm aralıklı iken -öğütme işlemini iyi yapabilmesi için- bu mesafe çevrede 10 cm’lik bir bant boyunca sıfıra iner. İki taş kenar uçlarda bu bant boyunca birbirine temas edecek şekilde ayarlanır. Üst taş döndükçe oluktan düşen taneler, aralığın 1 cm olduğu yerden girerek, döndükçe kenara yaklaşır ve kenara ulaştıkça un haline gelmeye başlar. Unun inceliği taştan taşa değişir. İsteğe bağlı olarak -sırayla- “yarma”, “tarhana” ya da “un” elde edilir (15).

Değirmen taşının hazırlanmasına “taş kesme” denir. Taş çok sert ve damarsız olmalıdır. Taşa şekil vermek için çekiç ve “murç” denilen çelik kalemler kullanılır. Eskilerde Muğla’ya yakın Kale ilçesinin Kurbağlık köyündeki taş ocağında tek parça olarak üretilirmiş (16). 20. yy ortalarından başlayarak Foça’dan getirilir olmuş. Birden çok dilimli parçanın birleşmesinden oluşan Foça taşı, çevresine demir çember sarılarak sağlamlaştırılıyor ve sürtünmeyen yüzleri betonla kaplanıyordu.

120-130 cm çapındaki taşların birbirine temas eden yüzeylerinin, tahılın ezilebilmesi için pürüzlü olması gerekir. Zamanla iki taşın birbirine temas eden yüzlerindeki dişler aşınır. Aynı durum, sepetteki tahıl bitip taşlar tahılsız kaldığında da yaşanır. Aşınan taşlar verimden düşer. Bu durumda yüzeyler çekiç ve “dişeği”yle yeniden pürüzlü hale getirilir. Bunun için üst taşı değirmenin uyduruk vinciyle kaldırıp dikmek ve “dişeledikten” sonra -ağır ağır- yine yerine yatırmak gerekir. Bu iş değirmencinin yarım gününü alır. Üst taş yerine yerleştirildikten sonra, “kelebeği” incir budağından yapılmış yongalarla iyice sıkıştırılır. Aksi halde kelebek gevşer, yongaları atar ve kalan boşluklardan tahıl aşağıya, suyun içine kaçar.

Dişeleme işlemi 50-60 kez yapıldıktan sonra, başlangıçta 30-35 cm olan taş kalınlığı 15 cm’nin altına düşer ve taş kullanılmaz hale gelir. Değirmenin çalışma temposuna bağlı olarak taşların yılda birkaç kez dişlenmesi gerekmektedir.

Sındı köyü-Döşeme arasında bulunan “iki taşlı” büyük su değirmeninin yukarıdan ve aşağıdan görünüşleri. Kanalların içini otlar bürümüş ama, değirmen sanki ufak bir gayretle çalıştırılabilirmiş gibi duruyor.



























Sosyoekonomik Özellikler
Değirmen üstleri sulak olduğu için ağaçlı ve çiçeklidir. Âşıklar böyle yerleri severler. Bu nedenle su değirmenleri aynı zamanda sevda mekânıdır (17). Genç kız ve erkeklerin buluşma, konuşma, sözleşme yeridir değirmenler. Yaşar Kemal “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana” adlı romanında bir değirmen üstünü şöyle anlatıyor:

“...Daha değirmene yaklaşmadan, uzaklardan bir su sesiyle birlikte inceden bir un kokusu gelir... Değirmenin dört yanında birer ulu çınar büyüklüğünde incirler, çok uzun tellikavaklar, kavaklara sarılmış asmalar, taa dağın yamacına kadar giden narlar... Aylardan Haziransa al al dalgalanan nar çiçekleri... Arkın kıyılarında yabannaneleri, un kokusuna karışmış binbir koku. Değirmenin pervânesinden, köpüğe kesmiş, kaynayarak dökülen su. Suyun kıyısında bitmiş binbir kokuda çiçekler... Un kokusuna karışmış suyun kokusu. Som sarı sarıasmalar incirlerde üst üste... Sapsarı her yan. Işılayan ekinler. Ova...”

Değirmenlerin mülkiyeti genellikle kişilere ait olur ve değirmen genellikle değirmencinin adıyla anılır. Köye ya da vakfa ait değirmenler az sayıdadır. Değirmenci gelen tahılı geliş sırasına göre öğütür ve öğütme bedeli olarak gelen üründen belli oranda “hak” alır. Değirmende arpa, buğday, mısır, çavdar ve “melez” denilen arpa-buğday ya da arpa-buğday-çavdar karışımı öğütülür. Ölçek olarak “dolu” (18) kullanılır. Ortalama olarak bir su değirmeninin 1 saatte 100-120 kg buğday ve 500 kg yarma öğüttüğü söylenebilir. Değirmenci hakkı kutsal sayılır. Tahıl sahibi isterse, hakkın karşılığını para olarak da ödeyebilir. Kişiler işlettikleri değirmenlerde hak oranını kendileri belirlerler. Bu oran yüzde 7 ile yüzde 15 arasında değişmekle birlikte genellikle yüzde 10’dur. Değirmenci masraflarını kendisi karşılar ve dilerse değirmenini başka bir şahsa kiraya verebilir ve satabilir.

Karaköy su değirmenlerinden üçünün günümüzdeki halleri. Solda Muradoğlu Mehmet, sağda Rıfat Özkan değirmenleri.. Ergin Bircan usta 1950’lerde buraya semerli eşekle -her seferinde iki çuval- buğday getirirmiş, “Su o denli kuvvetliydi ki dereyi geçerken merkebin karnına değerdi” diyor. Şimdilerde o suları ara ki bulasın..



















































Anadolu’da değirmen nedeniyle adlandırılmış köy ve yer adlarına sıkça rastlanır: Değirmenyanı, Değirmendere, Değirmenbaşı, Değirmenyolu, Değirmenboğazı, Değirmendüzü, Değirmenaltı gibi.. Datça’da da koylardan birinin adı “Değirmenbükü”dür. Ayrıca, dilimizde değirmenle ilgili pek çok atasözü ve deyim vardır (19).

Suyla çalışan değirmenlerin taşları ağır döner ve öğütülen buğday tanelerinden elde edilen unun ekmeği daha lezzetli ve -kepeği ayrılmadığı için- daha besleyici olur. Halk arasında, elektrikle çalışan değirmenlerde öğütülmüş un yandığı için ekmeğinin lezzetli olmadığı, yufkasının da iyi yazılmadığı (20) kanısı yaygındır.

Kargı Koyu’ndaki su değirmeni.
Ilıca değirmeninin benzeri olmakla birlikte ondan daha büyüktür ve iki taşlıdır. Pirî Reis (1465-1554) “Kitâb-ı Bahriye” (Denizcilik kitabı) adlı eserinde bu değirmenden şöyle söz ediyor: “…… Değirmen deresi de bir bucakdır; ol bucağın içinde bir su akar. Ol suyun ayağında değirmenler yürür ve lakin ol kadar tatlı su değildir; ancak zarûretde içilir…”.
Değirmeni besleyen su -Ilıca değirmeninde olduğu gibi- kaynak suyudur. Ancak buradaki su daha gür olduğu için, gölet yerine havuz yapılmakla yetinilmiştir. Her ikisinin de suyu içmeye elverişli değildir. Bu değirmenin sahibi -Rodos göçmeni- Hakkı Çavuş iri gövdeli, akşamcı, hoşsohbet, çok renkli bir kişiymiş; öyküleri Datça’da bugün bile anlatılır.
























Dolu ölçeği. Datça yöresinde tahıl hacimle ölçülür ve ölçek olarak “dolu” kullanılır. Resimdeki silindirik ölçü kabının çapı 17 cm, yüksekliği 27,5 cm’dir (Hacmi 6,25 dm3). Bakır gövdesi üç yerden çelik kuşaklarla güçlendirilmiştir; tabanı tahtadır. 1 dolu buğday 5 kg kadar gelir.



























Fotoğraflardan da görüldüğü gibi, Datça’nın su gücüyle çalışan değirmenleri -geleneksel yaşantının teknolojik gelişmeye karşı koyamaması sonucu- kaderine terk edilmiş, pek çoğu yıkılmış, çoğu da yıkılmaya yüz tutmuştur. Değirmenlerin yalnızca obanları duruyor; makine ve taşları çoktan sökülmüştür. Eskilerde Şubat, Mart, Nisan aylarında tam kapasite çalışırlarmış. Suyu canlı olanların taşları büyük, suyu cansız olanların taşları küçüktür. Dahası bir ikisi yazın bile -daha küçük taşla- çalıştırılırmış. Hayıtbükü’nde 3 (Hacı Bekir, Âdem Kaya ve Koca Mustafa değirmenleri), Değirmenbükü’nde 5 (Topuz [yada Hacı Ömer], Kömürler [ya da Mehmet Tokcan], Kelebek [ya da Ali Tok], Çürük [ya da Hacı Ahmet] ve Badayut [ya da Mehmet Balcı] değirmenleri), Sındı köyü-Döşeme arasındaki ve Kargı Koyu’ndaki “iki taşlı” değirmenler, Karaköy’de Pustular suyu üzerinde 6 (Fevzi Yılmaz [iki oluklu], Nâil Kaya, Muradoğlu Mehmet, Rıfat Özkan, Mustafa Ali ve Aleko’lar değirmenleri), Gavurderesi’nde 2 (Halil İbrahim ve Mehmet Öksüz&Hasan Sırtlan değirmenleri), Hızırşah’ta 1, Mesudiye’de 1, Kalamış Koyu’nda 1, Kızlan’da 1 ve bilemediğimiz daha pek çok değirmenin günümüzde hiçbiri çalışmıyor. Yel değirmenlerinin (21) -yapıları gereği- su değirmenlerine göre biraz daha şanslı oldukları söylenebilir. Elektrikle çalışan şehir değirmenlerinin bu yok oluşu hızlandırdığı kuşkusuzdur. Ancak, son yıllarda -belki küresel ısınma, belki de açılan derin kuyular yüzünden- bu değirmenlere ait derelerin de sularının azaldığı ve kimilerinin kuruduğu gözlenmektedir. Şairin dediği gibi “Böyledir hâl-i cihân, böyle gelir böyle gider”.

Notlar
1.“Âsiyâb-ı devleti bir har da olsa döndürür” dizesi ünlüdür. Yani, devlet değirmenini bir eşek bile çevirir. Çevirmesine çevirir de, neye çevirir bilinmez!
2.Bulgur -sarı ya da kara- her tür buğdaydan yapılabilir. Buğday -yenilir hale gelinceye değin- kaynatılır, “gölle” olur. Gölle -uzunca bir süre- çadır bezi üstünde kurutulur. Sonra, ara ara üzerine su serpilerek dibek taşında -ağaç tokmakla- dövülür. Buğday, kabuğundan ayrılır. Savrularak kabuklar atılır. Kabuğu atılan taneler el değirmeninde çekilir; elekte elenir. İrileri “pilavlık bulgur”, inceleri “çorbalık bulgur” (düğü) olur. Kurutulurken kuşların yemesini önlemek için çocuklar “gölle bekçiliği” yaparlar.
3.Çinli gezgin Wang Yente şöyle yazıyor: “...Sular, Uygur başkentinin etrafını çevreleyecek biçimde düzenlenmiştir. Bu sular, tarla ve bahçelerin sulanmasında ve değirmenlerin işletilmesinde kullanılır”.
4.Büyük ırmaklar üzerinde kullanılan “sal değirmen”ler -yüzdürülerek- suyun hızlı aktığı noktada konuşlandırılır. Abbâsî döneminden beri varlığı bilinen bu değirmenlerin, 20. yy başlarına değin Adana’da Seyhan Nehri üzerinde de kullanıldığı, günümüze ulaşan eski kartpostallardan anlaşılmaktadır. 5-6 taşlı büyük su değirmenlerinde çark yerine ahşap “dolap” kullanılır.
5.Kargıların üstüne çalı, onun üstüne “safran” denilen denizin kıyıya yığdığı otlar, onun da üstüne “kırmızı toprak” atılır ve sıkıştırılır. Hepsinin üstüne yayılan “geren” (yağlı toprak), “yuvgu taşı” denilen silindirle iyice sıkıştırılarak su geçirmez hale getirilir.
6.Kimi yıkık değirmenlerde bulunan parçalardan, bu madenî çarkların eskilerde meşe ve ceviz gibi sert ağaçlardan yapıldığı anlaşılmaktadır. Çark, 50-60 cm çapındaki kütüklerin üzerine kanat çakılarak yapılıyordu. Madenî çarkların çapı 130 cm kadardır. Çarka Datça çevresinde “mekik” de denilmektedir.
7.Anadolu’da kimi yerlerde bu amaçla 10-15 cm çapında sert ağaç kullanılmaktadır. Bu durumda alt ve üst uçta bulunması gerekli demir parçalar ağaca çakılır.
8.Kimi yerlerde bu amaçla yaklaşık 15 cm çapında çam ağacı kullanılmaktadır.
9.Aslında “zahîre”nin (tahılın) öğütülmeden önce kurutulması salık verilir. Tahıl yaş olursa taşa yapışır. Bu duruma tahılın taşa “sıvanma”sı denir.
10.Değirmende sıra bekleme konusu toplumda o denli yer etmiştir ki şiirlere bile yansımıştır. Balıkesirli Zâtî İvaz Çelebi (1471-1546) bir şiirinde şöyle diyor:
“Bir değirmendir cihân, her kimse bekler nevbetin” Bilindiği gibi, günümüzde biçim değiştirerek “nöbet” olan “nevbet” sözcüğü sıra anlamındadır. Bu sıra işi Datçalıları bir zamanlar öylesine bezdirmiştir ki kimileri “Muğla’da vali olacağına Datça’da değirmenci ol” derlermiş!
11.Kasnak, üst taşın dönmesini engellemeyecek şekilde 4-5 cm bol geçirilir. Bu aralıkta biriken un, sürekli kasnak içinde kalır.
12.Bu amaçla “susak” denilen su kabağı ya da ağaçtan yapılmış büyük kepçeler de kullanılmıştır.
13.Suyun boşa akmasına “suyu savmak” denir.
14.Eskilerde yaramaz çocuklar değirmenciye kızdıkları zaman, oban ağzından içeriye taş ve dal parçaları atarlarmış.
15.Değirmenden çıkan yarma “hayvan yemi” olarak kullanılır. Buğday, arpa, çavdar, yulaf ya da bunların karışımından olabilir. Değirmende öğütülen tahılın kabuğu ve içi birbirinden ayrılmaz. Un, kepeğinden ayrılmak için elenir (Un elekten geçer, kepek elekte kalır; kepek tanelerin zarıdır). Yarmada ve tarhanalıkda kepek ayrılmaz. Tarhana karılırken tarhanalık un kullanılırsa, çorba pişirilirken topak topak “çigirdikli” olmaması için sürekli karıştırmak gerekmez (Normal un kullanılırsa, tarhana çorbasını pişirirken çok iyi karıştırmak gerekir). “Yemeklik yarma” (irmik) elde etmek için, buğday dibek taşına konulup suyla ıslata ıslata dövülerek kabuğu çıkarılır. “Göce” elde edilir. Göce ya “savrularak” ya da “yıkanarak” (akarsuya tutup elle karıştırılarak) kabuklar ayrılır. Bez üstüne serilip kurutulur. Kurutulurken kuşların yemesini önlemek için yapılan “göce bekçiliği” işinde çocuklar kullanılır.
16.Değirmen taşları, “değirmentaşı” denilen taştan kesilirler. Taş kesilince sıra değirmene götürülmesine gelir ki yaklaşık 500 kg çeken taşın dağ başındaki değirmene taşınması pek de kolay bir iş değildir. Foça taşı bu yönden büyük kolaylık sağlamıştır.
17.Bir manide şöyle söyleniyor: “Değirmen üstü çiçek Orak getirin biçek Benim sevdiğim oğlan Şimdi burdan geçecek”
18.Yerel olarak 1 teneke tahıl 3 “dolu” sayılır. Buna göre 1 dolu = 19÷3 = 6,3 dm3 kadardır. Osmanlı’da ve sonraları Anadolu’nun pek çok yerinde tahıl ölçümü için “kile” ve “şinik” hacim birimleri kullanılmıştır. Bu ölçüler yere ve zamana göre ufak farklılıklar göstermekle birlikte ortalama olarak 1 kile = 4 şinik = 37 dm3 ve 1 şinik = 2 kutu = 9,25 dm3’tür. 1 teneke buğday yaklaşık 15 kg gelir.
19.Değirmenle ilgili atasözü ve deyimlerden birkaç örnek: “Taşıma (dökme) suyla değirmen dönmez”: Bir işi yapacak olanda yeteri kadar güç bulunması gerekir. “Değirmene gelen nöbet bekler”: Bir şeyden birçok kimse yararlanacaksa, herkes sırasını beklemelidir. “Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan”: Birlikte iş görecek kişiler arasında karşılıklı sevgi bulunmalı ki dirlik olsun. “Bu değirmenin suyu nereden geliyor?”: Bu işe harcanan paranın kaynağı nedir? “Bu saçları (sakalı) değirmende ağartmadık”: Bu konuda çok bilgi sahibiyiz. “Maşallah, değirmen gibi öğütüyor”: Çok ve hızlı yiyor. “Hak değirmende (değirmen damında) olur”: Sana bir şey vermem gerekmiyor. “Değirmeni soran öğütmez, varan öğütür”: Bir işi gerçekleştirmek lafla olmaz, eylemle olur. Ya da: İş uzaktan yönetilmez, iyi sonuç almak için başında bulunmak gerekir.
20.Eski bir deyim; “yazmak” burada “yaymak, açmak” anlamında kullanılıyor.
21.Datça’nın yel değirmenlerini bir başka yazımızda ele alacağız.

Kaynaklar
•Bir, A.; Kayral, M.; “Osmanlı Döneminde Anadolu’da Kullanıldığı Bilinen Alttan Çevirmeli Su Değirmenleri ve Su Kaldırma Düzenleri”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, İ.Ü. Yayın No: 4111, C.II, s.173-186, İstanbul 1998.
•Danışman, G.; “A Survey of Turbine - Type Water - Mills in the Bolu Region of the Central Anatolian Plateau”, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi, C.3, S.1, s.17-37, Ankara 1977.
•Demir, N.; “Ordu Yöresinde Su Değirmenleri ve İlgili Terimler”, Türk Halk Kültürü Araştırmaları 1997, Kültür Bakanlığı Yayınları 2176, s.28-46, Ankara 1998.
•Karahan, R.; “Van Bölgesinde Bulunan Su Değirmenlerinin Etnografik Açıdan İncelenmesi”, Van Gölü Çevresi Kültür Varlıkları Sempozyumu bildirileri (22-25 Mayıs 1995), Yüzüncü Yıl Üniversitesi, s.160-176, Van 1996.
•Kök, Ş.; “20. yy Denizli Yöresi Su Değirmenleri”, Uluslararası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu bildirileri (6-8 Eylül 2006), Pamukkale Üniversitesi yayını, s.603-614, Denizli 2007.
•Salman, F.; “Özvatan’da Eski Su Değirmenleri”, Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, S.8, s.75-88, Erzurum 2002.

Not: Değerli katkıları için Datçalı Ergin Bircan ustaya teşekkür ederiz. Datça’da çok becerikli kişiler için “Tekeden sütü çıkartır” diyorlar (Bilindiği gibi teke, erkek keçiye denir). İşte Ergin Usta böyle bir kişi. 1937 doğumlu ve dahaca çalışıyor; çalışkan ve güçlü bir yapısı var.









DATÇA'NIN YEL DEĞİRMENLERİ

Yel değirmenleri genellikle tarımsal ürünleri öğütmek, su pompalamak ve hızar çalıştırmak gibi amaçlarla geliştirilmişlerdir. Yüzlerce yıldır teknelerin ve yel değirmenlerinin yelkenlerini şişiren rüzgârlar, günümüzde elektrik üreten rüzgâr santralları için esmektedirler.

Yel değirmeni minyatürü.
Coğrafyacı “Şemseddin Muhammed ed-Dimişkî”nin (Öl. 1326/27) yaklaşık 1300 yılında yazdığı “Nuhbe-tüd Dehr” (Dönemin seçkisi) adlı kitabında bulunmaktadır. Düşey milli yel değirmenlerine ilişkin en eski resim budur. İran’ın güneydoğusunda bulunan “Sistan”daki yel değirmenlerine ilişkin bu minyatürden, değirmen gövdesinde 90º arayla 4 büyük “mermâ’’ (mazgal penceresi) bulunduğu anlaşılıyor. Mazgalların geniş tarafları dışarıya, dar tarafları içeriye açılmaktadır. Böylelikle hava için bir kanal oluşturulmakta ve rüzgâr ne yönden eserse essin, içerideki 6 elemanlı “dolap” (yelken çarkı) dönmektedir. Değirmen taşı üst kattadır. Genel havasıyla su değirmenlerinden esinlenerek yapılmış olduğu izlenimi vermektedir. Resmin üzerindeki Arapça ibârelerin yanına Türkçe karşılıkları yazılmıştır. Söz konusu kitap “Cosmographie de Chems-ed-din” (Şemseddin’in gökbilimi) adı altında Batı dillerine de çevrilmiştir. Özgün minyatür Paris’te “Bibliothèque National de France”da (Fransa Ulusal Kütüphanesi) bulunuyor.























































Rüzgâr Enerjisinin Özellikleri ve Geçmişi
Rüzgâr enerjisi, çevrime uğramış Güneş enerjisidir. Güneş’in karaları, denizleri ve atmosferi her yerde eşit olarak ısıtmaması sonucu oluşan sıcaklık ve basınç farkları bir hava akımı yaratır. Rüzgâr, yüksek basınç alanından alçak basınç alanına akan havanın, Dünya yüzeyine göre bağıl olarak yaptığı harekettir. Enerji üretimi açısından denizler, karalar, dağlar ve vadiler arasındaki yerel rüzgârlar önemlidir.

Rüzgâr atmosferde bol ve serbest olarak bulunan güvenilir ve sürekli bir enerji kaynağıdır. Doğası gereği kinetik enerji taşır. Havanın özgül kütlesi küçük olduğundan, rüzgârdan sağlanacak enerjinin miktarı hızına bağlıdır. Rüzgârın hızı yükseklikle, gücü hızının kübüyle orantılı olarak artar. Dünya yüzeyinin yaklaşık dörtte biri rüzgâr enerjisi bakımından zengin olup bu bölgelerde ortalama rüzgâr hızı, yerden 10 m yükseklikte 5,1 m/s’den yüksektir. Rüzgâr enerjisi -Betz teoremine göre- en fazla yüzde 59,3 verimle mekanik enerjiye çevrilebilmektedir (1).

Rüzgâr enerjisi kullanımının Ortadoğu’da başladığı söylenir. M.Ö. 17. yy’da Bâbil Kralı Hammurabi döneminde Mezopotamya’da sulama amacıyla yararlanılan rüzgâr enerjisi, bu dönemde Çin’de de kullanılmıştır. Yel değirmenlerinin ilk kez İslâmiyet öncesinde İran’da çalıştırılmaya başlandığı biliniyor. Ünlü tarihçi Taberî (Öl. 923) dünya tarihine ilişkin büyük kitabında, ikinci halife Hz.Ömer’in (Öl. 644) İranlı bir ustadan rüzgâr değirmeni inşa etmesini istediğini yazmaktadır. Gövdeleri kerpiçten yapılmış bu yel değirmenlerinin özellikle İran’ın güneydoğusundaki -rüzgârı bol- Sistân bölgesinde çok yaygın olarak kullanıldığı, günümüze ulaşan harabelerinden anlaşılmaktadır. İran kökenli yel değirmenleri kısa bir süre sonra İslâm âleminin batısına ve oradan da kuzeye ve Anadolu’ya yayılmışlardır. Avrupalılar bu değirmenleri ilk kez Haçlı seferleri sırasında görmüşler; Fransa ve İngiltere’de yel değirmenlerinin kullanıma açılması -ancak- 12. yy’da gerçekleşebilmiştir. Yel değirmenleri genellikle tarımsal ürünleri öğütmek, su pompalamak ve hızar çalıştırmak gibi amaçlarla geliştirilmişlerdir.

Yüzlerce yıldır teknelerin ve yel değirmenlerinin yelkenlerini şişiren rüzgârlar, günümüzde elektrik üreten rüzgâr santralları için esmektedirler.

Mimari Yapı ve Tarihçe
Yel değirmenlerinin gövdesi -kale burcu gibi- silindirik, kalın ve yalın bir taş yapıdır. Çalışmadığı zamanlar sessiz, sakin, vakur ve biraz da yılgın gibidir. Ama, bez kanatlar açılıp rüzgârla dolduğu ve dev boyutlu pervâne dönmeye başladığında, sesi ve devinimiyle yerinde duramayan coşkun bir eski zaman cengâveri kimliği kazanır.

Kule duvarı moloz taşla örülmüş olup dış çapı 6,00 m, yüksekliği 5,75 m’dir. Datça yel değirmenleri üç katlıdır.

Yel değirmeninin dıştan görünüşü.





























Yel değirmeninin kesiti.
































İlk iki katın duvar kalınlığı 83 cm, üst katınki 75 cm kadardır. Zemin kattaki kemerli giriş kapısının eni 80 cm, en yüksek yeri -ortada- 180 cm’dir. Üst katta 90x65 cm boyutlarında karşılıklı iki pencere bulunur (2). Kat yükseklikleri kabaca 2,10 m, 2,25 m ve -kule tepesi hizasına göre- 1,50 m’dir. Giriş kapısının sağından başlayıp duvarın iç yüzüne bitişik olarak yükselen 60 cm eninde 17 basamaklı bir taş merdiven bulunur. Dokuzuncu basamakta 1. kata, onsekizinci basamakta 2. kata ulaşılır. Kulenin temel derinliği 50 cm kadardır. Giriş katı duvarında bir “ocak” (şömine), üç dört raflı bir dolap, bir iki niş ve 4,35 m çapında dairesel genişçe bir alan bulunur. Burası aynı zamanda değirmencinin yatma yeridir.

Hem rüzgârın ve yelkenin oluşturduğu hava akımına engel oluşturmaması hem de değirmen çalışırken meydana gelen sarsıntı (3) ve titreşimlere kolayca dayanabilmesi için, taş kulenin yapımında kapı ve pencere boşlukları asgarî ölçülerde tutulmuş ve rüzgâr almayan batı ya da doğu yönlerinde açılmıştır.

Yapının genelinden, onu tasarımlayan kişi ya da kişilerin ciddî bir statik bilgisine sahip oldukları anlaşılmaktadır. Kullanılmayarak kaderine terk edilen değirmenlerin zaman içinde her yeri dağılıp yok olsa da, gövdelerinin onlarca yıldır sapasağlam durması da bu kanıyı doğrulamaktadır.

Datça’nın yaşlıları bu değirmenlerin Rumlardan kalma olduğunu söylerler. Körmen koyundaki değirmenin kapısı üstünde eskiyazıyla mermere kazılmış “Sene 1284” yazısı okunmaktadır. Bu Hicrî yılın Milâdî karşılığı 1867/68’dir. Bu rakam, Datçalı yaşlıların söylemlerini doğrular niteliktedir.

Değirmenin iç bölümleri ve makine aksamı tümüyle ahşaptan yapılmıştır. Basit ve işlevseldir. Yerine göre sedir, çam, pırnar, söğüt ve palamut ağacı kullanılmıştır. Kaba bir hesapla ahşap yapının tamamı için 10 m3 ağaç kullanıldığı söylenebilir. Konstrüksiyonun genelinde, yüzyıllardan süzülen bilgi ve deneyim zenginliğinin getirdiği bir yapı tekniği egemendir.

Öğütme işini yapan -üst üste yerleştirilmiş- iki silindirik değirmen taşı üst kattadır. Onların ortasından yukarı doğru -düşey milli- bir ahşap dişli “fener” yükselir. Taşların çevresinde dar bir dolaşma alanı vardır. Öğütülecek tahıl çuvalları bu katta bulunur. Tepede, dışarıdaki “yelken”in (dev boyutlu pervâne) bağlı olduğu ahşap ana şaft “iğlik” bulunur. İğliğin, yelkenin bağlı olduğu tarafı 20-25 cm daha yükseğe oturur. Ortasına yakın bir yerde, kendisine sabitlenmiş -yatay milli- 2,40 m çapında büyük ahşap dişli “çark” yer alır. Çarkın bir tarafına yerleştirilmiş ahşap tekne, öğütülecek tahılın boşaltıldığı “sepet”tir. Onun altında, tahılın değirmen taşının ortasındaki deliğe akmasını sağlayan uzunca bir oluk “terazi” göze çarpar.

Değirmen çalışırken bu mekânda bulunan biri, pencerede uğuldayan rüzgârın, dönen taşların çıkardığı gürültünün ve ara ara yaşanan sarsıntıların etkisiyle, kendisini bir yelkenli teknenin makine dairesinde bulunuyor sanabilir.

Sistemi çözebilmek için bu “makine dairesi”ni ve eklentilerini biraz daha yakından incelememiz gerekiyor.

Datça’ya 5-6 km kala -sağ tarafta- Kızlan köyü önlerinde sıra halinde yer alan 6 yel değirmeni. Bunlardan ikisi restore edilmiş olup biri ev, öbürü restoran olarak kullanılmaktadır. Metin içinde verilen çizimin ölçüleri, soldan üçüncü değirmenden rölöve çıkarılarak saptanmıştır. Öteki resimde son ikisi yakından görülüyor. Bu değirmenlerden birkaçı 1972 yılına kadar çalıştırılıyordu. (Fotoğraflar: İskân Kazak)






















Sistemin Çalışması
İğlik denilen büyük ana şaft, duvarın üstünü çepeçevre dolanan ahşap “yastık” üzerinde, dairesel kulenin tam simetri ekseninde bulunur. Yelken tarafı yukarıda kalmak üzere yüzde 4 mertebesinde bir eğimle yerleştirilmiştir (4). İğlik 40x40 cm kesitinde çam ağacından yapılmış ve yastığa temas ettiği iki yerde yataklanmıştır. Birbirine kelepçelerle bağlanan söğüt ve palamut ağacından oluşturulmuş radyal yataklara kanallar açılır ve bu kanallar belirli aralıklarla yağlanır. İğliğin ortasına yakın bir yerde, ona göğüslemelerle sabitlenmiş çark bulunur. Çarkın üzerindeki saplamalı dişler -kırıldığı ya da aşındığı zaman- arkalarındaki pimler çıkarılarak sökülüp takılabilir. Çark -dik açıyla kavrayıp döndürdüğü- fener dişlisiyle birlikte çalışır. Çarkın gövdesi karaağaçtan, dişleri ve fener gözleri pırnardan yapılır. Çarkın üzerinde 60, fenerin üstünde 12 diş vardır; yani aralarındaki çevirme oranı 60/12 = 5’tir. Yelken -arada bir gıcırdayarak- ağır ağır döner; fener ve değirmen taşı onun 5 katı hızla döner. İstendiğinde çark ve fener dişlileri birbirinden ayrılabilir. Ayırma işlemi, değirmen taşlarının merkezinden çıkan milin yana yatırılmasıyla sağlanmaktadır. Bu durumda tepedeki çark, iğlik ve yelken -boşa çıktığı için- serbestçe dönerler. Yelken bezlerinin serene sarılması, çözülmesi ya da herhangi bir onarım ya da ayar için, zaman zaman buna gereksinme duyulmaktadır.

Fener, üst değirmen taşına bağlıdır ve onu döndürür. Taşlar yaklaşık 1,60 m çapındadır, Foça’dan gelir ve her biri 600-700 kg çeker. Alttaki taş üst taşa zemin oluşturur. Üst taş değirmencinin “dümen”i indirip kaldırmasıyla aşağı yukarı hareket ederek alt taşa yaklaşıp uzaklaşmakta ve böylelikle öğütmenin inceliği ayarlanabilmektedir. Bu aşamada “dümen-değirmen taşı” ilişkisine eğilmek gerekiyor.

Yakaköy’e giderken Çeşmeköy yakınındaki Kumyeri Mahallesi’nde dağda bulunan iki yel değirmeni.




















Dümenin Kullanılması
Ara katın merdivene yakın tarafında 25x30 cm kesitli büyük bir ahşap direk bulunur. Direk alttan tabana oturur, üstten son katın taban atkılarına sabitlenmiştir. Bu direğin ortasında açılmış olan deliğe, gevşek bir biçimde ve yatay olarak 25x25 cm kesitinde bir kalas “döşek” sokulmuştur. Döşeğin her iki yanında -ona kılavuz görevi yapan- 10x10 cm’lik iki sabit dikme vardır. Döşek, öbür ucuna bağlanmış olan düşey ahşap bir “kol”la aşağı yukarı hareket ettirilebilmektedir. Bu kolun yukarı tarafı üst kattan çıkar ve ucuna -haç oluşturacak biçimde- kısa bir ahşap geçirilir. Üst katta, bu haçı -hassas bir biçimde- aşağı yukarı hareket ettiren bir kaldıraç düzeni yapılmıştır. “Dümen” denilen bu kaldıracın kısa kolu haçta, uzun kolu değirmencinin elinde bulunur. Uzun kolun ucuna -serçe parmağı kalınlığında- bir ip dolanır ve ipin boşta kalan tarafı -kat döşemelerine açılan deliklerden serbestçe geçirilerek- zemin kata indirilir ve ucuna -dümeni dengede tutmak üzere- 6-7 kg ağırlığında bir “karşı ağırlık” bağlanır. Öyle ki değirmenci, eliyle dümeni aşağı yukarı hareket ettirdiğinde -taşın ağırlığının etkisiyle- dümen bırakıldığı yerde hareketsiz kalır.

Döşeğin üstünde, değirmen taşları merkezinin izdüşümüne bir yuva açılmış ve burada “yatak” denilen bir altlık oluşturulmuştur. Yatağın üzerinden düşey bir mil “alt sibek” yükselir. Alt sibeğin üst ucunda “balta” adı verilen yaklaşık 30x10 cm boyutlarında, 20-25 mm kalınlığında -ortası dar, kenarları geniş, çift yüzlü antik baltalara benzer- bir sac parçası bulunur. Balta, ortasındaki 6x4 cm delikten alt sibeğe geçirilir. Kendisi de, üst taşın alt yüzünün boğazı kenarına önceden açılmış olan “balta yuvası”na oturtulur (5). Oluşturulan bu mekanizmayla değirmenci dümeni aşağı yukarı hareket ettirdiği zaman -sırayla- kol, döşek, alt sibek, balta ve üst değirmen taşını aşağı yukarı hareket ettirmiş olmakta ve üst taşla alt taş arasındaki aralığı artırıp azaltmaktadır.

Alt sibeğin baltadan sonraki uzantısına “üst sibek” denir. Fener milinin alt ucunda yer alan ters “U” biçimindeki yuva, baltanın ortasındaki köprüye geçer ve feneri baltaya bağlar.

Değirmenci alt katta bulunurken de değirmeni çalıştırmayı sürdürebilir. İpin ucundaki ağırlığı -duruma göre- biraz yukarı kaldırarak ya da biraz aşağı indirerek dümene kumanda eder ve ayarı tutturur (6). Sonuç olarak değirmenci değirmeni üst kattan da alt kattan da yönetebilmektedir. Eski değirmenciler “Dalgınlık değirmencinin düşmanıdır” demişlerdir.

Datça Kaymakamlığı tarafından Ergin Bircan eliyle restore edilen yel değirmeninin yelken bağlantılarının önden ve yandan görünüşü. Üçüncü resimde aynı değirmenin içinden üst kattaki çark ve fener dişlileri ile eklentileri görülmektedir. (Fotoğraflar: İskân Kazak)


































Üst kattaki “sepet”in (tahıl teknesi) altında düşey sürgülü bir yol verme kapağı vardır. Bu kapak gerektiği kadar açılarak tahıl “terazi”ye (üstü açık, eğimli oluk) düzgün olarak boşaltılır. Ana konstrüksiyona asılı olan bu düzen, işlemesi için gerekli olan titreşimi, değirmen çalışırken oluşan sarsıntıdan almaktadır.

Öğütülen tahıldan elde edilen unlar, küçük bir ahşap oluktan boşaltma kanalına akar. Değirmenci bu küçük oluktan akmakta olan unu ara ara eliyle -parmakları arasında- “yoklayarak” denetler; inceliğine ve sıcaklığına bakar (7). Un soğuk ve iriyse dümeni hafifçe oynatıp taşlar arasındaki aralığı biraz azaltır. Bir yandan da kulağı rüzgârın sesindedir. Rüzgâr azalmışsa, aralığı biraz artırıp taşları gevşetir, değirmeni hızlandırır. Özet olarak değirmencinin eli sürekli dümendedir. Amaç, unun istenen incelikte ve fazla ısınmadan öğütülmesidir. Unun kaliteli ve ondan yapılacak mamullerin lezzetli olmasının önkoşulu budur. Değirmencinin hüneri burada belli olur.

Unlar boşaltma kanalının altına takılan çuvallara doldurulur. Un çuvalları ara katta sıralanır (8).

Çekmeköy yakınındaki Hamdioğlu yel değirmeni. Şimdilerde ev olarak kullanılıyor. Kapıda “Mehmet Usta - 1946” yazıyor. Bu, değirmenin inşa tarihidir.




































Yelken
İğlik, taş kulenin üstündeki bir açıklıktan 1,20 m kadar dışarı çıkar. Açıklığın üstü küçük bir saçakla örtülüdür. Bu aralıkta yelken “seren”lerinin (direklerinin) birleştirildiği değişik ve ilginç bir bağlantı düzeni vardır. Serenler -karşılıklı olarak- ikişer ikişer iğliğe bağlanırlar. Seren boyları yaklaşık 6,00 m’dir. İğlik üzerine 30º açıyla açılmış 6 adet 10x10 deliğe 2x6 = 12 seren ve yelken bağlıdır. İğliğin ucunda yer alan 3-4 m boyundaki pervâne mili “buruna” olarak anılır. Seren uçları “çıma teli” denilen 8 mm’lik çelik tellerle burunanın ucuna birleştirilip gerilir. Seren uçları -ayrıca- ince bir gergi zinciriyle fırdolayı bağlanarak bir dış çember oluşturulur.

Dik üçgen biçimindeki yelken bezlerinin birbirine dik kenarları 2 ve 3 m kadardır. Amerikan bezinden yapılırlar ve kenarlarına serçe parmağı kalınlığında bir ip geçirilir. Yelken bezlerinin uzun dik kenarları serene çiviyle bağlanır. Rüzgârın şiddetine göre ya tamamen açık bırakılarak ya da seren üzerine bir veya birkaç kez sarılıp yüzeyleri küçültülerek kullanılır ve gerekli yüzeye bağlı olarak gerekli güç elde edilir. Değirmen çalıştırılmadığı zaman, her yelken kendi serenine tamamen sarılıp sıkıca bağlanır.

Yelken -Datçalıların söylediğine göre- “altından tavuk geçebilecek kadar” yere yakın olur. Bu nedenle yerde, yelken altında ayakta duran bir kişi -değirmeni çalıştıracağı zaman- yelken bezlerini tek tek çözebilir. Rüzgârın durumuna göre bezleri küçültmek ya da tamamen toplamak gerektiğinde de aynı yol izlenir. Serenlerin uçlarının ince bir gergi zinciriyle birbirine bağlandığını söylemiştik. Bez, istenilen yüzey elde edilecek şekilde serene sarıldıktan sonra, ucundaki ip bu zincirin halkasına bağlanıverir.

Değirmenin üst taşı bütün ağırlığıyla alt taşın üstüne basarken -ne denli kuvvetli eserse essin- rüzgâr yelkeni döndüremez. Değirmenci her şeyin hazır olduğunu görüp değirmeni çalıştırmak istediğinde dümeni hafifçe oynatır. Yelken bezleri patırtılar çıkararak şişmeye, serenler dönmeye başlar. İğlik çarkı, çark feneri, fener üst taşı döndürmeye başlar. Teknedeki tahıl bu hareketle birlikte titreşerek canlanır; düzenli biçimde (sabit bir debiyle) taşın ortasındaki delikten içeri akmaya başlar (Değirmencinin gözlediği yerlerden biri de burasıdır).

Değirmenin çalıştırılmasıyla birlikte inanılmaz bir coşku ve gümbürtü içinde toz, duman ve taze un kokusu birbirine karışır. Değirmen 50 kg’lık bir çuval buğdayı 20-25 dakikada öğütebilir.

Knidos’a giderken Palamutbükü’ne sapıldıktan sonra yolun sağında bulunan iki yel değirmeni. İkisi de yıkık olmakla birlikte yapı kalitelerinin de kötü olduğu görülmektedir.






































Datça’da hâkim rüzgâr, Mayıs-Ekim ayları arasında “karayel” ya da “poyraz”, Kasım-Ocak ayları arasında “lodos”tur. Rüzgâr en çok Mayıs-Ekim arası cömerttir. Değirmen, sabah 9-13 saatleri arasında çalıştırılır; öğleyin 13-14 arası verilen moladan sonra 14-19 arası taşlara yeniden yol verilir. Rüzgâr öğleden sonra daha coşkuludur; Güneş batınca kesilir. Datça dolaylarında eskilerde 20’ye yakın yel değirmeni ve 20’den fazla su değirmeni olduğu bilinmektedir (9).

Karaköy’e bağlı Körmen’de deniz kıyısında bulunan ve restore edilerek günümüzde ev olarak kullanılan Prof. Oric Basirov’a ait yel değirmeni ve kapısı üstünde bulunan inşa kitâbesi: “Sene 1284” (Milâdî 1867/68).


















Yel Değirmenleri ve Otomatik Kontrol
Yel değirmenlerinde rüzgâr yönünün değişmesi halinde büyük pervânenin rüzgârın estiği yöne yönlendirilmesi, değirmen taşları arasındaki uzaklığın ayarlanması ve özellikle rüzgâr hızından bağımsız olarak değirmen taşlarının dönüş hızının sabit tutulması hususları “otomatik kontrol” bilim dalının konusudur. Değirmenlerin 1500-2000 yıllık gelişimleri süresince değirmenciler kişisel yeteneklerini kullanarak bu sorunlara pratik ve ince çözümler üretmişlerdir.

18. yy endüstri devriminin başlangıcında İngiltere’de, yukarıda belirtilen kontrol sorunlarına yönelik olarak çeşitli patentlerin alınmaya başlandığı gözlenir. Yeni geliştirdiği ve pazarlamayı amaçladığı “buhar makinesi”nin kaç beygir gücüne eşdeğer olduğunu bilmek isteyen James Watt, 1788’de hayvan gücüyle tahrik edilen bir değirmene yönelir. Yaptığı hesaplar sonucunda -günümüzde kendi adıyla anılan- güç birimi 1 watt’ın 1/736 beygir gücüne eşdeğer olduğunu belirler. Watt ayrıca bir değirmende ana milin açısal hızını görsel olarak izlemeyi olanaklı kılan iplerle değirmen ana miline bağlı döner iki taştan esinlenerek kendisinin “governor” (yönetici) adını verdiği ve makinesinde buhar girişini hıza bağlı olarak değiştiren ilk kontrolör aygıtını geliştirir. C. Maxwell (1868) ve daha sonra Routh (1877) sistemin dinamik denklemlerini yazarak kararlılık koşullarını incelerler. Böylece otomatik kontrol kuramının ilk adımları atılmış olur.

Yel Değirmenleri’nin Matematiği


















































































Döner Çatı ve Ona Bağlı Öğütme Sistemi

Herkes bilir ki rüzgâr bir yerde her zaman aynı yönden esmez. Oysa değirmen yelkeninin hızlı dönmesi için esen yele tam dik konumda bulunması gerekir. Bu gereklilik, yel değirmeni çatılarının dönerli yapılmalarını zorunlu kılar. Yani değirmendeki ahşap makine düzeninin, rüzgârın değişebilecek yönüne göre kolayca ve hemen döndürülebilir olması gereklidir. Bu amacı gerçekleştirmek üzere yelkeni taşıyan iğlik, yükünü kule üstüne yerleştirilmiş ahşap tabanlara veren ve bu taban üzerinde “kayarak” dönebilen bir ahşap çembere oturtulmuştur. Bu tasarımla, dönen sistemin kanat ve dişlilerinin doğurduğu titreşimler -sistem kuleye sabitlenmediği, onun üstünde “yüzer” durumda bırakıldığı için- ana yapıya geçmemekte veya çok az geçmektedir.

Eski ve yeni restore edilmiş bir değirmende iğlik yatağı, iğlik çıkıntısının üstünü örten saçak, döner çatı detayı ve üst çemberdeki ayar yuvaları.



















































Kule üst yüzeyine oturan -sabit- ahşap taban çemberi 10 cm kalınlığında ve yaklaşık 60 cm genişliğindedir. Onun üzerinde ve dış tarafta 20 cm genişliğinde 40 cm yüksekliğinde -döner- ahşap çember bulunur. Sabit ve döner çemberlerin birbirine değen yüzeylerine oluklar açılarak temas yüzeyi ve dolayısıyle sürtünme kuvveti azaltılmaktadır. Sabit çemberin içte kalan yüzeyi üstüne yer yer yuvalar açılmıştır. Bu yuvaların civarında, döner çemberin içe bakan yüzeyi üstüne de benzer yuvalar açılmıştır. Döndürme işlemi, -karşılıklı olarak iki taraftan- alt yastıktaki ayar yuvalarına sokulan “yaslanma pimleri” ve üst çemberin ayar yuvalarına sokulan “itme çubukları” yardımıyla çatı kaydırılarak yapılmaktadır. Gerek sabit gerekse hareketli çemberlerin -döndürme işlemi sırasında yuvaların ezilip deforme olmaması için- “sakızağacı” ve “meşe palamudu” gibi sert ağaçlardan yapılması gereklidir.

Döndürme işleminin gerçekleştirilmesi.


































Değirmenin çatısı ahşaptan olup basık bir koni biçimindedir (10) ve iğliğin oturduğu döner yatak üzerine bağlanmıştır. İğliğin dışarı çıktığı uçta iki tarafa eğimli bir saçağı vardır. Üstüne genellikle çinko kaplanır. Taş kuleyi ve sistemi tümüyle örtmekle birlikte -kuleye değil- öğütme sistemine bağlıdır. Bu tasarımıyla hem zorlu doğa koşullarına hem de dev boyutlu pervânenin oluşturduğu hava akımlarına dayanıklı -neredeyse ideal- bir biçime sahiptir.

Eski bir değirmende iğlik çıkıntısı üstüne açılmış 6 adet 10x10 cm seren deliğinin alttan görünüşü.



















Sonuç olarak denilebilir ki değirmenin ana yapısıyla makine aksamı bir bütün oluşturmakta ve birbirini tamamlamaktadır. Yelken, taş kule ve ahşap konstrüksiyon üçlüsünün ilişkileri, sıradan bir tasarım ürünü değildir. Hepsinin “öz-biçim” ilişkileri şaşırtıcı bir doğrulukla geliştirilmiş ve ustaca uygulanmıştır. Üstelik bütün ahşap konstrüksiyon ve dişliler, yalnızca keser, balta, testere, el matkabı ve keski gibi basit el araçlarıyla gerçekleştirilmiştir. Yapım ustasının, geçmişteki uzun yılların yazılıp çizilmemiş bilgi, birikim ve deneyimlerini çok iyi özümsemiş olduğu kesindir.

Notlar
1.Bunun nedeni, pervaneden geçen rüzgâra oranla pervanenin yanından dolanan rüzgârın daima daha güçlü olmasıdır. Dönen kanatlar rüzgârı yavaşlattığından, en az çaba gerektiren yolu izleyen havanın, pervanenin içine gireceğine yanından geçmesidir.
2.Eskilerde bu pencerelerden “iğlik”i (ahşap ana şaft) yukarı çıkarmakta yararlanıldığı söylenir. Gövdenin dış yüzünde yer yer görülen küçük mazgallar delik değildir. Bunlar değirmen yapılırken kurulan iskelenin bağlantı boşluklarıdır.
3.Kanatların silkelenmesi, dişli düzeninin zamanla aşınmasından oluşan boşluklar ve değirmen taşlarının sürtünmesi, ciddî sarsıntılara neden olmaktadır. Zaten taş kule dışında, yapıdaki her şey hareket halindedir; ya dönmekte, ya salınmakta ya da silkelenmektedir.
4.Bu eğim yelken bezlerinin kule duvarına sürtünmesini önlemek için verilmektedir.
5.Alt taşın göbeğindeki dairesel yatak iki parça söğüt ağacından yapılmış ve milin yalpa yapmasını önlemek için taşın alt yüzünden 10 cm kadar aşağı taşırılmıştır.
6.Eskilerde yaramaz çocuklar değirmenciyi kızdırmak için bu ağırlıkla oynarlarmış! (Aşağı çekince, üst değirmen taşı yukarı kalkıyor ve taşlar gevşiyor, değirmen hızlanıyor; yukarı kaldırınca ise tam tersi oluyor.)
7.Değirmenci aldığı numuneyi avucunun içinde kâh ezip kâh yoğurarak zihnindeki ideal örnekle karşılaştırır; avucunun içiyle sıcaklığı ve yumuşaklığı, parmaklarının ucuyla inceliği ve diriliği denetler.
8.Değirmencinin öğütme karşılığı aldığı “hak” unların saklandığı dolap da bu kattadır.
9.Su değirmenleri ise Şubat-Nisan ayları arasında tam kapasiteyle çalışıyorlardı.
10.Koni yüksekliği yaklaşık olarak 2,20 m’dir. Tepesi çarkın hemen üstünde bulunur. Çark, dairesel taş kulenin merkezinde olmadığı için, koni tepesi de yapının simetri ekseninde değildir.

Kaynaklar
•Küçükerman, Ö.; “Tepedeki Yelkenli (Bir Yel Değirmeninin Düşündürdükleri - Bodrum 1984)”, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu belleteni, S.72, s.24-39, İstanbul.
•Medioli, A.; Özkan, S.; Plunz, R.; “The Grain Cycle and a Windmill at a Village on the Aegean”, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi, C.3, S.1, s.39-62, Ankara, 1977.
•Sezgin, F.; “İslâm’da Bilim ve Teknik”, C.V, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, İstanbul, 2008.
•Ültanır, M.Ö.; “Yel Değirmenlerinden Günümüze Rüzgâr Enerjisi”, Bilim ve Teknik, C.29, S.341, s.56-61, Ankara, 1996.
•“Paletli Yel Değirmeni”, Bilim Dergisi, C.3, S.12, s.56-57, Ankara, 1985.

Not 1: Değerli katkıları için Datçalı Ergin Bircan ustaya teşekkür ederiz. Datça’da çok becerikli kişiler için “Tekeden sütü çıkartır” diyorlar (Bilindiği gibi teke, erkek keçiye denir). İşte Ergin Usta böyle bir kişi. 1937 doğumlu ve dahaca çalışıyor. Bir yel değirmeninin ahşap konstrüksiyonunu üç ayda yapabilecek kadar da çalışkan ve güçlü bir yapısı var.
Not 2: Yapı’nın 338 no’lu Ocak/2010 sayısında “Datça’nın Su Değirmenleri” adlı makalemiz yayımlanmıştır. Orada ayrıntılı olarak sözü edilen -örneğin “değirmen taşı” gibi- kimi konular her iki tür değirmende de pek değişmediği için burada yinelenmemiştir. Okuyucular her iki yazıyı www.yapidergisi.com sitesinden birarada inceleyebilirler.